Önceki ayet· 7:95Sonraki ayet· 7:97

A'râf Suresi 96. Ayet· 7:96

↗ A'râf suresi
Mekki
وَلَوۡ أَنَّ أَهۡلَ ٱلۡقُرَىٰٓ ءَامَنُواْ وَٱتَّقَوۡاْ لَفَتَحۡنَا عَلَيۡهِم بَرَكَٰتٖ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ وَلَٰكِن كَذَّبُواْ فَأَخَذۡنَٰهُم بِمَا كَانُواْ يَكۡسِبُونَ
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Eğer kentlerin halkı inanmış ve Bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı, onlara göğün ve yerin bolluklarını verirdik. Ama yalanladılar; bu yüzden onları, yaptıklarına karşılık yakalayıverdik
Elmalılı Hamdi Yazır
(O) ülkelerin halkı inanıp (Allah'ın azabından) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyla yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O medeniyetlerin halkı inanıp korunsalardı, elbette ki üzerlerine gökten ve yerden bereketler saçardık. Ama yalanladılar, biz de onları, kazanır olduklarıyla yakalayıverdik.
Süleyman Ateş
(O) ülkelerin halkı inanıp (kötülüklerden) korunsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bolluklar açardık; fakat yalanladılar, biz de onları kazandıklarıyle yakaladık.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.5%
İngilizce
And if only the people of the cities had believed and feared Allah, We would have opened upon them blessings from the heaven and the earth; but they denied [the messengers], so We seized them for what they were earning
Fransızca
Si les habitants des cités avaient cru et avaient été pieux, Nous leur aurions certainement accordé des bénédictions du ciel et de la terre. Mais ils ont démenti et Nous les avons donc saisis, pour ce qu'ils avaient acquis
İspanyolca
Pero si la gente de esas ciudades hubiera creído y tenido temor [de Dios], les habría abierto las bendiciones del cielo y de la Tierra. Pero desmintieron [a Mis Profetas] y los castigué por lo que habían cometido
Rusça
Если бы жители селений уверовали и стали богобоязненны, Мы раскрыли бы перед ними благодать с неба и земли. Но они сочли это ложью, и Мы схватили их за то, что они приобретали
Endonezce
Dan sekiranya penduduk negeri beriman dan bertakwa, pasti Kami akan melimpahkan kepada mereka berkah dari langit dan bumi, tetapi ternyata mereka mendustakan (ayat-ayat Kami), maka Kami siksa mereka sesuai apa yang telah mereka kerjakan
Bengalce
আর যদি সে জনপদের অধিবাসীরা ঈমান আনত এবং পরহেযগারী অবলম্বন করত, তবে আমি তাদের প্রতি আসমানী ও পার্থিব নেয়ামত সমূহ উম্মুক্ত করে দিতাম। কিন্তু তারা মিথ্যা প্রতিপন্ন করেছে। সুতরাং আমি তাদেরকে পাকড়াও করেছি তাদের কৃতকর্মের বদলাতে।
Çince
假若各城市的居民,信道而且敬畏,我必为他们而开辟天地的福利,但是他们都否认了,故我因他们所作的罪恶而惩治了他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer kendilerine peygamberlerimizi gönderdiğimiz o memleketlerin halkı resullerimizin onlara getirdiklerine içtenlikle iman edip tasdik etselerdi, Rablerinden korkup küfrü ve günah işlemeyi terk edip emirlerine uysalardı, biz de onlara hayır kapılarını her taraftan açardık. Fakat onlar tasdik etmediler, takvalı da olmadılar, bilakis resullerinin kendilerine getirdiğini yalanladılar. Biz de onları işledikleri günah ve suçları sebebiyle aniden azap ederek yakalayıverdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
96- Eğer o ülkelerin halkı iman etseler ve korkup sakınsalardı üzerlerine gökten ve yerden nice bereket (kapıları) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kazanmakta oldukları yüzünden onları yakalayıverdik. 97- Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular? 98- Yahut o ülkelerin halkı, azabımızın kendilerine kuşluk vakti eğlenirlerken gelmeyeceğinden yana emin mi oldular? 99- Yoksa onlar Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Halbuki hüsranda olanlardan başkası Allah’ın tuzağından emin olmaz. 96. Yüce Allah peygamberleri yalanlayan kimselerin öğüt ve uyarı olmak üzere darlıkla, yavaş yavaş azaba sürüklenmek üzere de bollukla denenip imtihan edildiklerini söz konusu ettikten sonra şunu ifade etmektedir: Şayet o ülkelerin halkları kalpleri ile samimi olarak iman edip amelleri ile de o imanlarını doğrulayacak olsalardı, Allah’ın haram kıldığı her şeyi terk etmek sureti ile zahiren ve batınen O’na karşı takvalı olacak olsalardı Allah, gökten ve yerden üzerlerine bereket kapılarını açardı. Semadan üzerlerine bol bol yağmur yağdırırdı, yerden de öyle bol bitkiler çıkarırdı ki hem kendilerinin hem de davarlarının yaşamı en bol ve en rahat bir şekilde sürer, herhangi bir sıkıntı ve yorgunluk da çekmezlerdi. Ancak onlar iman etmediler, Allah’tan korkmadılar ve takvalı olmadılar. Bu nedenle “Biz de kazanmakta oldukları yüzünden onları” çeşitli cezalar, belalar, bereketlerin çekilip alınması ve pek çok afetlerle “yakalayıverdik.” Bunlar ise amellerine karşılık olarak verilecek cezanın sadece bir kısmıdır. Çünkü kazandıkları bütün günahlar karşılığında onları azapla yakalayacak olsaydı yeryüzünde canlı namına hiçbir varlık bırakmaması gerekirdi:“İnsanların kendi elleri ile kazandıklarından ötürü karada ve denizde fesad başgösterdi. (Bu) işlediklerinin bazısını onlara tattırsın ve belki dönerler diyedir.”(er-Rum, 30/41) 97. “Acaba o ülkelerin halkı” ayetlerin gelişinden de anlaşılacağı üzere bunlar peygamberleri yalanlan kavimlerdir “geceleyin uyurlarken” yani gafil bir halde dinlenmekte iken, hiç beklemedikleri bir anda o çetin ”azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?” 98. “Yahut o ülkelerin halkı, azabımızın kendilerine kuşluk vakti oynarlarken gelmeyeceğinden yana emin mi oldular?” Yani bu konuda onlara güven veren nedir? Onlar azabı hak etmelerine sebep olan işleri yaptıkları, sadece bir bölümü bile helak edilmeyi gerektiren pek çok büyük günah işledikleri halde azaptan yana emin olmalarını sağlayan nedir? 99. “Yoksa onlar Allah’ın tuzağından emin mi oldular?” Yani Allah'ın, hiç bilmedikleri bir yerden kendilerini yavaş yavaş azaba yaklaştırmasından ve onlara mühlet vermesinden emin mi oldular? Şüphesiz ki O’nun tuzağı pek sağlamdır. “Halbuki hüsranda olanlardan başkası Allah’ın tuzağından emin olmaz.” Çünkü Allah’ın ansızın gelen azabından yana emin olan bir kimse, amellere karşılık verileceğine inanmamış, peygamberlere de gerçek anlamı ile iman etmemiş demektir. Bu âyet-i kerimede yer alan ileri derecedeki korkutma dolayısı ile kul, hiçbir zaman sahip olduğu imandan yana emin olmamalıdır. Aksine sahip olduğu imanı alıp götürecek bir bela ile sınanacağından yana endişe etmeli, bundan dolayı korkup titremelidir. Her zaman Yüce Allah’a:“Ey kalpleri evirip çeviren! Kalbimi dinin üzere sabit kıl” diye dua etmelidir. Fitnelerin başgöstermesi halinde kendisini kötülükten kurtarabilecek her türlü sebebe yapışmalıdır. Çünkü kul, hangi dereceye ulaşırsa ulaşsın azaptan kesinlikle kurtulduğu kanaatine sahip olamaz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
O eski kavimler, peygamberlerinin davetini ve Allah’ın türlü ikazlarını yeterince değerlendirip iman etseler ve kötülüklerden sakınsalardı yüce Allah “elbette onların üzerine gökten ve yerden nice bereket kapıları” açacaktı. Şu halde iman ve takvânın sonu berekettir, bolluktur; mutluluk ve esenliktir. Bazı tefsirlerde “gökten gelen bereketler” yağmur, “yerden gelen bereket” de ziraî mahsuller ve hayvansal ürünlerdeki bolluk diye açıklanmışsa da buradaki “bereketler”in her türlü maddî ve mânevî hayırları kapsadığını düşünmek âyetin maksadına daha uygun düşer (bk. Râzî, XIV, 185; Şevkânî, II, 260). Zemahşerî âyetteki “açma” anlamına gelen feth kavramının “kolaylaştırma” mânasında da kullanıldığını belirtmektedir. Buna göre söz konusu ifade “... Onlar için bütün iyilik ve güzellikleri elde etme yollarını kolaylaştırırdık” anlamına gelir (II, 77).
A'râf Suresi 96. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer kendilerine peygamberlerimizi gönderdiğimiz o memleketlerin halkı resullerimizin onlara getirdiklerine içtenlikle iman edip tasdik etselerdi, Rablerinden korkup küfrü ve günah işlemeyi terk edip emirlerine uysalardı, biz de onlara hayır kapılarını her taraftan açardık. Fakat onlar tasdik etmediler, takvalı da olmadılar, bilakis resullerinin kendilerine getirdiğini yalanladılar. Biz de onları işledikleri günah ve suçları sebebiyle aniden azap ederek yakalayıverdik.