Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Biz bir ülkeye bir peygamber gönderdiğimizde, onun halkını zorluk ve darlıkla mutlaka sıktık ki, sığınıp yakarsınlar.
Süleyman Ateş
Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını -yalvarıp yakarsınlar diye- mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.7%
İngilizce
And We sent to no city a prophet [who was denied] except that We seized its people with poverty and hardship that they might humble themselves [to Allah]
Fransızca
Nous n'avons envoyé aucun prophète dans une cité, sans que Nous n'ayons pris ses habitants ensuite par l'adversité et la détresse afin qu'ils implorent (le pardon)
İspanyolca
Cada vez que envié un Profeta a una ciudad [y lo desmintieron], los azoté con la miseria y los padecimientos para que se volvieran humildes
Rusça
В какое бы селение Мы не отправляли пророка, Мы непременно подвергали его жителей невзгодам и напастям, дабы они проявили смирение
Endonezce
Dan Kami tidak mengutus seorang Nabi pun kepada sesuatu negeri, (lalu penduduknya mendustakan Nabi itu), melainkan Kami timpakan kepada penduduknya kesempitan dan penderitaan agar mereka (tunduk dengan) merendahkan diri
Bengalce
আর আমি কোন জনপদে কোন নবী পাঠাইনি, তবে (এমতাবস্থায়) যে পাকড়াও করেছি সে জনপদের অধিবাসীদিগকে কষ্ট ও কঠোরতার মধ্যে, যাতে তারা শিথিল হয়ে পড়ে।
Kendilerine peygamber gönderdiğimiz memleketlerin halkı, o peygamberi yalanlayıp, kâfir olurlarsa, bizler de onları yoksulluk, sıkıntı ve hastalıklarla yakalarız. Böylece Allah'a boyun eğerek, üzerinde oldukları küfür ve büyüklük taslamayı terk edip, bırakmalarını umarız. Bu Kureyş kabilesi ve Allah'ın sünnetini yalanlayıp, kâfir olan yalanlayıcı topluluklar için bir uyarıdır.
94- Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, halkını boyun büküp yakarsınlar diye mutlaka fakirlik ve hastalığa uğrattık. 95- Sonra bu kötü hali değiştirip yerine güzel bir hal verdik. Nihâyet çoğaldılar ve:“(Bizim gibi) atalarımız da hem darlık hem bolluk görmüştü” dediler. Bunun üzerine biz de kendileri farkında olmadan onları ansızın yakalayıverdik.
94. “Biz hangi memlekete” Allah’a ibadet etmeye çağıran ve içinde bulundukları kötülüklerden alıkoyan “bir peygamber gönderdiysek” de halkı o peygambere itaat etmediyse biz “halkını boyun büküp yakarsınlar diye mutlaka fakirlik ve hastalığa” ve çeşitli belâlara “uğratmışızdır.” Allah onları bu gibi musibetlere uğratmıştır ki belki bu sayede nefisleri yola gelir de Yüce Allah’a yalvarıp yakarırlar ve hakka boyun eğerler.
95. “Sonra” bu imtihan bir fayda sağlamayınca, aksine büyüklenmeleri devam edip azgınlıkları artınca “bu kötü hali değiştirip yerine güzel bir hal verdik.” Allah onlara bol bol rızıklar ihsan edip bedenlerine afiyet vermiş ve üzerlerindeki türlü bela ve musibetleri kaldırmıştır. “Nihâyet çoğaldılar” Sayıca arttılar, rızıkları çoğaldı, Allah’ın nimet ve lütuflarından bol bol yararlandılar. Önceden karşı karşıya kaldıkları bela ve musibetleri unuttular ve:“(Bizim gibi) atalarımız da hem darlık hem bolluk görmüştü, dediler.” Yani bu, öteden beri devam edegelen bir durumdur, öncekilerde de vardı sonrakilerde de görülen bir haldir. Bu yüzden insanlar kimi zaman bolluk ve rahatlık içinde, kimi zaman darlık ve sıkıntı içinde, kimi zaman sevinç, kimi zaman keder içinde olurlar. Zamanın değişmesine ve günlerin dönüp durmasına bağlı olarak halleri değişip durur. Böylece onlar, karşı karşıya kaldıkları bu hallerin öğüt ve hatırlatma olmadığını, onları yavaş yavaş azaba sürükleme ve durumlarına bir tepki amacı taşımadığını zannettiler. Nihâyet durumlarına memnun oldular, kendilerine verilenler dolayısı ile şımardılar, dünya onlar için en ileri derecede neşe kaynağı oldu “bunun üzerine biz de kendileri farkında olmadan” helak edilmek hatırlarına bile gelmediği bir sırada azap ile “onları ansızın yakalayıverdik.” Halbuki onlar Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri ellerinde tutabileceklerine, onların hiçbir şekilde yok olmayacağına ve bunlardan ayrı kalmayacaklarına inanmışlardı.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Dert” diye çevirdiğimiz be’sâ’ kelimesi tefsirlerde “bedensel hastalıklar”; “sıkıntı” diye çevirdiğimiz darrâ’ ise “geçim sıkıntısı, yoksulluk” şeklinde açıklanır. Kur’an-ı Kerîm’de karye kelimesi çoğunlukla kendilerine peygamber gönderilen bir toplumun yaşadığı küçük veya büyük yerleşim birimini yahut ülkeyi ifade eder ve söz konusu toplumun yerleşik bir hayat yaşadığını gösterir.
Sûrenin 59. âyetten buraya kadar geçen kısmında Nûh, Hûd, Sâlih, Lût ve Şuayb peygamberlerin kavimleriyle ilişkileri, mücadeleleri, tebliğ sırasında karşılaştıkları güçlükler ve peygamberlere karşı koyarak inkâr ve isyanda direnenlerin uğradıkları felâketlerin ibrete şayan kesitleri kısa fakat etkili ifadelerle özetlendikten sonra burada da, bir bakıma bu anlatılanların birer örnek olduğuna işaretle, esasen her devirde, kendilerine peygamberler gönderilen bütün toplumların, inkâr ve isyandan vazgeçerek Allah’a yönelmelerini sağlamak üzere hastalık veya yoksulluk gibi bazı sıkıntılara mâruz bırakıldığı; daha sonra kötülüğün yani hastalık ve yoksulluğun yerine iyilik (sağlık ve bolluk) verildiği, böylece onların Allah’ı tanıyıp O’na şükretmeleri için imkân ve fırsatlar yaratıldığı bildirilmektedir.
Kuşkusuz bu imkân ve fırsatlardan yararlananlar bulunmuşsa da, bu âyetlerin asıl maksadı Hz. Muhammed’in risâletine karşı direnen müşrik ve münkirler olduğu için, özellikle onları alâkadar eden tutum ve davranışlar üzerinde durularak bir bakıma şöyle denilmektedir: Daha önce sizin gibi inkâr edip kötülük işleyenlerin, hastalık ve yoksulluk gibi sıkıntılarla imtihan edildiklerinde, bundan Allah’ın kendilerini cezalandırdığı anlamını çıkararak tövbe etmeleri; yahut sıkıntıdan kurtulup sağlık ve bolluğa kavuştuklarında Allah’ın lutfu sayesinde bu durumdan kurtulduklarını düşünerek O’na şükretmeleri gerekirdi. Halbuki onlar “Hastalık ve yokluk, sağlık ve zenginlik gibi haller, bizim gibi geçmişte atalarımızın da başına gelen, zamana bağlı, zamanın ortaya çıkardığı normal olaylardır” diyerek inkârcılıkta ısrar ettiler; Allah da onları hiç ummadıkları bir zamanda ve ortamda ansızın yakalayıp cezalarını verdi. Eğer sizler aklınızı kullanıp basîretli davranmaz, meşakkatlerin veya nimetlerin temelindeki anlamları ve hikmetleri gerektiği şekilde kavramaz, gerekli dersi alarak iyiliklerin de kötülüklerin de kendisinden geldiği Allah’a yönelmez, sapkınlık ve kötülüklerinizden vazgeçmezseniz o eski inkârcılar gibi sizin de bir şekilde cezalandırılacağınızı unutmayınız. Çünkü inançsızlık ve isyankârlığın sonu hüsrandır, yıkımdır.
Kendilerine peygamber gönderdiğimiz memleketlerin halkı, o peygamberi yalanlayıp, kâfir olurlarsa, bizler de onları yoksulluk, sıkıntı ve hastalıklarla yakalarız. Böylece Allah'a boyun eğerek, üzerinde oldukları küfür ve büyüklük taslamayı terk edip, bırakmalarını umarız. Bu Kureyş kabilesi ve Allah'ın sünnetini yalanlayıp, kâfir olan yalanlayıcı topluluklar için bir uyarıdır.