İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İki taraf arasında bir perde, A'raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: "Selam size!"
Süleyman Ateş
İki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: "selam size!" diye seslendiler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
And between them will be a partition, and on [its] elevations are men who recognize all by their mark. And they call out to the companions of Paradise, "Peace be upon you." They have not [yet] entered it, but they long intensely
Fransızca
Et entre les deux, il y aura un mur, et, sur al-A'râf seront des gens qui reconnaîtront tout le monde par leurs traits caractéristiques. Et ils crieront aux gens du Paradis: «Paix sur vous!» Ils n'y sont pas entrés bien qu'ils le souhaitent
İspanyolca
Entre ambos [grupos] habrá una separación, y en los lugares elevados habrá personas que serán reconocidas por su aspecto [por la gente del Paraíso y la gente del Infierno], y llamarán a la gente del Paraíso saludándolos: "¡La paz sea con ustedes!" Ellos no han ingresado en él, pero están ansiosos por hacerlo
Rusça
Между ними будет изгородь, а на оградах будут люди, которые распознают каждого из них по их признакам. Они воззовут к обитателям Рая: «Мир вам!». Они пока не войдут в Рай, хотя будут желать этого
Endonezce
Dan di antara keduanya (penghuni surga dan nereka) ada tabir dan di atas A'rāf (tempat yang tertinggi) ada orang-orang yang saling mengenal, masing-masing dengan tanda-tandanya. Mereka menyeru penghuni surga, "Salāmun 'alaikum" (salam sejahtera bagimu). Mereka belum dapat masuk, tetapi mereka ingin segera (masuk)
Bengalce
উভয়ের মাঝখানে একটি প্রাচীর থাকবে এবং আরাফের উপরে অনেক লোক থাকবে। তারা প্রত্যেককে তার চিহ্ন দ্বারা চিনে নেবে। তারা জান্নাতীদেরকে ডেকে বলবেঃ তোমাদের উপর শান্তি বর্ষিত হোক। তারা তখনও জান্নাতে প্রবেশ করবে না, কিন্তু প্রবেশ করার ব্যাপারে আগ্রহী হবে।
Bu iki grup arasında; Cennet ve Cehennem ashabı arasında A'raf adı verilen yüksekçe bir sur vardır. Bu yüksek surların üzerinde iyilikleri ve kötülükleri eşit seviyede kalmış adamlar vardır. Bunlar Cennet ashabını yüzlerinin beyazlığı gibi alametlerinden tanırlar. Cehennem ashabını da yüzlerinin siyahlığı gibi alametlerinden tanırlar. Bu adamlar Cennet ahalisine seslenip onlara ikram olarak şöyle derler: “Sizlere selam olsun!” O vakit A'raf ashabı, henüz Cennet'e girmemiştir. Onlar Allah’ın rahmetiyle Cennet'e girmeyi umut ederler.
46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. Âraf üzerinde de her iki grubu simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere:“Selamun aleykum” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş (fakat oraya girmeyi) uman kimselerdir. 47- Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman:“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma” derler. 48- A’raf’takiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” 49- “Allah’ın, kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi? İşte (onlara): Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz, (denmiştir).”
46. Yani cennetlikler ile cehennemlikler arasında A’raf diye bilinen bir perde vardır. Bu, cennetten de değildir, cehennemden de değildir. Her iki tarafa da bakar, o nedenle de burada bulunan kimse, her iki kesimin durumu da görür. Bu perde üzerinde ise cennet ve cehennem ehlinden her bir kimseyi “simalarından” yani kendileri vasıtası ile tanındıkları ve başkalarından ayırt edildikleri alametleri ile “tanıyan adamlar vardır.” İşte bunlar cennet ehline baktıklarında “Selamun aleykum” diye seslenirler” ve onlara böylece selam verirler. Bunlar o ana kadar henüz cennete girmemiş olmakla birlikte cennete girmeyi ümid ederler. Allah’ın kalplerine böyle bir ümidi yerleştirmesinin ise onlara lütuf ve ihsanda bulunmak istemesinden başka bir sebebi yoktur.
47. “Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman” dehşetli görüntülerle ve korkunç durumlarla karşı karşıya kalırlar da “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.” Böylece a’raftakiler cennetlikleri görecekleri vakit onlarla birlikte cennette olmayı ümid ederler ve onları selamlarlar. İstemeyerek de olsa cehennemdekilere doğru gözleri kaydığında ise onların bu hallerinden kendilerini koruması için Allah’a sığınırlar.
48. Bu genel durumdan sonra özel bir durumdan söz edilerek şöyle buyrulmaktadır:“A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler...” Burada tanıdıklarından söz edilen kimseler cehennemliklerdir. Dünyada iken bunların azametleri, şerefleri, mal ve çocukları vardı. İşte A’raftakiler bunları tek başlarına yardımcısız ve imdatlarına koşacak kimse bulunmaksızın azap içinde görecekleri vakit şöyle diyeceklerdir:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” Dünyada iken kendileri vasıtası ile hoşlanmadığınız şeylere karşı kendinizi savunduğunuz ve isteklerinizi de bu yolla elde ettiğiniz o topluluğunuz, bugün darmadağın olmuş ve size hiçbir fayda sağlamamıştır. Aynı şekilde hakka karşı, hakkı getirenlere ve hakka uyanlara karşı büyüklenmenizin de size hiçbir faydası olmamıştır.
49. Daha sonra onlara cennet ehlinden olup da dünya hayatında iken fakir ve zayıf olan ve cehennemlik kafirlerin kendileriyle alay ettikleri birtakım kimseleri gösterecekler ve bu cehennemliklere şöyle diyecekler:“Allah’ın kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi?” Siz Allah'ın cennetine koyduğu bu kimseleri hakir görp küçümseyerek ve kendinizi de beğenerek böyle yemin ediyordunuz. İşte yeminlerinizin doğru olmadığı ortaya çıkmıştır ve sizin hiçbir şekilde hesaba katmadığınız şeyleri Yüce Allah şimdi size göstermiş bulunuyor. “İşte (onlara): Girin cennete!” yani bu zayıf gördüğünüz kimselere bir ikram ve lütuf olmak üzere “Dünyada iken işlediklerinizden dolayı, salih amelleriniz sebebi ile cennete girin”, denilmiştir. “Geleceğe dönük hoşunuza gitmeyecek şeylerden yana “size hiçbir korku yoktur ve siz” geçmiş dolayısı ile “üzülecek de değilsiniz.” Aksine güven ve huzur içerisinde olacak, her türlü hayra nail olup sevineceksiniz. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“Şüphe yok ki o günahkârlar iman edenlerin bir kısmına gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde de birbirlerine kaş-göz işareti yaparlardı... İşte bugün de iman edenler o kâfirlere gülerler, tahtlar üzerinden bakarlar.”(el-Mutaffifin, 83/29-35) İlim adamları ve müfessirler, A’raf’takilerin kim oldukları ve amellerinin ne olduğu hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bu konuda doğru olan görüş şudur: Bunlar iyilikleri ve kötülükleri eşit olan bir topluluktur. Ne kötülükleri ağır bastığı için cehenneme girmiş olacaklar, ne de iyilikleri ağır bastığı için cennete girmiş olacaklardır. Böylece Allah’ın dilediği bir süre A’raf’ta kalacaklardır. Daha sonra Yüce Allah, rahmeti ile onları cennete koyacaktır. Çünkü O’nun rahmeti gazabını geçer ve ona galip gelir. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sözlükte hicab kelimesi “perde” demek olup burada cennetle cehennem veya cennet ehliyle cehennem ehli arasındaki bir engeli ifade eder. Fahreddin er-Râzî, hicabın “Ve hemen aralarına kapısı da olan bir duvar çekilir ...” (Hadîd 57/13) meâlindeki âyette geçen “sur” anlamını ifade ettiğini belirtmiştir (XIV, 86). Sözlükte “Yüksek mekân, her şeyin en yüksek noktası” anlamındaki a‘râf ise cennetle cehennem arasındaki bir yerin adıdır. Tefsirlerde cennet ve cehennemin yerleri, birbirine uzaklıkları, cennettekilerle cehennemdekilerin birbirlerine seslerini nasıl duyurdukları, cennetle cehennem arasındaki “sur” ile “perde” ve “a‘râf”ın mahiyeti, a‘râftakilerin kimler olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de âhiret meselelerini akıl ve tecrübeye dayanarak açıklayıp çözümlemek mümkün olmadığı için bu konularda sadece nassın verdiği bilgilerle yetinip bunların gerçek olduğuna iman etmek, hakikat ve mahiyetinin ne olduğunu ise Allah’ın ilmine havale etmek en uygun tutumdur. Mümin için önemli olan, âhiretin hak olduğu, orada mutlak, kesin ve en adaletli bir şekilde herkesin yargılanacağı, sonuçta iyilerin cennetle ödüllendirileceği, kötülerin cehennemle cezalandırılacağıdır.
Âyetteki bilgilere göre â‘râfta bulunacak olanların bir kısmı, iyileri de kötüleri de simalarından tanıyacak kadar yetkinlik sahibi kimselerdir. Bunlar, ya dereceleri nisbeten düşük olduğu veya üstün dereceli olmakla birlikte, herkesin gözetlenip teşhis edilebileceği a’râf denilen yüksek yerde bir süre bekleyerek iyileri ve kötüleri birbirinden ayırmakla görevlendirildikleri için orada bekleyecekler; cennet ehline esenlik dileyecek, başlarını cehennem ehline çevirince de kendilerini onlarla birlikte bulundurmaması için Allah’a niyaz edeceklerdir.
Bu iki grup arasında; Cennet ve Cehennem ashabı arasında A'raf adı verilen yüksekçe bir sur vardır. Bu yüksek surların üzerinde iyilikleri ve kötülükleri eşit seviyede kalmış adamlar vardır. Bunlar Cennet ashabını yüzlerinin beyazlığı gibi alametlerinden tanırlar. Cehennem ashabını da yüzlerinin siyahlığı gibi alametlerinden tanırlar. Bu adamlar Cennet ahalisine seslenip onlara ikram olarak şöyle derler: “Sizlere selam olsun!” O vakit A'raf ashabı, henüz Cennet'e girmemiştir. Onlar Allah’ın rahmetiyle Cennet'e girmeyi umut ederler.