Önceki ayet· 6:53Sonraki ayet· 6:55

En'âm Suresi 54. Ayet· 6:54

↗ En'âm suresi
Mekki
وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤۡمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلۡ سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡۖ كَتَبَ رَبُّكُمۡ عَلَىٰ نَفۡسِهِ ٱلرَّحۡمَةَ أَنَّهُۥ مَنۡ عَمِلَ مِنكُمۡ سُوٓءَۢا بِجَهَٰلَةٖ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعۡدِهِۦ وَأَصۡلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٞ رَّحِيمٞ
Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ayetlerimize inananlar sana gelince: "Size selam olsun" de. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tövbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder
Elmalılı Hamdi Yazır
Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir".
Yaşar Nuri Öztürk
Ayetlerimize iman edenler sana geldiğinde şöyle söyle: "Selam size! Rabbiniz, benliği üzerine rahmeti yazmıştır. İçinizden her kim bilgisizlikle bir kötülük işler de ardından tövbe edip halini düzeltirse, hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok merhametlidir."
Süleyman Ateşen ayrışan
Ayetlerimize inananlar, sana geldikleri zaman: "Size selam olsun, de, Rabbiniz, kendi üzerine rahmeti yazmış(yaratıklarına acımayı prensip edinmiş)tir. Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder, uslanırsa muhakkak ki O, bağışlayandır, esirgeyendir."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.0%
İngilizce
And when those come to you who believe in Our verses, say, "Peace be upon you. Your Lord has decreed upon Himself mercy: that any of you who does wrong out of ignorance and then repents after that and corrects himself - indeed, He is Forgiving and Merciful
Fransızca
Et lorsque viennent vers toi ceux qui croient à nos versets (le Coran), dis: «Que la paix soit sur vous! Votre Seigneur S'est prescrit à Lui-même la miséricorde. Et quiconque d'entre vous a fait un mal par ignorance, et ensuite s'est repenti et s'est réformé... Il est, alors, Pardonneur et Miséricordieux»
İspanyolca
Cuando se presenten ante ti aquellos que creen en Mis signos, diles: "¡La paz sea con ustedes! Su Señor ha prescrito para Sí mismo la misericordia. Quien cometa una falta por ignorancia, y luego se arrepienta y enmiende, sepa que Dios es Absolvedor, Misericordioso
Rusça
Когда к тебе приходят те, которые уверовали в Наши знамения, говори им: «Мир вам! Ваш Господь предписал себе быть Милосердным, и если кто из вас сотворит зло по своему невежеству, а затем раскается и станет совершать праведные деяния, то ведь Он - Прощающий, Милосердный»
Endonezce
Dan apabila orang-orang yang beriman kepada ayat-ayat Kami datang kepadamu, maka katakanlah, "Salāmun 'alaikum" (selamat sejahtera untuk kamu)." Tuhanmu telah menetapkan sifat kasih sayang pada diri-Nya, (yaitu) barang siapa berbuat kejahatan di antara kamu karena kebodohan, kemudian dia bertobat setelah itu dan memperbaiki diri, maka Dia Maha Pengampun, Maha Penyayang
Bengalce
আর যখন তারা আপনার কাছে আসবে যারা আমার নিদর্শনসমূহে বিশ্বাস করে, তখন আপনি বলে দিনঃ তোমাদের উপর শান্তি বর্ষিত হোক। তোমাদের পালনকর্তা রহমত করা নিজ দায়িত্বে লিখে নিয়েছেন যে, তোমাদের মধ্যে যে কেউ অজ্ঞতাবশতঃ কোন মন্দ কাজ করে, অনন্তর এরপরে তওবা করে নেয় এবং সৎ হয়ে যায়, তবে তিনি অত্যন্ত ক্ষমাশীল, করুণাময়।
Çince
确信我的迹象的人来见你的时候,你说:“祝你们平安。你们的主,曾以慈悯为自己的责任。你们中谁无知地作恶,然后悔过自新,安拉必定赦宥谁,因为他确是至赦的,确是至慈的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Senin getirdiklerinin sadık olduğuna şahitlik eden, ayetlerimize iman edenler yanına geldikleri zaman onlara ikram olarak onların selamını al. Onları Allah'ın rahmetinin genişliği ile müjdele. Kesinlikle Allah kendi üzerine rahmeti lütuf olarak vacip kıldı. Bu itibarla, içinizden her kim bilmeyerek ve cehalet ile bir kötülük işler, bundan sonra da tövbe eder ve amelini ıslah ederse, şüphesiz Allah işlemiş olduğu günahı bağışlar. Allah kullarından tövbe edenleri bağışlar, onlara merhamet eder.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları o (Kur'ân’la) uyar. Onlar için O’ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Olur ki korkup sakınırlar. 52- Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma! Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez ki onları kovup da zalimlerden olasın. 53- Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir? 54- Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki:“Selam sizlere! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse (bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” 55- Günahkarların yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz. 51. Bu Kur’an bütün insanlara bir uyarıdır. Fakat ondan ancak “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanlar” yararlanabilirler. Bunlar bu diyardan ebedi kalıcılık diyarına intikal edeceklerine kesinlikle inananlardır. İşte bundan dolayı kendilerine fayda sağlayacak şeyleri yerine getirmeye çalışır ve zarar verecek şeyleri terk ederler. “Onlar için O’ndan” yani Yüce Allah’tan “başka ne bir dost” yani işlerini üstlenecek, arzuladıklarını elde edebilsinler ve sakındıkları şeylerden uzaklaşabilsinler diye yardımcı olacak bir kimse “ne de bir şefaatçi” yani aracılık edebilecek kimse “vardır.” Çünkü mahlukatın hiçbir işte herhangi bir yetki sahibi olmaları söz konusu değildir. “Olur ki korkup sakınırlar.” Yani Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından sakınmak sureti ile muttakilerden olurlar. Çünkü uyarıp korkutmak, bunu gerektirir ve bunun sebeplerindendir. 52. “Sırf O’nun rızasını isteyerek sabah akşam Rab’lerine dua edenleri kovma!” Yani başkaları ile oturup kalkmak arzusu ile ibadet ve ihlas sahibi olan kimseleri yanından, seninle birlikte oturup kalkmaktan uzak tutma. Bunlar Rablerine hem sürekli zikir, namaz ve buna benzer ibadet duası yapanları, hem de gündüzün başında ve sonunda, dilekte bulunmak kastı ile istek duası yapan, bu amelleri ile Allah’ın rızasını maksat edinen ve bunun dışında bir maksat gütmeyen kimselerdir. Böyleleri kovulmaya ve kendilerinden yüz çevrilmeye layık değildirler. Aksine bunlar senin kendilerini dost edinmene, onları sevmene, kendine yakınlaştırmana layıktırlar. Çünkü bunlar fakir olsalar dahi insanların arasından süzülmüş seçkin kimselerdir. İnsanlar nezdinde zelil kabul edilseler dahi gerçekte aziz olanlar da onlardır. “Onların hesabından sana bir şey düşmez. Senin hesabından da onlara bir şey düşmez” Herkesin hesabı kendinedir. İyi ameli lehine, kötü ameli de aleyhinedir. “ki onları kovup da zalimlerden olasın.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu emre en ileri derecede uymuş ve riâyet etmişti. Mü’min fakirlerle oturduğu vakit onlarla birlikte kalmaya gayret eder, onlara güzel ve yumuşak davranır, onlara karşı güzel ahlak sergiler, onları kendisine yakınlaştırırdı. Hatta böyleleri onun meclisine gelenlerin çoğunluğunu teşkil etmekteydi. -Allah onlardan razı olsun.- Bu âyetin nüzul sebebi şudur: Kureyş’ten yahut da Arapların ileri gelenlerinden kabul görmüş birtakım kimseler Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şöyle dediler: “Sana iman etmemizi ve uymamızı istiyor isen -ashab-ı kiram’ın fakirlerinden bazı kimseleri zikrederek- filan ve filanı yanından uzaklaştır. Çünkü Arapların bu fakir kimseler ile birlikte bizi otururken görmelerinden utanırız.”[2] Peygamber’in de bunların İslâm’a girmelerini ve kendisine uymalarını arzu etmesi dolayısı ile içinden dediklerini yapmak geçti. Allah da bu âyet-i kerime ve benzerleri ile ona sitemde bulundu. 53. “Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmı ile sınadık ki: “Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” desinler. Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” Yani Yüce Allah'ın onların bir kısmını zengin, bir kısmını fakir, bir kısmını şerefli ve güçlü kılması, Allah’ın kullarını bir sınamasıdır. Allah fakir ya da alt tabakada olan bir kimseye imanı lütfedecek olursa bu, zengin ve güçlü kimse için bir sınamadır. Eğer bu güçlü ve zenginin maksadı hakkı bulmak ve ona uymak ise o da imana gelir, İslâm’a girer. Kendisinden zenginliği ya da güç ve şerefi itibari ile daha aşağılarda gördüğü kimse ile aynı makamı paylaşması, iman etmesine engel olmaz. Eğer hakkı aramak ve bulmak isteğinde samimi değil ise o takdirde bu, kendisini hakka tâbi olmaktan alıkoyacak bir engel teşkil eder. İşte bunlar kendilerinden daha aşağılarda gördükleri kimseleri hakir görerek:“Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulunmuş?!” derler ve bu durum, kavrayışları yerli yerinde olmadığı için hakka tâbi olmaktan onları alıkoyar. Yüce Allah bu gibi kimselere Allah’ın hidâyet vermesine, buna karşılık kendilerini hidâyete iletmemesine itirazlarını da ihtiva eden bu sözlerine cevap olmak üzere:“Allah şükredenleri en iyi bilen değil midir?” buyurmaktadır. Allah kendi nimetini bilip itiraf ve ikrar eden ve bu nimetin gerektirdiği salih ameli işleyenleri elbette en iyi bilendir. O, lütuf ve minnetini böylelerine ihsan eder. Şükretmeyen kimselere değil. Şüphesiz ki Yüce Allah, hikmet sahibidir, lütfunu ehil olmayan kimselere vermez. Bu sebep dolayısıyla itiraz eden bu kimseler, Allah’ın kendilerine iman etmeyi lütfetmiş olduğu fakir ve onlarla birlikte iman eden diğerlerinden farklıdırlar. İman edenler asıl şükredenlerdir. 54. Yüce Allah Peygamberine, Rablerine itaatle boyun eğen mü’minleri kovmayı yasakladıktan sonra bu mü’minlere ikram, tazim, tebcil ve ihtiram ile karşılık vermesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimize iman edenler sana geldiğinde de ki: Selam sizlere!” Yani mü’minler senin yanına gelecek olurlarsa sen onlara selam ile karşılık ver ve onları güzel bir şekilde karşıla. Onları selamla, esenlik dileklerini ilet. Onların gayret ve çabalarını daha bir coşturacak şekilde Allah’ın rahmetini, O’nun cömertliğinin ve ihsanının bolluğunu müjdele. Bu, rahmet ve ihsana ulaştıran her bir yolu izlemeye onları teşvik et. Günahlar üzerinde ısrar etmekten de onları sakındır. Onlara masiyetlerden tevbe etme emrini ver ki, Rablerinin mağfiretine, lütuf ve ihsanına nail olabilsinler. Bu nedenle devamla şöyle buyrulmuştur:“Rabbiniz kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Şöyle ki: İçinizden kim cahillikle kötü bir iş işler de sonra arkasından tevbe edip (halini) düzeltirse…” Günahın terk edilmesi, ondan vazgeçilmesi, günahtan dolayı pişmanlık duyulması ile birlikte amelleri düzeltmek, Allah’ın farz kıldıklarını eda etmek, zahir ve batın amellerden bozulanları ıslah etmek kaçınılmazdır. İşte bütün bunlar gerçekleşecek olursa “(bilsin ki) O, Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani böylelerinin üzerine emirlerini yerine getirmelerine uygun olarak Allah, mağfiret ve rahmetinden bol bol yağdıracaktır. 55. “Günahkârların” Allah’ın azap ve gazabına ulaştıran “yolu belli olsun diye âyetleri işte böyle açıklıyoruz.” Âyetleri böylelikle açıklıyor ve beyan ediyoruz, hidâyet ile sapıklık, doğruluk ile eğrilik yollarını birbirinden ayırt ediyoruz. Tâ ki böylece hidâyet bulacak olanlar doğru yolu bulsunlar ve izlenmesi gereken hak da açık seçik ortaya çıksın. Ayrıca günahkârların yolu açık seçik ortaya çıkacak olursa, o yoldan sakınmak ve uzak durmak mümkün olacaktır. Onların yolları şüpheli kalır ve net bir şekilde ortaya çıkmayacak olursa durum böyle olmaz. Onların yolları da açıkça ortaya çıkmadan bu üstün maksat gerçekleşemez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Her ne kadar –İbn Atıyye’nin kaydettiği gibi (III, 296)– müfessirlerin çoğunluğu âyetin ilk cümlesindeki “inananlar”la bilhassa Hz. Peygamber’in yanındaki yoksul müslümanlar olduğunu söylemişlerse de aynı müfessire göre âyet, herhangi bir zümre kastetmeksizin bütün müslümanları içermektedir. Âyetteki cehâlet kelimesi “günah olduğunu bile bile sefihlere ve hoyratlara özgü bir şekilde” veya –meâlinde gösterildiği gibi– “(günah olduğunu) bilmeyerek” şeklinde açıklanmıştır (bk. Zemahşerî, II, 17). Yüce Allah’ın, daha önce bilerek veya bilmeyerek bazı kötülükler işledikleri halde, sonradan tövbe edip inanç ve yaşayışlarını düzeltenlere merhamet edeceğini bu şekilde kesin bir ifadeyle vaad etmesi, O’nun iyi kulları için eşsiz bir lutuf ve keremidir. Ayrıca burada, ilâhî rahmete mazhar olabilmek için yalnızca tövbe edip hakka ve hayra yönelmenin şart koşulduğu, dolayısıyla insanların makam, servet, cinsiyet veya milliyet gibi durumlarına bakılmayacağı, böylece İslâm’ın –kelimenin en doğru anlamıyla– adaletçi ve eşitlikçi bir din olduğuna işaret edildiği görülmektedir. Yine bu âyette İslâm dininin en güzel ve köklü şiarlarından olan selâmlaşmanın önemine dikkat çekildiğini görüyoruz. Meâlinde “selâm size!” diye çevrilen cümlenin âyetteki karşılığı “selâmünaleyküm”dür. Diğer bazı âyetlerde ise bu ifade “esselâmüaleyküm” şeklindedir (ayrıca bk. Nisâ 4/86).
En'âm Suresi 54. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Senin getirdiklerinin sadık olduğuna şahitlik eden, ayetlerimize iman edenler yanına geldikleri zaman onlara ikram olarak onların selamını al. Onları Allah'ın rahmetinin genişliği ile müjdele. Kesinlikle Allah kendi üzerine rahmeti lütuf olarak vacip kıldı. Bu itibarla, içinizden her kim bilmeyerek ve cehalet ile bir kötülük işler, bundan sonra da tövbe eder ve amelini ıslah ederse, şüphesiz Allah işlemiş olduğu günahı bağışlar. Allah kullarından tövbe edenleri bağışlar, onlara merhamet eder.