Diyanet İşleri
Onlar ki Allah'ın yolundan menedip, onu eğriltmek isterler, ahireti de inkar ederlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, Allah'ın yolundan men ederler ve onu eğriltmek isterler, ahireti de inkâr ederlerdi".
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Onlar ki, Allah'ın yolundan geri çevirip yolun eğri-büğrüsünü isterler, onlar âhireti de inkâr edenlerdir.
Süleyman Ateş
Onlar ki Allah'ın yolundan menedip, onu eğriltmek isterler, ahireti de inkar ederlerdi.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O zalimler, Allah’ın yolundan kendileri yüz çevirdiği gibi başkalarını da yüz çevirmeye sürüklerler. İnsanlar o yola girmesinler diye hak yolun eğri olmasını arzu ederler. Onlar ahirete hazırlık yapmaz ve o günü inkâr ederler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
44- Cennetlikler cehennemliklere:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk, siz de Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da:“Evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir münâdi: “Allah’ın laneti zulmedenlere olsun!” diye seslenir. 45- “Onlar ki Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyen kimselerdi. Onlar âhireti de inkâr ederlerdi.”
44. Yüce Allah, zikri geçen iki kesimin kendilerine ayrılan yere yerleşip peygamberlerin haber verdiği ve ilâhi kitapların sözünü ettiği mükâfat ve cezayı bulacaklarını söz konusu ettikten sonra cennet ehlinin cehennemliklere seslenerek:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk” diyeceklerini bize bildirmektedir. Yani Rabbimiz bize iman ve salih amele karşılık cenneti vaadetmişti. İşte O, bizi cennetine koydu ve biz, O’nun bize dünyada iken vereceğini vaadettiği nimetlerini gördük. “Siz de” küfür ve masiyetlere karşılık “Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenirler. Onlar da: Evet” O’nun bize vaadettiğini biz de gerçek olarak bulduk “derler.” Böylelikle bütün insanlar, Allah’ın vaadinin hiçbir şüphe taşımayan gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamış olacaktır ki zaten sözü Allah’tan daha doğru kim olabilir? Böylece her türlü şüphe ve tereddütleri ortadan kalkmış olacak ve bu konuda hakka’l-yakin derecesine ulaşmış olacaklardır. Mü’minler Allah’ın vaadinden sevinip memnun olacakken kâfirler de hayırdan ümitlerini kesecek ve kendi aleyhlerine azabı hak etmiş oldukları ikrarında bulunacaklardır. “Bunun üzerine aralarında” yani cennetliklerle cehennemlikler arasında “bir münâdi: Allah’ın laneti” yani her türlü hayırdan uzak tutması “zulmedenlere olsun, diye seslenir.” Çünkü Yüce Allah rahmet kapılarını karşılarına açtığı halde onlar, zulme saparak o yolları izlemekten uzak durdurlar. Hem kendilerini Allah’ın yolundan alıkoydular hem de başkalarını Allah’ın yolunu izlemekten alıkoydular. Böylelikle hem kendileri saptılar, hem de başkalarını saptırdılar. 45. Allah, kendi yolunun dosdoğru olmasını, kendisine doğru yol alacakların doğru yolda yürümelerini ister. Bunlar ise “onu eğri göstermek isteyen kimselerdi.” Yani onun eğri ve doğru yoldan uzak olmasını isterlerdi. Hem “onlar âhireti de inkâr ederlerdi.” İşte doğru yoldan sapmalarına ve nefsin haram kılınan arzularına yönelmelerine sebep olan şey, öldükten sonra dirilişe iman etmeyişleri ve ilâhi azaptan korkmayıp mükâfatı ummayışlarıdır. Bu buyruğun mefhumundan anlaşıldığına göre Allah’ın rahmeti mü’minleredir. O’nun lütuf ve ihsanı onları kuşatır ve kesintisiz olarak onlara ulaşır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yukarıdaki âyetlerde inkâr ve isyanda direnenlerin “cehennem ehli”, inananların da “cennet ehli” oldukları, her iki zümrenin yaptıklarının karşılığını âhirette bulacakları bildirildikten sonra 44 ve 50. âyetlerde iki zümre arasında, mahiyetini bilemeyeceğimiz bir iletişimden bahsedilmekte, bu suretle âhiretle ilgili vaad ve tehditlerin gerçekliği, farklı bir anlatımla bir defa daha vurgulanmaktadır.
Her ne kadar bütün inkârcılar cehenneme atılacaksa da, burada insanları Allah yolundan alıkoyma ve bu dosdoğru yolu eğri büğrü göstermeye kalkışma suçunun özellikle zikredilmesi, ayrıca bunu yapanların “zalimler” diye nitelendirilmesi oldukça önemlidir. Bu bilgiler bize, ilâhî dine, onun öğretilerine, kutsal değerlerine, kurumlarına ve bağlılarına karşı kin ve düşmanlık besleyen; duruma göre yalan, iftira, hakaret, hile, tehdit, fiziksel şiddet ve baskı gibi haksız ve zalimce yöntemlere başvurarak insanların İslâm’ı ve onun ilkelerini benimsemelerine engel olan; bedenî, ilmî, malî, sosyal ve siyasî gücünü hak dine karşı kullanıp onunla ilgili şüpheler uyandırmaya, onu zaafa düşürmeye, zararlı göstermeye kalkışan “zalimler”in, lânete uğramayı yani Allah’ın rahmet ve inâyetinden büsbütün mahrum kalmayı gerektiren bir suç işlediklerini göstermektedir.