Önceki ayet· 68:6Sonraki ayet· 68:8

Kalem Suresi 7. Ayet· 68:7

↗ Kalem suresi
Mekki
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعۡلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعۡلَمُ بِٱلۡمُهۡتَدِينَ
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Doğrusu senin Rabbin, yolundan sapıtanları çok iyi bilir; O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
Yaşar Nuri Öztürk
Senin Rabbin, evet O'dur kendi yolundan kimin saptığını en iyi bilen. Ve O'dur kimin doğruya ve güzele kılavuzlandığını en iyi bilen.
Süleyman Ateş
Şüphesiz Rabbin, kim(ler)in kendi yolundan saptığını ve kimlerin yolda olduğunu en iyi bilen O'dur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.8%
İngilizce
Indeed, your Lord is most knowing of who has gone astray from His way, and He is most knowing of the [rightly] guided
Fransızca
C'est ton Seigneur qui connaît mieux ceux qui s'égarent de Son chemin, et Il connaît mieux ceux qui suivent la bonne voie
İspanyolca
Tu Señor sabe mejor que nadie quiénes se extravían de Su camino, así como sabe quiénes son los que siguen la guía
Rusça
Твой Господь лучше знает тех, кто сбился с Его пути, и лучше знает тех, кто следует прямым путем
Endonezce
Sungguh, Tuhanmu, Dialah yang paling mengetahui siapa yang sesat dari jalan-Nya; dan Dialah yang paling mengetahui siapa orang yang mendapat petunjuk
Bengalce
আপনার পালনকর্তা সম্যক জানেন কে তাঁর পথ থেকে বিচ্যুত হয়েছে এবং তিনি জানেন যারা সৎপথ প্রাপ্ত।
Çince
你的主的确知道谁是叛离他的正道的,他的确知道谁是遵循他的正道的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Rasul!- Şüphesiz Rabbin; yolundan sapanları da, o yolu bulmuş olanları da çok iyi biliyor. Ayrıca onların yoldan sapmış kimselerden olduğunu ve senin de onun doğru yolu üzerine olduğunu da çok iyi biliyor.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Nûn. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıkları şeylere andolsun ki; 2- Sen Rabbinin nimeti sayesinde bir deli değilsin. 3- Gerçekten senin için kesintisiz bir mükafat vardır. 4- Şüphe yok ki sen çok yüce bir ahlâka sahipsin. 5- Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; 6- Deli hanginizmiş? 7- Şüphesiz ki Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir. O, hidâyette olanları da çok iyi bilendir. (Mekke’de inmiştir. 52 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Yüce Allah, “kaleme” yemin etmektedir. Burada kalem, çeşitli ilimlerin kendileri ile yazıldığı, nesir ve nazım eserlerinin satıra geçirildiği bütün kalemleri kapsayan bir cins/tür ismidir. Bu yeminin sebebi, kalemin ve onunla satır satır yazılan türlü sözlerin, Allah’ın pek büyük âyetlerinden olmasıdır. Bu da peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in düşmanlarının ona nispet ettikleri delilikten uzak olduğuna dair kendisi ile yemin edilmeye değer bir şeydir. 2. Alah onun, Rabbinin üzerindeki nimet ve ihsanı sayesinde delilikten çok uzak olduğunu bildirmektedir. Çünkü Allah, ona kemâl derecesindeki aklı, oldukça sağlam görüşü ve kalemlerin yazdığı şeylerin, insanların satır satır dizdiklerinin en güzeli olan, hakkı batıldan ayırt edici sözü ona ihsan etmiştir. İşte bu, dünyadaki mutluluğun tâ kendisidir. 3. Daha sonra Allah, onun âhiretteki mutluluğunu da söz konusu ederek:“Gerçekten senin için kesintisiz bir mükafat vardır” buyurmaktadır. Yan senin için pek büyük bir mükafat vardır. Nitekim “mükafat” kelimesinin (لَأَجۡرًا ) nekire/belirtisiz gelmesi de bunu ifade etmektedir. Bu mükafatın kesintisi olmayacaktır. Sürekli ve devamlıdır. Buna sebep de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in işlemiş olduğu salih ameller, sahip olduğu mükemmel ahlâk ve her türlü hayra yol gösterişidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 4. “Şüphe yok ki sen çok yüce bir ahlâka sahipsin.” Ahlâkın pek yücedir, Allah’ın sana lütfetmiş olduğu ahlâk ile sen, alabildiğine yükseklere çıkmışsın. O’nun pek yüce olan bu ahlâkının özünü mü’minlerin annesi Âişe radıyallahu anha dile getirmiştir. Zira Peygamber’in ahlâkı hakkında kendisine soru soranlara:“Onun ahlâkı Kur’ân idi” diyerek cevap vermiştir. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyrukları da buna örnektir:“Sen af yolunu tut, mâruf olanı emret ve cahillerden yüz çevir!”(el-A’râf, 7/199); “Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın...”(Âl-i İmrân, 3/159); “Andolsun içinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir... “ (et-Tevbe, 9/128) Buna benzer Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in en üstün ahlâkî değerlere sahip olduğunu gösteren daha pek çok âyet-i kerime ile her türlü güzel ahlâka teşvik eden âyet-i kerimeler hep bu türdendir. Zira o bütün bu ahlâkî faziletlerin en mükemmel ve en değerlisine sahipti. Her bir ahlâkî fazilette en yüksek zirveye çıkmıştı. Gâyet yumuşak huylu idi. İnsanlara yakındı, davet edenlerin davetini kabul ederdi. Bir ihtiyacını karşılamasını isteyenin ihtiyacını görürdü. Kendisinden bir şeyler isteyenin gönlünü ederdi. Onu mahrum etmez ve eli boş çevirmezdi. Arkadaşları ondan bir işi yapmasını istediklerinde onlara muvafakat eder, eğer bir sakıncası yoksa bu konuda onlara uyardı. Bir işe karar verdiği takdirde bunu tek başına alıp onlara dayatmazdı. Aksine onlara danışır ve görüşlerini alırdı. İyilikte bulunanların bu davranışlarını kabul ile karşılar, kötülük işleyeni affederdi. Kiminle oturup kalkmış ve sohbette bulunmuşsa mutlaka ona en güzel ve en mükemmel şekilde davranmıştır. Ona karşı yüzünü ekşitmez, konuştuğu vakit sert ve kaba konuşmazdı. Ona gülümsemeyi esirgemez, yanılarak söylediği sözleri saklayıp yüzüne vurmazdı. Herhangi bir olumsuz davranışı dolayısı ile onu azarlamaz, aksine onlara alabildiğine iyilikte bulunur ve en ileri bir derecede onlara katlanırdı. 5-6. Yüce Allah Peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’ı her yönden en üstün bir mevkiye yükselttiği halde düşmanları onun deli olduğunu, cinler tarafından çarpılmış olduğunu söylüyorlardı. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler; deli hanginizmiş?” Zira artık insanlar arasında en çok hidâyet üzere olanın, hem kendisi için hem de başkası için en mükemmel ahlâka sahip olanın o olduğu, buna karşılık düşmanlarının da en sapık insanlar, en çok kötülük edenler oldukları ve Allah’ın kullarını fitneye düşürerek O’nun yolundan saptırdıkları açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Zaten Allah’ın bunu bilmesi de yeter. Çünkü hesaba çekecek ve amellerin karşılığını verecek olan O’dur: 7. Bu buyrukta haktan sapanlara bir tehdit, hidâyet bulanlara da bir vaat bulunmaktadır. Ayrıca Yüce Allah’ın hikmeti de açıklanmaktadır. Çünkü O, insanlar arasından hidâyet bulmaya elverişli olanları doğru yola iletir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin başında bulunan “nûn” harfi, “hurûf-ı mukattaa”dan olup bu tür harflerin ilk inenidir. Bakara sûresinin ilk âyetinde bunlar hakkında geniş bilgi verilmiştir. Mekke müşrikleri şair, kâhin ve sihirbazların cinlerden bilgi ve ilham aldıklarına inanırlardı. Hz. Peygamber’in de onlar gibi cinlerin etkisi altına girdiğine ve söylediklerinin ona cinler tarafından telkin edildiğine inandıkları için ona şair, kâhin, sihirbaz ve mecnun diyorlardı (krş. Hicr 15/6; Tûr 52/29-30; Müddessir 74/24 ve bu sûrenin 51. âyeti). Bu sebeple Allah Teâlâ kaleme ve kalem ehlinin yazdığı satırlara yemin ederek onun, iddia edildiği gibi mecnun olmadığını, aksine Allah’ın lutfuna yani peygamberlik gibi bir şerefe erdiğini ifade buyurdu (Şevkânî, V, 308). Elmalılı buradaki bir anlam inceliğine dikkat çekerken özetle şunları söyler: “(Yazanların) yazdıklarına” diye çevrilen cümledeki fiilin kalıbı, yazanların, gerçekte kalemler değil, akıl ve idrak sahibi varlıklar olduğunu gösterir. İfadenin akışı dikkate alındığında burada kalemden maksadın da bu nesnenin kendisi değil onun yazdıkları olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde kalem ve yazılardan, akıl ve anlamlar âlemini, bunlardan da onları beşer aklına yazan ilk kalemi, bundan da onun sahibi olan rabbü’l-âlemîni anlamak gerekir. Öte yandan bu fiilin, “yazmakta oldukları ve yazacakları” anlamlarını birlikte anlattığı da gözden kaçırılmamalıdır (VIII, 5266-5267). “Kalemden maksat vahyi yazan kalem, yazdıklarından maksat Kur’an’dır” diyenler de olmuştur; ancak âyeti genel anlamda değerlendirmek daha doğru olur. Burada kalem ile simgelenen yazının, insanın düşünce, tecrübe ve kavrayışlarının kayıtlar aracılığıyla bireyden bireye, kuşaktan kuşağa ve bir kültür çevresinden diğerine aktarılmasında önemli bir etken; bilginin yazılıp korunmasında, ilim ve irfanın gelişmesinde, dolayısıyla toplumların aydınlanmasında vazgeçilmez bir araç olduğuna işaret vardır. Kur’an-ı Kerîm’in ilk inen sûresine (Alak) “oku!” buyruğuyla başlandığı gibi ikinci inen bu sûrenin ilk âyetinde de Allah Teâlâ tarafından yazı aracı olan kaleme ve kalem ehlinin onunla yazdıkları üzerine yemin edilmiş olup bu durum, İslâm’ın okuma yazmaya, bilime ve yazılı kültüre verdiği önemi göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Özellikle Hicaz Bölgesi Araplarının ilk defa Kur’an ile birlikte yazılı kültüre geçmelerinde –başka âmiller yanında– bu gibi âyetlerin teşvik edici bir role sahip olduğu söylenebilir. Hz. Peygamber’e verilen “bitip tükenmeyen ödül”, dünyada peygamberlik görevini yerine getirirken her türlü engellere karşı yanında bulduğu Allah’ın yardımı, âhirette ise Allah’ın ona lutfedeceği müstesna mükâfatlardır (İbn Âşûr, XXIX, 62-63). 4. âyetteki “üstün ahlâk” ise Hz. Peygamber’in sahip olduğu Kur’an ahlâkıdır. Nitekim Hz. Âişe bir soru münasebetiyle Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu belirtmiş (Müslim, “Müsâfirîn”, 139); kendisi de güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini ifade buyurmuşlardır (Muvatta’, “Hüsnü’l-huluk”, 8). Bu açıklamalar, Hz. Peygamber’in, müşriklerin iddia ettiği gibi mecnun değil, aksine Allah’ın lutfuna mazhar olmuş yüksek bir şahsiyete ve üstün bir ahlâka sahip, her yönüyle mükemmel, insanlık için örnek bir önder ve güvenilir bir rehber olduğunu gösterir. 5-6. âyetler ise Hz. Peygamber’e mecnun diyenlere karşı bir cevap ve uyarı içermektedir. Burada inkârcıların, hak ettikleri cezaya çarptırıldıkları zaman Hz. Peygamber’i mi yoksa kendilerini mi cin çarpmış olduğunu görecekleri sert bir üslûpla ifade edilmiştir. Nitekim Bedir Savaşı’nda müslümanlardan beklemedikleri darbeyi yiyince cin çarpmışa dönmüşler ve neye uğradıklarını bilememişlerdir. 7. âyet, önceki âyetlerin gerekçesini anlatmaktadır; buna göre inkârcılar hem dünyada hem de âhirette kendilerine fayda sağlayacak ve mutlu kılacak olan Allah’ın dininden ve O’nun yolundan saptıkları için asıl mecnun kendileridir.
Kalem Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Rasul!- Şüphesiz Rabbin; yolundan sapanları da, o yolu bulmuş olanları da çok iyi biliyor. Ayrıca onların yoldan sapmış kimselerden olduğunu ve senin de onun doğru yolu üzerine olduğunu da çok iyi biliyor.