Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a mahsustur. Öyle iken, inkar edenler Rablerine başkalarını eşit tutuyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Böyleyken kâfirler hâlâ Rablerine başkalarını eşit sayıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Hamt Allah'adır! O ki gökleri ve yeri yaratmış, karanlıklara ve nura vücut vermiştir. Sonra, gerçeği örtenler bunları Rablerine denk tutuyorlar.
Süleyman Ateşen ayrışan
Hamdolsun o Allah'a ki, gökleri ve yeri yarattı, karanlıkları ve aydınlığı var etti. Yine de inkarcılar, Rablerine eşler tutuyorlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.1%
İngilizce
[All] praise is [due] to Allah, who created the heavens and the earth and made the darkness and the light. Then those who disbelieve equate [others] with their Lord
Fransızca
Louange à Allah qui a créé les cieux et la terre, et établi les ténèbres et la lumière. Pourtant, les mécréants donnent des égaux à leur Seigneur
İspanyolca
Alabado sea Dios que creó los cielos y la Tierra, y originó las tinieblas y la luz. Pero los que se niegan a creer igualan [sus ídolos] a su Señor
Rusça
Хвала Аллаху, Который сотворил небеса и землю и установил мраки и свет. Но даже после этого те, которые не уверовали, приравнивают к своему Господу других
Endonezce
Segala puji bagi Allah yang telah menciptakan langit dan bumi, dan menjadikan gelap dan terang, namun demikian orang-orang kafir masih mempersekutukan Tuhan mereka dengan sesuatu
Bengalce
সর্ববিধ প্রশংসা আল্লাহরই জন্য যিনি নভোমন্ডল ও ভূমন্ডল সৃষ্টি করেছেন এবং অন্ধকার ও আলোর উদ্ভব করেছেন। তথাপি কাফেররা স্বীয় পালনকর্তার সাথে অন্যান্যকে সমতুল্য স্থির করে।
Mutlak kemal ile nitelendirip vasıflandırmak, sevgiyle birlikte üstün güzellikler ile senada bulunmak, gökleri ve yeri geçmiş bir benzeri olmadan yaratan Yüce Allah için sabittir. Geceyi ve gündüzü birbirlerini peşpeşe takip eder bir şekilde yaratmıştır. Geceyi karanlık için ve gündüzü de aydınlık için yaratmıştır. Buna rağmen kâfirler başkalarını O'na denk tutuyor ve onları Rablerine ortak kılıyorlar.
1- Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ındır. Sonra da kâfir olanlar Rablerine denk tutuyorlar. 2- O, sizi çamurdan yaratan, sonra da bir ecel takdir edendir. O’nun katında belirli bir ecel daha vardır. Sonra siz (hâlâ) şüphe ediyorsunuz.
(Mekke’de inmiştir, 165 âyettir)
1. Bu buyruk, Allah'ın hem kemâl sıfatları, azamet ve celal nitelikleri ile genel olarak, hem de sözü edilen hususlar dolayısı ile de özel olarak övgüye ve yüceltilmeye layık olduğunu haber vermektedir. Allah tebâreke ve teâlâ, kudretinin kemaline, ilim ve rahmetinin genişliğine, hikmetinin genelliğine ve mahlukatı yalnız başına yaratıp idare etmesine delil olan “gökleri ve yeri” yaratması, “karanlıkları ve aydınlığı var” etmesi dolayısı ile yüce zatını övmektedir. Karanlıkların ve aydınlığın yaratılması, hem gece ve gündüz, güneş ve ay gibi maddi olan varlıkları; hem cehalet, şüphe, şirk, masiyet, gaflet gibi manevi karanlıkları; hem de ilmin, imanın, yakînin ve itaatin nuru gibi manevi aydınlıkları kapsamaktadır. Bütün bunlar, Yüce Allah’ın yalnız başına ibadete layık olduğuna, dinin yalnızca O’na halis kılınacağına delildir. “Sonra da” bu delile ve bu konudaki kat’i belgenin bütün açıklığına rağmen “kâfir olanlar Rablerine denk tutuyorlar.” O’ndan başka varlıkları, O’na eşit tutuyorlar. Yani bu varlıkları ibadet ve ta’zimde O’na denk tutarlar. Halbuki bu varlıkların kemâl konulardaki hiçbir hususta Allah’a eşit olmaları mümkün değildir. Aksine hepsi Allah’a muhtaç, her bakımdan eksik ve acizdirler.
2. “O, sizi çamurdan yaratan” Bu, sizin asıl maddeniz ve ilk atanız olan Adem aleyhisselam’ın yaratılışıdır. “sonra da bir ecel takdir edendir”; yani sizin bu dünya yurdunda ikamet süreniz için bir süre tayin etmiştir. Bu süre zarfında siz dünyadan yararlanır, imtihandan geçirilir ve peygamberlerin getirdikleri ile “Hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek üzere”(el-Mülk, 67/2) sınanırsınız. Öğüt alan kimselerin öğüt almaları için yeterli olacak kadar bir süre sizi yaşatır. “O’nun katında belirli bir ecel daha vardır.” Bu ise kulların bu dünyadan kendisine göçecekleri âhiret yurdudur. Hayır veya şer türünden yaptıkları amellerin karşılığını O, onlara orada verecektir. “Sonra” bu eksiksiz açıklamaya, ileri sürebileceğiniz hiçbir karşı delil bırakmayan beyana rağmen “siz (hâla) şüphe ediyorsunuz.” Yani Allah’ın vaatleri, tehditleri, kıyamet gününde amellerin karşılığının görülmesi konularında tereddüttesiniz. İlk ayette “karanlıklar” kelimesinin çoğul olarak zikredilmesi, karanlık unsurlarının çokluğundan ve yollarının çeşitliliğinden dolayıdır. Buna karşılık “aydınlık/nur” kelimesinin tekil olarak zikredilmesi ise Yüce Allah’a ulaştıran yolun birden çok olmayıp tek olmasından dolayıdır ki bu da hakkı bilmek ve gereğince amel etmek demek olan Sırat-ı Müstakîmdir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz ki bu Benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. Başka yollara uymayın. Sonra sizi O’nun yolundan ayırırlar.”(el-En’am, 6/153)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûre, her yönden övgüye lâyık bulunanın sadece Allah olduğunu insanlara bildirmekle başlıyor. Çünkü O, bütün varlıklar âleminin yaratıcısıdır ve bundan dolayı ulûhiyyet vasfı yalnızca O’na aittir. Sûrenin ilk âyeti özel olarak, sözde kendilerine yardım ettiğini düşündükleri putlara inanan, onlara ulûhiyyet vasfı yükleyen ve darda kaldıklarında onlardan yardım dileyen müşriklere karşı bir reddiyedir. Nitekim Uhud Savaşı’nda kısmî bir başarı sağlayan müşriklerin kumandanı Ebû Süfyân, bu başarıyı putlarından bilerek müslümanlara karşı “Şanın yüce olsun Hübel! (müslümanlara seslenerek) Bizim Uzzâmız var, sizin Uzzânız yok” diyerek övünmüştü (Buhârî, “Megāzî”, 17). Ayrıca nimet ve yardım kimden gelirse gelsin, asıl nimet sahibinin Allah Teâlâ olduğunu düşünerek öncelikle O’na hamd ve teşekkür etmek gerektiğine de işaret edilmiştir.
Yüce Allah bütün mevcudatın, başka bir deyişle, var olan her bir şeyin yaratıcısı olduğu halde âyette O’nun, yer ve gökleri, karanlıkları ve ışığı yaratan olduğu hatırlatılmakla yetinilmiştir. Çünkü “yer” ve “gökler”, diğer yaratılmışları da kapsayan en kuşatıcı kavramlardır. Ayrıca realiteler âleminin pek çok nitelikleri bulunmakla birlikte, bunlar içinde bütün insanların en kolay ve yakından algılayabildikleri, genel olarak varlık kavramından sonra insan zihninin en temel gerçekler olarak farkına vardığı durumlar ışık ve karanlıktır. Nitekim ışık ve karanlığın varlık âlemiyle yakın ilgisinden dolayı bazı eski felsefî akımlarda ışık varlığın ilkesi, karanlık da yokluğun ilkesi sayılmış; yine bazı eski Doğu dinlerinde, özellikle Maniheizm’de biri “ışık tanrısı”, diğeri “karanlıklar tanrısı” olmak üzere iki tanrı kabul edilmiştir ki, söz konusu âyette ışığı da karanlıkları da yaratanın sadece Allah olduğu belirtilerek bu iki tanrı inancı reddedilmektedir. Öte yandan Hz. Îsâ ve Rûhulkudüs’e ulûhiyyet isnat eden Hıristiyanlık’la birlikte, insanlık tarihinde önemli bir yer tutmuş olan yıldız-gezegen kültüne dayalı paganist inançlar da çürütülmüş; böylece her ne suretle olursa olsun, rablerine eş koşan, başka varlıkları O’nun ulûhiyyetine denk tutarak fâni şeylere tanrı gibi sarılıp bunlara kul olan bütün zümreler tevhid ilkesinden saptıkları için “kâfirler” diye nitelenmiştir. Bu arada karanlıklar kelimesiyle inkâr çeşitlerine, ışıkla da imana işaret bulunduğu belirtilir. Nitekim birtek doğru inanç yolu bulunduğu için âyette ışık tekille (nur), birçok bâtıl inanç bulunduğu için de karanlık çoğulla (zulümât) ifade edilmiştir.
Mutlak kemal ile nitelendirip vasıflandırmak, sevgiyle birlikte üstün güzellikler ile senada bulunmak, gökleri ve yeri geçmiş bir benzeri olmadan yaratan Yüce Allah için sabittir. Geceyi ve gündüzü birbirlerini peşpeşe takip eder bir şekilde yaratmıştır. Geceyi karanlık için ve gündüzü de aydınlık için yaratmıştır. Buna rağmen kâfirler başkalarını O'na denk tutuyor ve onları Rablerine ortak kılıyorlar.