Diyanet İşleri
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır. Doğrusu Allah, her şeye Kadir olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediği kadar artırır. Gerçekten Allah her şeye kâdirdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Hamt, Fâtır olan Allah'adır; gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan O'dur. Yaratışta/yaratılmışlarda dilediğini artırır O. Hiç kuşkusuz, Allah her şeye gücü yetendir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Gökleri ve yeri yoktan var eden; melekleri, ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamd olsun. O, yaratmada (dilediği kadar) artırır: (Kimine daha fazla kanat verir, kiminin bünyesini daha sağlam, daha büyük, kimini daha güzel yapar). Şüphesiz Allah, her şeyi yapabilendir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hamt; gökleri ve yeri daha önce bir örneği olmaksızın yaratan ve kaderi emirlerini yerine getirmeleri için melekleri elçiler kılan Allah'a aittir. O meleklerden bazısı peygamberlere vahiyleri ulaştırır. Zira Allah; kendilerini güvenilir kıldığı görevlerde melekleri kuvvetli kılmıştır. Meleklerden kimi iki kanatlı, kimi üç kanatlı, kimi ise dört kanatlıdır. Allah'ın emirlerini yerine getirmek için bu kanatlar ile uçarlar. Allah; yarattıklarında uzuv, güzellik ya da ses gibi hususlarda dilediği gibi arttırır. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Hamd, gökleri ve yeri yoktan var eden, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O, yaratmada dilediği (özellikleri) artırır. Çünkü Allah'ın, her şeye gücü yeter. 2- Allah'ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti engelleyebilecek yoktur, O’nun engellediğini de salıverecek yoktur. O, Azîzdir, Hakîmdir.
(Mekke’de inmiştir. 45 âyettir)
1. Yüce Allah, kerim ve mukaddes zatını gökleri, yeri ve onların içerdiği varlıkları yarattığından ötürü övmektedir. Çünkü bütün bunlar kudretinin kemaline, hükümranlığının kapsamına, rahmetinin genişliğine, hikmetinin harikuladeliğine ve bilgisinin kuşatıcılığına delildir. Yüce Allah yaratmayı söz konusu ettikten sonra emir ve idaresini içeren hususu da söz konusu etmektedir ki o da “melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler” kılmasıdır. Onları gerek kadere dair emirlerin idaresinde gerekse dini emirlerinin tebliğ edilmesinde kendisi ile yarattıkları arasında elçilik görevini yapmak üzere aracı kılmıştır. Yüce Allah’ın melekleri elçiler kılmış olduğunu söz konusu ederek onlardan hiçbirisini istisna etmemiş olması, Rablerine itaatlerinin, O’nun emirlerine bağlılıklarının kemal derecesinde olduğuna delildir. Nitekim Yüce Allah, başka bir yerde şöyle buyurmaktadır:“Kendilerine verdiği emirlerde Allah’a isyan etmezler. Ne emrolunurlarsa onu yaparlar.”(et-Tahrîm, 66/6) Melekler, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu görevlerde O’nun izni ile işleri idare eden varlıklar olduklarındanallah buna güç yetirişlerini ve hızlıca hareket edişlerini söz konusu etmekte ve onları “kanatlı” kıldığını, bu kanatlarla uçtuklarını ve emrolundukları işleri hızlıca yerine getirdiklerini belirtmektedir. Onların “ikişer, üçer ve dörder” yani O’nun hikmetinin gereğine göre kimilerinin iki, kimilerinin üç, kimilerinin de dört kanadı vardır. “O, yaratmada dilediği (özellikleri) artırır.” Yarattıklarından kimisine yaratılış vasıflarında, gücünde, güzelliğinde, malum azaların sayısında, seslerin güzelliğinde, nağmelerinde vs… kimisine göre daha fazla özellikler verir. “Çünkü Allah'ın, her şeye gücü yeter.” O’nun kudreti, istediğini gerçekleştirmeye yeter. Hiçbir şey O’na zor gelmez. Yarattıklarından kimisini kimisine daha üstün ve fazla özellikte kılmış olması da bunlardan birisidir.
2. Daha sonra Yüce Allah, idarenin, vermenin ya da vermemenin tek başına kendisinin elinde olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah'ın insanlara göndereceği herhangi bir rahmeti engelleyebilecek yoktur, O’nun” onlara rahmetinden vermeyerek “engellediğini de salıverecek yoktur.” İşte bu, bütün yönleri ile yalnızca Yüce Allah’a bağlanmayı, ihtiyacı yalnızca O’na arzetmeyi, O’ndan başkasına dua etmemeyi, O’ndan başkasından korkmamayı ve her bir şey sadece O’ndan ummayı gerektirir. “O, Azîzdir.” Her şeyi emrinin altına bulundurandır. “Hakîmdir.” Her bir şeyi yerli yerince koyan ve olması gereken konumunda bulundurandır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mekke döneminin ilk yıllarında inen sûrenin bu ilk âyetlerinde, tek tanrı inancını zedeleyen telakkilerin yıkılması ve bu konudaki muhâkeme ârızalarının onarılması hedeflenmekte; yüce Allah’ın mutlak kudret ve egemenliği ile ilgili uyarılar yapılmaktadır. Bunları şöyle özetlemek mümkündür: 1. Hamd, evrendeki bütün varlıkların yegâne yaratıcısı ve sahibi olan yüce Allah’a mahsustur (dilimizdeki övme ve teşekkür kelimeleriyle hamd arasındaki farklar için bk. Fâtiha 1/2; Râzî’nin Kur’an’da “el-hamdü lillâh” diye başlayan beş sûre bulunmasından hareketle yaptığı bir yorum için bk. XXV, 238-239). 2. Melekleri yaratan, onlara dilediği yapıyı veren ve görevlerini belirleyen O’dur. 3. Hayır kapılarını açma ve kapama O’nun irade ve kudretine bağlıdır; kula yaraşan, başkalarından değil yalnız O’nun lutfundan istemektir. 4. Nimetlerin asıl kaynağı O olduğuna göre, şükre lâyık olan da O’dur. 5. Tevhid mücadelesinde en ağır yükleri taşıyan peygamberlerin karşılaştığı ortak tavır, yalancılıkla itham edilmek olmuş, fakat bu önyargılı tutum iman nurunu söndürmeye yetmemiştir. 6. Yüce Allah olup bitenlerden haberdardır; her işin inceden inceye hesabının görüleceği bir gün mutlaka gelecektir.
“Yoktan var eden” diye çevirdiğimiz 1. âyetteki fâtır kelimesinin kök anlamı “yaratmak, yoktan var etmek, bir şeyi yapmada ilk olmak, icat etmek”tir. Yüce Allah, evreni ve evrendeki bütün varlıkları ilk olarak yaratması, her varlığa aslî (fıtrî) özelliklerini vermesi sebebiyle kendi zâtını “fâtır” olarak nitelemiştir (Zemahşerî, III, 266).
Âyetin “melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan” şeklinde çevrilen kısmını “ikişer, üçer, dörder kanatlı melekleri elçiler kılan” şeklinde de tercüme etmek mümkündür (İbn Âşûr, XXII, 249).
Büyük ve küçük melekler, vahyi iletmek, Allah’ın kulları ve evren ile ilgili emirlerini yerine getirmek gibi görevleri sebebiyle O’nun elçileridir.
“Kanatlar” şeklinde çevrilen ecniha kelimesi (tekili: cenâh), bir şeyin kol, kanat gibi cüzlerini veya yönlerini ifade eder. Kanat kelimesinin bu âyette ve Hz. Peygamber’in bazı hadislerinde hakikat anlamında mı yoksa meleklerin engelleri süratle ve kolayca aşma gücüne sahip olduklarını ifade etmek üzere, mecaz yollu mu kullanılmış olduğunu kesin olarak ortaya koyan bir delil bulunmamaktadır (İbn Âşûr, XXII, 249). Hakikat anlamında kullanılmış olsa da bunun mahiyet ve biçimini Allah bilir. Tefsirlerde değişik açıklamalar yapılmış olmakla beraber, buradaki sayıların muayyen bir miktar bildirmeyip çokluğu belirttiği söylenebilir. Âyetin devamında Allah Teâlâ’nın yaratma veya yaratılmışlarda dilediği arttırmayı yapma gücüne sahip olduğunun belirtilmesi ve Hz. Peygamber’in Cebrâil’i altı yüz kanatlı olarak gördüğüne dair rivayet bu anlayışı destekleyen delillerdendir (Zemahşerî, III, 266; Elmalılı, VI, 3973).
Âyette, bir yandan meleklere inanmanın İslâm’ın iman esasları arasında önemli bir yer tuttuğuna, diğer yandan da onları yaratan ve görevlendirenin yüce Allah olduğuna, yani bu inancın Allah’a ortak koşma sınırına vardırılmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Böylece –özellikle Araplar arasında yaygın bulunan– bazı putları melekleri sembolize eden, melekleri de insanları Allah’a yaklaştırmada aracılık eden varlıklar olarak görme telakkisi eleştirilmiş olmaktadır. Burada şöyle bir inceliğe işaret edildiği söylenebilir: Cenâb-ı Allah’ın bazı işler için melekleri görevlendirmesi veya vasıta kılması, insanların kulluklarını ifa ederken onları aracı kılmasına haklılık kazandırmaz; kulluk yalnız Allah’a yapılır. Meleklerin varlık sebebini de tam olarak yalnız, onları yaratan bilir. Fakat bunun hikmetleri üzerinde İslâm âlimleri bazı açıklamalar yapmaya çalışmışlardır. Bu hikmetlerden, tefsir etmekte olduğumuz âyet kümesi ile yakından ilgili olanı şudur: Melek inancına sahip olan kimse, kendisini iyiliğe çağıran her sese kulak verir; çünkü bunun meleğin sesi olduğuna, –5 ve 6. âyetlerde belirtildiği üzere– kötülüğe çağıran sesin de şeytana ait olduğuna inanır. Nitekim Hz. Peygamber bu konuda şöyle bir uyarıda bulunmuştur: “Şeytan da melek de insana sokularak kalbine bir şeyler getirir. Şeytanın işi kötülüğü telkin edip hakkı yalanlamaktır. Meleğin işi ise iyiyi tasvip edip hakkı doğrulamaktır. İçinde böyle bir duyguyu bulan kimse onun Allah’tan olduğunu bilsin ve O’na hamdetsin. Şeytanın telkinini hisseden ise şeytandan korunması için Allah’a sığınsın” (Tirmizî, “Tefsîr”, 3. Melekler hakkında bilgi için bk. Bakara 2/30; Ahmet Saim Kılavuz, “Melek”, İFAV Ans., III, 187-190).
“O dilediği kadar fazlasını da yaratır” diye çevrilen cümle, “O yarattıklarında dilediği arttırmayı yapar” şeklinde de anlaşılmıştır. Bazı müfessirler bu ifadeyi, Allah Teâlâ’nın meleklerin kanatlarını dilediği kadar arttırabileceği şeklinde açıklamışlardır. Bazılarına göre ise bunu daha genel bir bakışla yorumlamak mümkündür. Onlara göre burada, meleklerle ilgili ifadenin uyandıracağı hayret sebebiyle muhataplara âdeta şöyle denmektedir: Evrende gördüğünüz mükemmel düzen ve denge ilâhî kudretin son sınırı gibi düşünülmemelidir. Allah dilerse müşahede veya tesbit ettiğiniz güzellik ve mükemmelliklerin, akıl, güç, ilim, sanat gibi imkân ve donanımların daha nicelerini yaratır (Zemahşerî, III, 267; Şevkânî, IV, 387).
2. âyetin ilk cümlesinde söz konusu edilen “ilâhî rahmetin kısılması”yla ilgili olarak dua, tövbe, başarı veya hidayetin nasip edilmemesi gibi açıklamalar yapılmışsa da sınırlandırıcı bir yoruma gitmeden, “Allah’ın insanlar için rahmeti açması”nı, O’nun rahmet hazinelerinden değişik nimetler lutfetmesini, “kısması”nı da bu nimetlerden mahrum bırakmasını içine alacak şekilde anlamak uygun olur (Şevkânî, IV, 387). Taberî de âyetin bu kısmını şöyle açıklamıştır: Hayır kapılarının anahtarları da kilitleri de Allah’ın elindedir; onu kime açarsa artık kimse onu kapayamaz, kime de kapatırsa kimsenin onu açmaya gücü yetmez (Taberî, XXII, 115).