Önceki ayet· 6:155Sonraki ayet· 6:157

En'âm Suresi 156. Ayet· 6:156

↗ En'âm suresi
Mekki
أَن تَقُولُوٓاْ إِنَّمَآ أُنزِلَ ٱلۡكِتَٰبُ عَلَىٰ طَآئِفَتَيۡنِ مِن قَبۡلِنَا وَإِن كُنَّا عَن دِرَاسَتِهِمۡ لَغَٰفِلِينَ
(Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitapları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
(Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitapları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
(Onu size indirdik ki:) "Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa (yahudi ve hıristiyanlara) indirildi; biz ise, onların okumasından habersizdik (o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik." demeyesiniz.
Süleyman Ateş
(Onu size indirdik ki) "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (yahudilere, hıristiyanlara) indirildi, biz ise onların okumasından habersizdik (o Kitapları okuyamıyor, dillerini anlayamıyorduk)" demeyesiniz.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
[We revealed it] lest you say, "The Scripture was only sent down to two groups before us, but we were of their study unaware
Fransızca
afin que vous ne disiez point: «On n'a fait descendre le Livre que sur deux peuples avant nous, et nous avons été inattentifs à les étudier
İspanyolca
Y para que no digan: "Solo dos comunidades en la antigüedad recibieron la revelación, pero ignorábamos sus enseñanzas
Rusça
Мы ниспослали его, чтобы вы не говорили: «Писание было ниспослано только двум общинам до нас, и мы ничего не знали о том, что они изучали»
Endonezce
(Kami turunkan Alquran itu) agar kamu (tidak) mengatakan, "Kitab itu hanya diturunkan kepada dua golongan sebelum kami (Yahudi dan Nasrani) dan sungguh, kami tidak memperhatikan apa yang mereka baca
Bengalce
এ জন্যে যে, কখনও তোমরা বলতে শুরু করঃ গ্রন্থ তো কেবল আমাদের পূর্ববর্তী দু'সম্প্রদায়ের প্রতিই অবতীর্ণ হয়েছে এবং আমরা সেগুলোর পাঠ ও পঠন সম্পর্কে কিছুই জানতাম না।
Çince
(我降示天经),以免你们说:“天经只被降示我们以前的两伙人,我们对于他们所诵习的经典,确是疏忽的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Arap müşrikleri!- "Muhakkak Allah, bizden önce Tevrat ve İncil'i, Yahudi ve Hristiyanlara indirdi ve bize bir kitap indirmedi. Biz onların kitabını okumayı bilmiyoruz. Çünkü o kitaplar onların dilindedir, bizim dilimizde değildir." dememeniz için (size Kur’ân’ı indirdik).
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
154- Sonra Biz, güzelce uygulayanlara tamamlamak, her şeyi ayrı ayrı açıklamak, bir hidâyet ve bir rahmet olmak üzere Musa’ya Kitabı verdik ki onlar Rab’lerine kavuşacaklarına iman etsinler. 155- İşte bu, indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır. Öyleyse ona uyun ve korkup sakının ki merhamet olunasınız. 156- “Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz, onların okuduklarından habersiz kimseler idik” demeyesiniz diye. 157- Yahut da:“Bize de kitap indirilseydi elbette onlardan daha çok hidâyet üzere olurduk” demeyesiniz diye. İşte size Rabbinizden apaçık bir belge, bir hidâyet ve bir rahmet gelmiştir. Artık Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Biz âyetlerimizden yüz çevirenleri, bu yan çizmeleri sebebi ile çok kötü bir azapla cezalandıracağız. 154. “Sonra” bu edat burada zaman itibari ile bir sıralamayı ifade etmek kastı ile kullanılmamıştır. Çünkü Musa’nın aleyhisselam çağı Allah Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in bu Kitabı insanlara okumasından daha öncedir. Bundan maksat verilen haberde bir sıralamadır. İşte Yüce Allah şöyle haber vermektedir: “Musa’ya Kitabı” yani Tevrat’ı, Musa’nın ümmeti içinden “güzelce uygulayanlara” nimetini “tamamlamak” ihsanını da kemale erdirmek üzere verdik. Çünkü Yüce Allah onlardan ihsan eden kimselere sayılamayacak kadar nimetler vermiştir. Bu nimetlerden biri ve bunların tamamlayıcı unsuru da Tevrat’ın onlara indirilmesidir. Böylelikle Allah’ın, üzerlerindeki nimeti tamamlanmış, onların da bu nimetin şükrünü eda etmeleri gerekmiş oluyordu. “Her şeyi” yani açıklanmasına ihtiyaç duydukları helâl, haram, emir, yasak, akaid vb. bütün hususları “ayrı ayrı açıklamak”; itikadî meselelerde ve fer’i hususlarda onları hayra ileten ve onlara kötülükleri açıklayan “bir hidâyet ve” kendisi vasıtası ile mutluluğu, rahmeti ve pek çok hayrı elde edebilecekleri “bir rahmet olmak üzere… verdik ki onlar” üzerlerine Kitabı ve açıklayıcı belgeleri indirmemiz sebebi ile “Rab’lerine kavuşacaklarına iman etsinler.” Çünkü bu Kitap öldükten sonra dirilişe, amellerin karşılıklarının görüleceğine ve Rab’lerine kavuşacaklarına iman etmelerini ve bunun için hazırlanmalarını gerektirecek kat’i delilleri içeren bir kitaptı. 155. “İşte bu” Kur’an-ı Azim ve Zikr-i Hakîm “indirdiğimiz mübarek bir Kitaptır.” Onda pek çok hayır ve pek bol ilim vardır. Sair ilimler ondan alınır, bereketler ondan çıkartılır. Ne kadar hayır varsa bu Kitap ona çağırmış, onu teşvik etmiş ve ona sevk edecek hikmet ve maslahatları da söz konusu etmiştir. Ne kadar kötülük varsa onu da yasaklamış, ondan sakındırmış, o kötülüğü işlemekten uzaklaştırıcı sebepleri ve onların vahim sonuçlarını dile getirmiştir. “Öyleyse” emir ve yasaklarında “ona uyun” dininizin esaslarını da fer’i hükümlerini de ona dayandırın, onun üzerine bina edin “ve” Yüce Allah’ın herhangi bir emrine muhalefet etmekten “korkup sakının ki” o Kitaba uyduğunuz takdirde “merhamet olunasınız.” Gerçekten de Allah’ın rahmetine nail olmanın en büyük sebebi, ilmen ve amelen bu Kitaba uymaktır. 156. “Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz, onların okuduklarından habersiz kimseler idik” demeyesiniz diye” size de bu mübarek Kitabı indirdik. Bundan maksat sizin ileri süreceğiniz delili ve mazereti ortadan kaldırmak ve sizin: Kitap bizden önceki iki kesime yani yahudilerle hıristiyanlara indirildi, dememenizdir. “biz onların okuduklarından habersiz kimseler idik” yani: Sen bize bir kitap indirmedin. Bundan önce o iki kesime indirmiş olduğun kitaplardan da bizim herhangi bir bilgimiz ve malumatımız yoktu, demeyesiniz diye üzerinize öyle bir kitap indirdik ki semadan ondan daha kapsamlı, daha açık ve daha açıklayıcı bir kitap inmemiştir. 157. “Yahut da: “Bize de kitap indirilseydi elbette onlardan daha çok hidâyet üzere olurduk” demeyesiniz diye.” Yani sizler ya kendinize hidâyetin kaynağının hiç ulaşmadığını ileri sürerek mazeret bildirecektiniz yahut da bunun mükemmel ve eksiksiz olmadığını söyleyerek mazeret açıklayacaktınız. İşte size indirilen bu kitap ile hidâyetin kaynağını da mükemmel şeklini de elde etmiş bulunuyorsunuz. Zira:“İşte size Rabbinizden apaçık bir belge” hakkı açıklayan her bir şey bunun kapsamına dahildir “bir hidâyet” sapıklıktan kurtarış “ve bir rahmet” sizin için dininiz ve dünyanızda mutluluk kaynağı “gelmiştir.” İşte bu, sizin onun hükümlerine bağlanmanızı ve verdiği haberlere iman etmenizi gerektirmektedir. Kim buna aldırış etmeyip onu yalanlayacak olursa hiç şüphesiz o en büyük zalimdir. Nitekim devamla şöyle buyrulmuştur:“Allah’ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden” yani onlardan uzaklaşıp yan çizenlerden “daha zalim kim olabilir? Biz âyetlerimizden yüz çevirenleri” bu yan çizmeleri ve hem kendilerini hem de başkalarını alıkoymaları sebebi ile “çok kötü” kişinin hiç hoşuna gitmeyen ve ona pek ağır gelen “bir azapla cezalandıracağız.” Bu ceza, kötü amellerine bir karşılıktır. Yoksa “Rabbin elbette ki kullara zulmedici değildir”(Fussilet, 41/46) Bu âyet-i kerimeler, Kur’an ilminin ilimlerin en üstünü, en mübareği ve en kapsamlısı olduğuna, Kur’an-ı Kerim ile dosdoğru yola tam anlamı ile hidâyetin gerçekleşeceğine, onunla birlikte ne kelamcıların tahlillerine, ne filozofların düşüncelerine, ne de bunların dışında kalan öncekilerin ya da sonrakilerin ilimlerine ihtiyaç olmadığına delildir. Bilindiği gibi Kur’an’dan önceki ilahî kitaplar yalnızca yahudi ve hıristiyan diye bilinen iki gruba indirilmiştir. Bu yüzden mutlak olarak Kitap ehli denilince akla onlar gelir. Diğer kesimler -Mecusiler ya da başka gruplar- bu kapsama girmez. Yine bu buyrukta Kur’an-ı Kerim’in indirilmesinden önce cahiliye dönemi insanlarının çok büyük bir bilgisizlik içinde olduklarına, o dönemde ilmin kaynağına sahip olan Kitap ehli nezdinde bulunanları bilmediklerine ve onların kitaplarını okumaktan gafil olduklarına da delil vardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir önceki âyette Kur’an’ın Allah katından indirilmiş bereketli ve hayırlı bir kitap olduğu belirtildikten sonra bu âyetlerde de onun indiriliş gerekçelerinden ikisi zikredilmektedir. Bu âyetlerden anlaşıldığına göre müşrikler Tevrat ve İncil’in Allah kelâmı olduğuna inanıyor, ancak o günkü şartların el vermemesi, özellikle dillerinin farklı olması sebebiyle bu kitaplardan yararlanamadıklarını söyleyerek güya bundan üzüntü duyuyorlardı; ayrıca onlar, yahudilerle hıristiyanların din konusundaki gevşekliklerini de biliyor ve eğer kendilerine bir kitap gelecek olsa onlardan daha kararlı bir şekilde doğru yolda yaşayacaklarını ileri sürüyorlardı. Yüce Allah, müşriklerin bu türlü yakınmalarla mazeretler ileri sürmelerini (bazı müfessirlere göre bu mazeretleri âhirette de tekrar etmelerini) önlemek için “İşte size rabbinizden apaçık bir delil, bir hidayet ve rahmet geldi” buyurarak onların özlemlerinin gerçekleştiğini, mazeretlerinin ortadan kalktığını belirtmekte; buna rağmen Allah’ın âyetlerini inkâr eder ve ondan yüz çevirirlerse en büyük haksızlığı işlemiş olacaklarını ve bunun cezasını da ağır bir şekilde göreceklerini bildirmektedir. 157. âyette Kur’an-ı Kerîm’in üç kelimeyle nitelendirildiği görülmektedir: Beyyine, hüdâ, rahmet. Beyyine “gerçeği apaçık ifadelerle ortaya koyan kesin belge” demektir. Kur’an, gerek eşsiz edebî üstünlüğü gerekse yalnızca gerçeği, iyiyi ve güzeli dile getiren muhtevası itibariyle apaçık bir delil ve belge olduğu için beyyine; bu vasfıyla şaşmaz bir rehber olduğu için hüdâ (hidayet kaynağı); bütün bunların bir neticesi olarak kendisine inanıp bağlanan kişi ve toplumlara sadece hayır ve saadet getirdiği için de rahmet diye nitelendirilmiştir.
En'âm Suresi 156. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Arap müşrikleri!- "Muhakkak Allah, bizden önce Tevrat ve İncil'i, Yahudi ve Hristiyanlara indirdi ve bize bir kitap indirmedi. Biz onların kitabını okumayı bilmiyoruz. Çünkü o kitaplar onların dilindedir, bizim dilimizde değildir." dememeniz için (size Kur’ân’ı indirdik).