Diyanet İşleri
Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?" Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, size Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklanmış olarak indirdiği halde, ondan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine kitap verdiklerimiz, o Kur'ân'ın, gerçekten Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah, size Kitabı açıklanmış olarak indirmiş iken O'ndan başka bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, O(Kur'a)nın, gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler, hiç kuşkulananlardan olma.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul!- Allah ile birlikte başka şeylere ibadet eden o müşriklere de ki: "Benim ile sizler arasında Allah’tan başkasını hakem kılmayı kabul etmem hiç düşünülebilir mi?” Kur’an’ı sizlere indiren, her şeyi açıklayan ve gerektiği gibi beyan edici kılan Yüce Allah'tır. Kendilerine Tevrat’ı verdiğimiz Yahudiler, İncil’i verdiğimiz Hristiyanlar, Kur'an'ın sana indirilen ve hak olan bir kitap olduğunu bilirler. Buna dair kendi kitaplarında deliller vardır. Sakın sana vahyettiklerimiz hakkında şüphe edenlerden olma.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
114- “O, size Kitabı açıklanmış bir halde indirmişken Allah’tan başka bir hakem mi arayacak mışım?!” Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onun Rabbin tarafından hak ile indirildiğini bilirler. O halde sakın şüphe edenlerden olma. 115- Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından eksiksizdir. O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, Semidir, Alimdir.
114. Yani ey Rasul, de ki:“O, size kitabı açıklanmış bir halde” içinde helâl ve haramın açıkça belirtildiği, şeri hükümlerin, dinin itikadi esaslarının, fer’i hükümlerinin en ileri derecede beyan edildiği, en açık belgelerle dile getirildiği, en güzel hükümleri ve en doğru sözleri ihtiva eder şekilde “indirmişken Allah’tan başka” hükmüne başvuracağım, emir ve yasaklarına bağlı kalacağım “bir hakem mi arayacak mışım?!” Çünkü Allah’ın dışındaki bütün varlıklar, hakkında hüküm verilenlerdir, hüküm veren değil. Yaratılmışların verecekleri bütün hükümler ve her türlü tedbir ve irade, kesinlikle eksiktir, kusurludur, haksızcadır. Hakem kabul edilmesi gereken ancak ve ancak Yüce Allah’tır. Yaratmak da emretmek de yalnız O’nundur. O, tektir. O’nun hiçbir ortağı yoktur. O’nun hükümlerinin bu nitelikte olması, hikmet ve rahmeti içermesinden dolayıdır. Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlar gibi kendilerine önceden kitap indirilmiş olanlar da bunu itiraf ederler:“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onun Rabbin tarafından hak ile indirildiğini bilirler.” Bu sebepledir ki ilahi haberler hep birbirini doğrular mahiyette gelmiştir. “O halde sakın” bu hususta “şüphe edenlerden olma!” Daha sonra Yüce Allah, ilâhi haberlerin açık oluşlarını vasfederek şöyle buyurmaktadır:
115. “Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından eksiksizdir.” Yani verdiği haberlerdeki doğruluğu, emir ve yasaklarındaki adaleti en mükemmel derecededir. Yüce Allah’ın bu Kitab-ı Aziz’de yer vermiş olduğu haberlerden daha doğru, bu kitaptaki emir ve yasaklardan daha adili olamaz. “O’nun sözlerini değiştirebilecek yoktur.” Çünkü O bu sözleri doğruluğun en üstün şekli, hakkın en ileri derecesi ile korumuş ve muhkemleştirmiştir. Bunların değiştirilmelerine imkân olmadığı gibi bunlardan daha iyilerinin bulunup ortaya atılma imkânı da yoktur. “O, Semidir” çeşitli ihtiyaçların dile getirildiği, farklı dillerin seslendirdiği bütün sesleri işitendir; “Alimdir” gizli-açık, geçmiş ve gelecek her şeyi bilen ve ilmi ile kuşatantdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Fahreddin er-Râzî’ye göre âyet bir bakıma, Hz. Peygamber bir mûcize getirirse buna inanacaklarına dair yemin eden (bk. 109. âyet) müşriklere bir cevap teşkil etmektedir. Buna göre Allah’ın, gerek fesahat ve belâgatı, gerekse açık seçik muhtevasıyla gerçekliği apaçık olan Kur’an’ı indirmesi, başka bir mûcizeye olduğu gibi, Hz. Peygamber’in doğruluğunu kanıtlamak için Allah’tan başka bir hakemin hükmüne de gerek bırakmamıştır (XIII, 159). Üstelik hissî (duyu organlarına hitap eden) mûcizelerin delâleti müphem ve geçici, “mufassal bir kitap” olan Kur’an’ın delâleti ise açık, kesin ve kalıcıdır (Elmalılı, III, 2033).
Bu sûre Mekke’de inmiştir. Burada kayda değer bir Ehl-i kitap topluluğu yoktu; ancak özellikle yahudiler Mekke’ye ticarî seyahat yaptıkları gibi Araplar da yahudilerin yaşadığı bölgelere gidiyorlardı. Böylece Araplar Tevrat hakkında bilgi sahibi oldukları gibi, Hz. Peygamber’in tebliğlerinden haberdar olan ve henüz onunla herhangi bir nüfuz çatışmaları bulunmayan yahudiler de Kur’an hükümlerinin özü itibariyle Tevrat’la uyuştuğunu biliyorlardı. Âyette onların bu bilgisi de Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunu kanıtlayan bir delil olarak gösterilmiştir (İbn Âşûr, VIII, 16). Âyetin son cümlesi her müslümana karşı doğrudan yöneltilmiş bir uyarı sayılabilir.