Diyanet İşleri
Meleklere, "Adem'e secde edin" demiştik, İblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve inkar edenlerden oldu
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
Yaşar Nuri Öztürk
O vakit biz meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.
Süleyman Ateşen ayrışan
Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, hemen secde ettiler: Yalnız İblis diretti, böbürlendi, nankörlerden oldu.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah Teâlâ meleklere Âdem için ihtiram ve saygı secdesi etmelerini emrettiğini beyan etmiştir. Bunun akabinde melekler Allah'ın emrini yerine getirmek için bir an önce secde ettiler. Ancak cinlerden olan İblis secde etmedi. Kendini Âdem'den üstün görerek Allah'ın emrine karşı gelip secde etmekten imtina etti. Bu ameliyle Allah Teâlâ'ya karşı gelerek küfre girenlerden oldu.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
30- “Hani Rabbin meleklere: Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti de, melekler: Biz seni hamdinle tesbih ve takdis ettiğimiz halde orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. (O da:) Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, buyurdu. 31- Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Eğer (iddianızda) doğru iseniz, haydi bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu. 32- (Melekeler:)“Seni tesbih/tenzih ederiz. Bizim senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan yalnız Sensin.” 33- (Allah:)“Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini haber ver.” buyurdu. O da onların isimlerini haber verince (Allah) şöyle buyurdu: “Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim. Açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediklerinizi de bilirim.” 34- Biz meleklere:“Âdem’e secde edin” dedik de onlar derhal secde ettiler. Ancak İblis hariç! O diretti, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.
30. Bu ayetle insanlığın atası Âdem aleyhisselam’ın yaratılmasına ve O’nun faziletine dair açıklamalara başlanmaktadır. Yüce Allah O’nu yaratmak isteyince, meleklere bu hususu bildirmiş ve O’nu yeryüzünde halifelik konumuna getireceğini haber vermiştir. Melekler ise:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih” yani seni hamdine ve celaline yaraşır şekilde tenzih “ve takdis ettiğimiz halde orada” günahlar işleyerek “fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” demişlerdi. Burada umum (olan fesat) ifadesinden sonra hususi (bir fesat olan öldürme) ifadesinin kullanılarak (öldürmenin ayrıca zikredilmesi) öldürme fesadının ağırlığını açıklamak içindir. Melekler zanlarına göre yeryüzünde yaratılacak bir kimse bu işleri yapacaktı. Bu yüzden Yüce Allah’ı bundan tenzih ve tazim ettiler. Yüce Allah’a kendilerinin her türlü fesat çıkarmaktan uzak bir şekilde kendisine ibadet etmekte olduklarını da söylediler ve:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih ve takdis ettiğimiz halde...” dediler. “Takdis ettiğimiz” ifadesinin “yalnız seni takdis ederiz ve takdisi sana has kılarız” anlamına gelme ihtimali olduğu gibi “kendi nefislerimizi senin için takdis ederiz” anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani biz güzel ahlâk ile nefislerimizi senin için temizler ve kötü huylardan arındırırız. Bu güzel ahlâk ise Allah’ı sevmek, O’ndan korkmak ve O’nu ta’zim etmek vb.dir. Yüce Allah meleklere şöyle dedi:“Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.” Bu halife ile ilgili olarak sizin bilmediğiniz şeyleri ben biliyorum. Çünkü sizin bu sözleriniz kendi zannınıza dayalıdır. Ben ise açıkta olanı da, gizli olanı da bilirim. Bu halifenin yaratılması ile meydana gelecek hayrın onun yaratılmasındaki şerden kat kat fazla olduğunu da bilirim. Bu hususta sadece Yüce Allah’ın Âdem’in soyundan gelenler arasında peygamberleri, sıddıkları, şehitleri ve salihleri seçmesi, bütün insanlara Allah'ın varlığına dair belgelerin/âyetlerin açıkça ortaya konması, yine bu halife yaratılmasaydı söz konusu olmayacak olan cihad ve benzeri ibadetlerin gerçekleşmesi, mükelleflerin tabiatlarında saklı bulunan hayır ve şerrin imtihan ile ortaya çıkması, Allah’ın dostunun düşmanından ayırt edilmesi, Allah’ın hizbi ile O’na savaş açanların belirginleşmesi, İblisin içinde saklı bulunan kötülük ve şerrin su yüzüne çıkması vb. gibi -ki bütün bunlar çok büyük hikmetlerdir- bu hikmetlerden birisinin bulunması bile, Âdem’in yaratılış hikmetini açıklamak için yeterlidir.
Diğer taraftan, meleklerin söyledikleri sözler kendilerinin Yüce Allah’ın yeryüzünde yaratacağı halifeye üstün olduklarına dair bir işaret taşıdığından ötürü Yüce Allah onlara Âdem’in üstünlüğü ile Allah’ın ilim ve hikmetinin kemâlini itiraf etmelerini sağlayacak bir hususu beyan etmeyi diledi. İşte bunu da şu buyruğu ile açıklamaktadır:
31. “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Yani bütün eşyanın isimlerini hem de bu isimlerin ad olduğu eşyayı öğretti. Yani Âdem’e hem ismi, hem de bu isimlerin müsemmasını öğretti. Lafızları ve bu lafızların manalarını öğretti. Küçük büyük -tencere ve tepsiye varıncaya kadar- her şeyin isimlerini öğretti. “Sonra onları” yani ismin ad olarak konulduğu eşyayı, müsemmaları “meleklere” bunları biliyorlar mı bilmiyorlar mı, imtihan olsun diye “gösterip” eğer bu halifeden daha faziletli olduğunuz şeklindeki söz ve kanaatinizde “doğru iseniz haydi bunların isimlerini bana haber verin, buyurdu.”
32. “(Melekeler:) “Seni tesbih/tenzih ederiz” Sana itiraz ve emrine muhalefet etmekten seni tenzih ederiz. Lütuf ve cömertliğin ile “senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan yalnız Sensin.” Alîm; ilmi her şeyi kuşatan, hiçbir şey kendisine gizli olmayan, göklerde olsun, yerde olsun zerre ağırlığı kadar ve bundan daha küçük ya da daha büyük olmak üzere hiçbir şey kendisinden saklı kalmayan, demektir. Hakîm ise tam bir hikmet sahibi demektir ki yaratılmışlardan hiç kimse bunun dışında ve emri altındakilerden hiçbiri bundan müstesna değildir. Hikmetsiz hiçbir şey yaratmadığı gibi, hikmetsiz hiçbir şey de emretmemiştir. Hikmet ise her bir şeyi kendisine yakışan yere koymaktır. İşte melekler Allah’ın ilim ve hikmetini ikrar ve itiraf ettikleri gibi kendilerinin en basit bir şeyi dahi bilme imkânına sahip olmadıklarını da bildirdiler. Allah’ın kendi üzerlerindeki lütuf ve ihsanını, bilmedikleri şeyleri kendilerine öğrettiğini itiraf ettiler. İşte o zaman Yüce Allah şöyle buyurdu:
33. “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini haber ver!” Yani Yüce Allah’ın meleklere gösterdiği ve bilmekten acze düştükleri eşyaların isimlerini söyle! “O da onların isimlerini haber verince” melekler Âdem’in kendilerinden üstün olduğunu ve Yüce Allah’ın bu halifeyi yeryüzüne halifelik makamına getirmekteki hikmet ve bilgisini açıkça öğrenmiş oldular. “(Allah) şöyle buyurdu: “Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim.” Gayb, bizim için gizli olan, tanık olmadığımız ve görmediğimiz şeylerdir. Yüce Allah gizliyi bilen olduğuna göre görünen şeyleri haydi haydi bilir. “Açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediklerinizi de bilirim.”
34. Daha sonra Yüce Allah meleklere Âdem’e secde etmelerini emretti. Bu secde, Âdem için saygı, Allah için de ta’zim ve ubudiyet anlamı taşımaktaydı. Onlar da Allah’ın emirlerini yerine getirdiler ve hepsi de secde etmek için ellerini çabuk tuttular. “Ancak İblis hariç! O, diretti” secde etmekten kaçındı. Yüce Allah’ın emrine ve Adem’e karşı büyüklük tasladı ve:“Hiç, bir çamur parçası olarak yarattığın kimseye secde eder miyim ben?”(el-İsra, 17/61) dedi. İblis’in bu şekilde diretip kibirlenmesi, mayasında bulunan küfrün bir sonucu idi. İşte o zaman Allah’a ve Âdem’e karşı düşmanlığı, kâfirliği ve kibri açıkça ortaya çıktı. Bu âyet-i kerimelerde pek çok ibret ve önemli işaretler vardır: 1- Yüce Allah’ın Kelâm sıfatı bildirilmekte ve ezelden beri Kelâm sıfatına sahip olduğu ve dilediği sözleri söylediği, dilediği gibi konuştuğu, alîm ve hâkim olduğu belirtilmektedir. 2- Kula, yarattığı bazı şeylerde ve emrettiklerinde Allah’ın hikmeti gizli kalırsa, ona düşen teslimiyet göstermek; anlayamamasının aklındaki eksiklikten kaynaklandığını ve Allah’ın hikmetini itiraf etmektir. 3- Yine bu ayetler Yüce Allah’ın meleklere özel bir itina gösterdiği, onlara cahili oldukları şeyleri öğretmek ve bilmedikleri şeylere de dikkatlerini çekmek sureti ile ihsanda bulunduğunu göstermektedir. 4- Yine bu ayetlerde birçok bakımdan ilmin üstünlüğüne de işaret vardır: Yüce Allah meleklere kendisini ilim ve hikmet sahibi olarak tanıtmıştır. Yine Yüce Allah onlara Âdem’in ilim ile üstünlük sahibi olduğunu ve kulun sahip olabileceği en değerli sıfatın ilim olduğunu göstermiştir. Yine Allah meleklere Adem’e -ilmiyle üstünlüğü ortaya çıkınca- ikram olmak üzere secde etmelerini emretmiştir. Başkaları imtihan edilir ve bu imtihanda aciz oldukları ortaya çıkar da bilgisi dolayısıyla üstünlük sahibi olan kişi imtihanda sorulan o hususu bilirse, onun bu bilmesi bu imtihan olmaksızın bilmesinden daha değerli olur. Yine bu ayetlerde insanların ve cinlerin atalarının (Âdem ve İblis) halindeki ibret, Âdem’in üstünlüğü, Allah’ın O’na lütuf ve ihsanda bulunduğu, İblis’in ise ona düşmanlık ettiği ve daha başka ibret alınacak çeşitli hususlar ortaya konmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Terim olarak secde ayaklar, dizler, eller ve alın yere konarak yapılan özel bir ibadet şekli olup namazın en önemli kısmıdır ve ibadetin ruhuna en uygun davranış biçimidir. Bu şekildeki bir hareketin, ibadet maksadıyla Allah’tan başkasına yapılması, hak dinlerin hiçbirinde câiz görülmemiştir. İbadet maksadı taşımaksızın insanların birbirine, saygı göstermek üzere secde etmeleri, İslâm’dan önceki bazı dinlerde ve kültürlerde câiz görülmüş ve uygulanmıştır. Nitekim Hz. Yûsuf’un babası ve annesiyle diğer aile fertleri ona kavuştuklarında secde etmişlerdi (Yûsuf 12/100). Meleklerin Âdem’e secde etmeleri Allah’ın emriyle olmuş, bu bir tek hareketle melekler iki şey yapmışlardır: a) Allah Teâlâ’ya ibadet, b) yeryüzünde O’nun halifesi olmak üzere yaratılmış ve birçok üstün vasıflarla donatılmış Âdem’e saygı ve onun hilâfete liyakatini tasdik. Âdem için yapılan secde şeklindeki saygı hareketi, Allah’ın emriyle olduğu ve Âdem’e ibadet maksadı taşımadığı için şirk şâibesinden de uzak bulunmuştur.
Meleklerin arasında bulunan ve onlar Allah’ın emri üzerine Âdem’e secde ettikleri halde bu emre karşı koyan İblîs’in “melek mi, cin mi” olduğu konusu tartışılmıştır. Bazı rivayetler yanında özellikle bu âyette geçen “... İblîs hariç melekler secde ettiler” ifadesine dayanan bazı tefsirciler onun önde gelen bir melek olduğunu, bu isyandan sonra meleklik sıfatını kaybettiğini ve kendisine Allah tarafından farklı özellikler verildiğini ileri sürmüşlerdir. Yine bazı rivayetler yanında özellikle “O, cinlerdendi; rabbinin emrinden dışarı çıktı” (Kehf 18/50) meâlindeki âyeti delil olarak kullanan tefsirciler de İblîs’in melek değil, cin türünden olduğunu, hatta nasıl Âdem insanlığın babası ise onun da cinlerin babası olarak yaratıldığını savunmuşlardır. Her ne kadar “İblîs hariç” şeklindeki istisna, İblîs’in meleklerden olduğu kanaatini veriyorsa da, bir toplulukla beraber bulunan, fakat onların cinsinden, türünden olmayan varlıklar için de istisna ifadesi kullanıldığı (istisnâ-i munkatı‘), meselâ “Koyun sürüsü geldi ancak çoban gelmedi” denilebildiği, ayrıca meleklerin yaratılış özellikleri arasında “Allah’ın emrine karşı çıkmamak ve buyurulanı yerine getirmek” (Tahrîm 66/6) vasfının da bulunduğu göz önüne alındığında İblîs’in melek türünden olmadığı tesbiti ve yorumu ağır basmaktadır.