Diyanet İşleri
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna, apaçık ayetler indiren O'dur. Doğrusu Allah size karşı şefkatlidir, merhametlidir
Elmalılı Hamdi Yazır
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Süleyman Ateş
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna açık açık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sizi küfrün ve cehaletin karanlıklarından iman ve ilmin aydınlığına çıkarmak için kulu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-e apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size yol gösterici ve müjdeleyici olarak peygamberini gönderdiğinde size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Allah’a ve Rasûlü’ne iman edin. Sizi emaneten yetkili kıldığı mallardan da infâk edin. Zira içinizden iman edip infâk edenler için büyük bir mükâfat vardır. 8- Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için davet etmekteyken üstelik Allah da sizden kesin bir söz almış bulunuyorken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Şayet iman edecekseniz (bu sebepler fazlasıyla yeterlidir). 9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indirin O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, pek merhametlidir. 10- Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’ın olduğu halde size ne oluyor ki Allah yolunda infâk etmiyorsunuz? İçinizden fetihten önce infâk edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz. Onların dereceleri fetihten sonra infâk edip savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzeli vaat etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 11- Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah onun mükafatını ona kat kat fazlasıyla verir. Ayrıca o kimse için çok değerli bir mükâfat da vardır.
7. Yüce Allah, kullarına kendisine, Rasûlü’ne ve onun getirdiklerine iman etmelerini, nasıl amelde bulunacaklarını ortaya çıkartmak için onlara vermiş olduğu ve üzerlerine yetkili kıldığı mallarından da kendisinin yolunda infâk etmelerini emretmektedir. Onlara bu emri verdikten sonra bunun karşılığındaki mükâfatı da söz konusu ederek bu emri yerine getirmeye teşvik etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Sizden iman edip infâk edenler için büyük bir mükâfat vardır.” Yani Allah’a ve Rasûlüne iman etmekle birlikte O’nun yolunda mallarını harcayanlar için pek büyük bir mükâfat vardır. Mükâfatın en büyük ve değerlisi de Rablerinin rızasını elde etmek, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaşıp Allah’ın mü’min ve cihâd edenler için hazırlamış olduğu ebedi nimetlere kavuşarak kurtuluşa ermektir.
8. Daha sonra Yüce Allah, onların iman etmelerini gerektiren sebebi ve bu konu hiçbir mani olmadığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: "Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için davet etmekteyken üstelik Allah da sizden kesin bir söz almış bulunuyorken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz?” Yani peygamberlerin en faziletlisi, Allah’a davet edenlerin en değerlisi, sizi imana çağırmakta iken iman etmenizi engelleyen nedir? Bu durum onun çağrısını kabul etmekte ve getirdiği hak çağrısına uymakta eli çabuk tutmayı gerektiren bir husustur. Üstelik Allah, imana dair sizden kesin ve sağlam bir söz almış bulunmaktadır. Eğer sizler, gerçekten iman edecekseniz bu sebepler yeterlidir.
9. Bununla birlikte O’nun size lütuf ve inâyeti pek çoktur. Zira O, sadece alemlerin en şereflisi olan rasûlün daveti ile yetinmemiş, bir de onu mucizelerle desteklemiş ve getirdiklerinin doğruluğunu sizlere apaçık belgelerle göstermiştir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizi” size peygamber göndermek suretiyle ve Allah’ın onun üzerine indirdiği Kitap ve hikmet vasıtasıyla cahilliğin ve küfrün sebep olduğu “karanlıklardan aydınlığa” ilmin ve imanın nuruna “çıkarmak için kuluna” akıl sahibi kimselere getirdiklerinin hepsinin doğru, kesin ve tartışılmaz gerçek olduğuna delil teşkil eden “apaçık âyetler indiren O’dur.” İşte bütün bunlar, O’nun size olan merhametinden ve şefkatinden dolayıdır. Çünkü O, kullarına annenin evladına olan merhametinden daha çok merhametlidir:“Allah, size karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.”
10. Allah yolunda infaktan -ki bu bütün hayır yollarını kapsar- sizi alıkoyan ve sizi cimriliğe iten nedir? Halbuki sizin sahip olduğunuz hiçbir şey yoktur. Aksine “göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’ın”dır. Bütün mallar sizin elinizden başkasına intikal edecektir. Yahut siz o malları bırakıp gideceksiniz. Sonra her şeyin mülkü, şanı yüce ve mübarek olan gerçek sahibine dönecektir. O halde bu mallar ellerinizde iken infakta bulunmayı ganimet bilin ve bu fırsatı değerlendirin. Daha sonra Yüce Allah, amellerin farklı durumlara ve ilâhî hikmete göre değişik değerlerde olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“İçinizden fetihten önce infâk edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz. Onların dereceleri fetihten sonra infâk edip savaşanlardan daha büyüktür.” Buradaki fetihten kasıt Hudeybiye sulhüdür. Allah Rasûlü ile Kureyş arasında yapılan bu antlaşması en büyük fetihlerdendir. Çünkü bu, İslâm’ın yayılmasına vesile olmuş, kâfirlerle müslümanlar bir araya gelme imkanı bulmuş ve herhangi bir karşı koyma söz konusu olmaksızın Allah’ın dinine davet rahatça yapılabilmiştir. O vakit insanlar, Allah’ın dinine büyük kitleler halinde girmeye başlamışlar ve İslâm’ın gücü de büyük çapta artmıştır. Bu fetihten önce ise müslümanlar, Medine ve oraya bağlı yerler gibi ahalisi İslâm’a giren toprakların dışında dine davet etme imkânını bulamıyorlardı. Gerek Mekke gerek Mekke dışındaki müşriklerin yurtlarında İslâm’a giren kimseler, işkencelere maruz kalıyor ve korkutuluyordu. İşte bundan dolayı fetihten önce İslâm’a giren, infak eden ve savaşanların dereceleri, mükâfatları ve ecirleri fetihten sonra İslâm’a giren, savaşan ve infâk edenlerinkinden daha büyüktür. Nitekim hikmet de bunu gerektirmektedir. Bundan dolayı ashab-ı kiramın faziletlerinin ve öncülerinin çoğunluğu fetihten önce İslâm’a girmişlerdir. Bu iki durum arasında fazilet farkı olmasından, faziletçe daha az olan kimselerin kusurlu olduğu yahut eleştirildiği gibi bir mana çıkma ihtimali bulunduğundan dolayı Yüce Allah, böyle bir yanlış anlamayı önlemek üzere şöyle buyurmaktadır:“Bununla beraber Allah hepsine de en güzeli vaat etmiştir.” Yani ister fetihten önce ister sonra olsun İslâm’a girip savaşmış ve infâk etmiş bulunanların hepsine Allah cenneti vaat etmiştir. İşte bu, ashab-ı kiramın tümünün -Allah onlardan razı olsun- faziletine delildir. Çünkü Allah, onların imanlarına şahitlik etmekte ve onlara cenneti vaat etmektedir. "Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Her birinize yaptığını bildiği ameline göre karşılık verecektir.
11. Yüce Allah, kendi yolunda infâk etmeyi teşvik etmektedir. Çünkü cihad, bu uğurda yapılacak infâk ve harcamalara, onun için gerekli hazırlıkları yapmak için malî fedâkârlıklarda bulunmaya bağlıdır. “Güzel bir borç”, Allah için ihlâsla yapılan, O’nun rızasına uygun, gönül hoşluğu ile helâl ve temiz olan maldan yapılan infâktır. Buna Yüce Allah’ın “borç” adını vermesi, O’nun bir lütfudur. Yoksa mal O’nun malı, kullar da O’nun kullarıdır. Üstelik buna pek çok kat fazlası ile mükâfat vereceğini de vaat etmektedir. Çünkü O, çok cömerttir, bol bol verendir. Bu kat kat vermenin yeri ve zamanı ise kıyamet günüdür. O günde her insanın fakirliği ve güzel mükâfatın asgarisine dahi muhtaç olduğu açıkça ortaya çıkmış olacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetler önceki âyetin iman unsuruyla, 10. âyet de infak unsuruyla ilgili açılımı gibidir. Burada, bütün şartlar hazır olduğu halde hâlâ iman etmeyenler kınanmakta, iman etmenin gerekçeleri özetlenmektedir.
Ağırlıklı yoruma göre 8. âyette geçen ve “kesin söz” diye tercüme edilen mîsâk, bu bağlamda “Allah’a verilmiş olan söz” demektir. Ancak bunun mahiyeti hakkında farklı iki yorum bulunmaktadır. Birinci yoruma göre maksat, “bezm-i elest” diye terimleşmiş olan farklı bir âlemde Allah Teâlâ’nın insanlara kendileri hakkında şuur verip kendi zâtını da rab olarak tanıttıktan sonra onlardan kulluk sözü almış olmasıdır (A‘râf 7/172). İkinci yorum ise şöyledir: Cenâb-ı Allah insanlara akıl nimeti ve düşünme yeteneği bahşetmiş, önlerine imana götüren açık deliller koymuştur. Şu halde peygamberin çağrısı ve bildirdikleriyle (nakil) akıl arasındaki uyumun açıkça görülmesi imanın gerekliliği yargısına ulaştıracak kesin bir kanıt yani mîsak oluşturmaktadır. Râzî, şu gerekçeyle birinci yorumu zayıf bulur: Yüce Allah mîsak almış olmayı, insanların iman etmemeleri için hiçbir mazeret kalmadığını belirtmek üzere zikretmiştir. Halbuki o âlemdeki sözleşme ancak peygamberin bildirmesiyle bilinebilir. Şu halde önce onun sözünün doğruluğunun yani peygamberliğinin kabul edilmiş olması gerekir, dolayısıyla bu gerekçe peygamberi tasdik etmeyi gerektiren bir delil olarak kullanılamaz; ikinci yorumda sözü edilen kanıtlar ise herkes için açıktır (Zemahşerî, IV, 64-65; Râzî, XXIX, 216-217; “bezm-i elest” hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/172). Ancak ezelde verilen sözün dünya hayatında insanlarda din duygusu ve mâneviyat ihtiyacı olarak var olduğu ve kendini hissettirdiği de dikkate alınmalıdır. Öte yandan 8. âyette geçen “söz almıştı” fiilinin öznesinin Hz. Peygamber olduğu ve burada Hudeybiye Antlaşması öncesinde Resûlullah’ın 1500 kadar sahâbîden aldığı bağlılık sözüne atıfta bulunulduğu kanaatini taşıyanlar da vardır (Elmalılı, VII, 4734-4735; Ateş, IX, 259; anılan bağlılık sözü hakkında bk. Fetih 48/8-10, 18-19).
8. âyetin sonundaki “inanmaya açıksanız” şeklinde çevirdiğimiz ifade değişik şekillerde açıklanmıştır: a) Şayet iman edecekseniz şu an buna en uygun zamandır; çünkü peygamber size peşpeşe deliller getirmekte ve sizi, doğruluğu sizce de anlaşılmış bulunan bildirim, delil ve mîsaka uymaya çağırmaktadır (Taberî, XXVII, 218). b) Delile dayalı bir çağrıyı kabul etmeye açıksanız, “Kanıt gösterilsin inanalım” diyorsanız, aklî ve naklî deliller öylesine açık ve örtüşmüş durumda ki artık bunlardan daha güçlü kanıt olmaz (Zemahşerî, IV, 64; Râzî, XXIX, 217). c) Burada cümlenin bir ögesi gizlenmiştir ve imanın sonucuna dikkat çekilmek istenmektedir. Asıl mâna şudur: “Şayet iman ederseniz, yani başladığınız gibi devam eder, bu imanınızı sürdürürseniz değerinizi korursunuz ve en yüce mertebeleri hak edersiniz” (İbn Atıyye, V, 258. 9. âyette geçen zulumât ve nûr kelimeleri ve “karanlıklardan aydınlığa çıkarma” ifadesiyle ilgili yorumlar için bk. Bakara 2/257; Mâide 5/15-16; En‘âm 6/1).