Önceki ayet· 2:135Sonraki ayet· 2:137

Bakara Suresi 136. Ayet· 2:136

↗ Bakara suresi
Medeni
قُولُوٓاْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيۡنَا وَمَآ أُنزِلَ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ وَإِسۡحَٰقَ وَيَعۡقُوبَ وَٱلۡأَسۡبَاطِ وَمَآ أُوتِيَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَمَآ أُوتِيَ ٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمۡ لَا نُفَرِّقُ بَيۡنَ أَحَدٖ مِّنۡهُمۡ وَنَحۡنُ لَهُۥ مُسۡلِمُونَ
Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'a, bize gönderilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına gönderilene, Musa ve İsa'ya verilene, Rableri tarafından peygamberlere verilene, onları birbirinden ayırt etmeyerek inandık, biz O'na teslim olanlarız" deyin
Elmalılı Hamdi Yazır
Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız."
Yaşar Nuri Öztürk
Şöyle deyin: "Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, onun torunlarına indirilene, Mûsa'ya ve İsa'ya verilene ve diğer nebilere verilene inandık. Bunlar arasından hiç kimseyi ayırmayız. Biz yalnız O'na/Allah'a teslim olanlarız."
Süleyman Ateş
Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsma'il'e, İshak'a, Ya'kub'a ve sıbt(torun kabile)lere indirilene, Musa ve Îsa'ya verilene ve (diğer) peygamberlere Rabbleri tarafından verilene inandık, onlar arasında bir ayırım yapmayız, biz Allah'a teslim olanlarız. deyin.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.3%
İngilizce
Say, [O believers], "We have believed in Allah and what has been revealed to us and what has been revealed to Abraham and Ishmael and Isaac and Jacob and the Descendants and what was given to Moses and Jesus and what was given to the prophets from their Lord. We make no distinction between any of them, and we are Muslims [in submission] to Him
Fransızca
Dites: «Nous croyons en Allah et en ce qu'on nous a révélé, et en ce qu'on a fait descendre vers Abraham et Ismaël et Isaac et Jacob et les Tribus, et en ce qui a été donné à Moïse et à Jésus, et en ce qui a été donné aux prophètes, venant de leur Seigneur: nous ne faisons aucune distinction entre eux. Et à Lui nous sommes Soumis»
İspanyolca
Digan: "Creemos en Dios, en lo que nos fue revelado a nosotros, en lo que fue revelado a Abraham, a Ismael, a Isaac, a Jacob y a las tribus, y en lo que Dios reveló a Moisés, a Jesús y a los demás Profetas. No discriminamos entre ellos, y entregamos a Dios nuestra voluntad [siendo musulmanes]
Rusça
Скажите: «Мы уверовали в Аллаха, а также в то, что было ниспослано нам и что было ниспослано Ибрахиму (Аврааму), Исмаилу (Измаилу), Исхаку (Исааку), Йакубу (Иакову) и коленам (двенадцати сыновьям Йакуба), что было даровано Мусе (Моисею) и Исе (Иисусу) и что было даровано пророкам их Господом. Мы не делаем различий между ними, и Ему одному мы покоряемся»
Endonezce
Katakanlah, "Kami beriman kepada Allah dan kepada apa yang diturunkan kepada kami, dan kepada apa yang diturunkan kepada Ibrahim, Ismail, Ishak, Yakub dan anak cucunya, dan kepada apa yang diberikan kepada Musa dan Isa serta kepada apa yang diberikan kepada nabi-nabi dari Tuhan mereka. Kami tidak membeda-bedakan seorang pun di antara mereka dan kami berserah diri kepada-Nya
Bengalce
তোমরা বল, আমরা ঈমান এনেছি আল্লাহর উপর এবং যা অবতীর্ণ হয়েছে আমাদের প্রতি এবং যা অবতীর্ণ হয়েছে ইব্রাহীম, ইসমাঈল, ইসহাক, ইয়াকুব এবং তদীয় বংশধরের প্রতি এবং মূসা, ঈসা, অন্যান্য নবীকে পালনকর্তার পক্ষ থেকে যা দান করা হয়েছে, তৎসমুদয়ের উপর। আমরা তাদের মধ্যে পার্থক্য করি না। আমরা তাঁরই আনুগত্যকারী।
Çince
你们说:“我们信我们所受的启示,与易卜拉欣、易司马仪、易司哈格、叶尔孤白和各子派所受的启示,与穆萨和尔撒受赐的经典,与众先知受主所赐的经典;我们对他们中任何一个,都不加以歧视,我们只归顺安拉。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Yahudi ve Hristiyanlardan bu batıl iddiada bulunanlara şöyle deyin: "Bizler Allah'a ve bize indirilen Kur'an'a iman ettik. İbrahim'e oğulları İsmail, İshak ve Yakup'a indirilene de iman ettik. Yakup'un soyundan gelen peygamberlere indirilene de iman ettik. Allah'ın Musa'ya verdiği Tevrat'a da, İsa'ya verdiği İncil'e de iman ettik. Allah'ın bütün peygamberlere verdiklerine de iman ettik. Bazısına iman edip bazısını inkâr ederek onlardan hiçbirinin arasını ayırt etmeyiz. Bilakis bütün hepsine iman ederiz. Bizler yalnızca Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya boyun eğer ve itaat ederiz."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
136- Deyin ki:“Biz Allah’a ve bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene, Mûsâ’ya ve İsa’ya verilenlere ve bütün Peygamberlere Rabb’leri tarafından verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz yalnızca O’na teslim olduk.” 136. Bu âyet-i kerime kendisine iman edilmesi gereken her şeyi kapsamaktadır. Şu bilinmelidir ki iman, bu esasların kalpten tam anlamıyla tasdik ve ikrar edilmesidir ki bu aynı zamanda hem kalbin amellerini, hem de beden âzâlarının amellerini içine almaktadır. Bu itibarla İslâm imanın kapsamına girdiği gibi, bütün salih ameller de imanın kapsamı içerisindedir. Salih ameller imandandır ve imanın sonuçlarındandır. İman (yalnız başına) mutlak olarak zikredilecek olursa, sözü geçen bütün bu hususlar imanın kapsamına girer. İslâm da aynı şekilde mutlak olarak zikredildiği takdirde iman da onun kapsamına girer. Şayet her ikisi birlikte zikredilecek olurlarsa o zaman iman, kalpte bulunan ikrar ve tasdikin adı; İslâm ise zahiri amellerin adı olur. İman ve salih amellerin birlikte zikredilmesi halinde de durum böyledir. Yüce Allah’ın:“Deyin ki” buyruğu, kalplerinizle uyum halinde olmak üzere, dillerinizle de söyleyin, demektir. İşte mükâfata ve ecir almayı gerektiren “tam deme/söyleme” böyle olur. Kalbin itikadı olmaksızın dil ile söylemek nifak ve küfür olduğu gibi, kalbin amelinden yoksun bulunan sözün de etkisi yoktur ve faydası pek azdır. Söz hayırlı olup beraberinde imanın aslı bulunması halinde, kulun ecir alması söz konusu olmakla birlikte durum böyledir. Ancak yalın bir söz ile kalbî amelin eşlik ettiği söz arasında da önemli bir fark vardır. Yüce Allah’ın:“Deyin ki...” buyruğunda akidenin açıkça ilan edilmesine ve akideye davete işaret vardır. Zira dinin aslı ve temeli akidedir. “İman ettik” buyruğunda ve benzeri gibi bir fiilin bütün ümmete nispet edilerek sâdır olduğu belirtilen buyruklarda ise ümmetin hep beraber Allah’ın ipine sıkı sıkıya sarılması ve birbirleri ile kaynaşmaları gerektiğine bir işaret vardır. Tâ ki onların davetleri de, amelleri de bir olsun. Bu buyrukta zımnen tefrika/ayrılık da yasaklanmaktadır. Yine bu buyrukta mü’minlerin tek bir beden gibi oldukları gerçeğine de işaret edilmektedir. Yüce Allah’ın:“Deyin ki: Biz Allah’a... iman ettik” buyruğunda insanın kayıtlamak sureti ile imanı kendisine izafe etmesinin caiz olduğuna, hatta bunun farz olduğuna delil vardır. Ancak “Ben mü’minim” ve benzeri ifadeler böyle (İman ettik vb. fiil cümleleri gibi) değildir. Zira “Ben mü’minim” vb. ifadeler ancak Allah’ın meşieti ile istisna edilerek (Ben inşaallah mü’minim, şeklinde) söylenebilir. Çünkü (inşaallah demeden “Ben mü’minim” demek) kişinin nefsisini tezkiye etmesi ve kendisi hakkında (kamil) imana sahip olduğunu iddia etmesi anlamına gelir. Yüce Allah’ın:“Biz Allah’a... iman ettik” buyruğunda Allah’ın Vâcibu’l-Vücud olduğu, bir ve tek olduğu, kemâl sıfatlarına sahip bulunduğu, her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh olduğu, bütün ibadetlerin yalnızca kendisine yapılması gerektiği ve bu hakka yalnızca O’nun sahip olduğu; ibadetin hiçbir bölümüne O’ndan başkasının ortak edilmemesi, hiçbir şekilde başkasının O’na ortak koşulmaması gerektiği ifade edilmektedir. “Bize indirilene” buyruğu Kur’ân’ı ve Sünnet’i kapsamaktadır. Çünkü Yüce Allah:“Ve Allah sana Kitab’ı ve Hikmet’i indirdi.”(en-Nisa, 4/113) buyurmaktadır. Bunun da kapsamına Allah’ın Kitab’ının ve Rasûlü’nün Sünnetinin ihtiva etmiş olduğu Yaratıcının sıfatlarına, rasûllerinin sıfatlarına, âhiret gününe, geçmiş ve geleceğe dair gaybi bilgilere, yine onların içerdiği Şer’î emir ve hükümlere, cezaî hükümlere ve diğerlerine iman etmek de dahildir. “İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve torunlarına indirilene…” Burada, tüm peygamberlere indirilmiş bütün kitaplara iman, genel olarak bütün peygamberlere özel olarak da –üstünlükleri ve büyük Şeriatleri getirmeleri dolayısıyla- âyet-i kerimede açıkça sözü edilen peygamberlere iman vurgulanmaktadır. Peygamberlere ve kitaplara imanda göz önünde bulundurulması gereken husus, genel ve kapsamlı şekilde hepsine iman etmektir. Bundan sonra ise mufassal olarak (ismen bilinenlere de) öylece iman etmek icap eder. “Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz.” Aksine onların tümüne iman ederiz. İşte bu müslümanların bir özelliğidir. Bu özellikle onlar belli bir din üzere olduğunu iddia eden herkesten ayrılırlar. Yahudiler, hıristiyanlar, sabiîler ve diğerleri -her ne kadar birtakım Peygamber ve kitaplara iman ettiklerini iddia ediyor iseler de- kendi kitapları ve peygamberleri dışındakileri inkar etmektedirler. Böylelikle peygamberler ve kitaplar arasında ayrım yaparlar, kimi peygamber ve kitaplara iman ederken, kimilerini inkar ederler. Onların bu inkar ve yalanlamaları ise tasdikleri ile tezat teşkil etmektedir. Zira kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygamber de diğer peygamberleri, özellikle de Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i tasdik etmiştir. Bunlar Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanladıklarına göre kendi peygamberlerini ve onların verdiği haberleri de yalanlamış ve kendi peygamberlerini inkâr etmiş olurlar. Yüce Allah’ın:“ve bütün Peygamberlere Rabb’leri tarafından verilenlere iman ettik” buyruğunda dünya ve âhiret mutluluğunun ayrılmaz bir parçası olan gerçek lütfun din bağışı olduğuna açık delil vardır. Zira Yüce Allah bizlere; Peygamberlere verilen büyük mülk, hükümdarlık, mal ve benzeri şeylere iman etmemizi emretmemiştir. Aksine O bizlere, peygamberlerine verilen kitap ve şeriatlara iman etmemizi emretmiştir. Yine bu buyrukta peygamberlerin, Allah’tan aldıklarını tebliğ eden kimseler ve Allah ile insanlar arasında Allah’ın dininin tebliğ edilmesi hususunda aracı olduklarına ancak “emir namına hiçbir şeye sahip olmadıklarına” açık delil vardır. “Rabb’leri tarafından” buyruğunda da Allah’ın kullarının kâmil Rabb’i olduğuna işaret vardır. İşte bu kemal Rububiyetinin bir tecellisi olarak onlara kitaplar indirmiş ve peygamberler göndermiştir. O’nun Rububiyeti onları başıboş ve ihmal edilmiş halde bırakılmamalarını gerektirir. Peygamberlere verilenler Rabb’lerinden geldiğine göre peygamberler ile peygamberlik iddiasında bulunanlar arasındaki fark da ortaya çıkmaktadır. Aralarındaki fark ise sırf neye davet ettiklerinin bilinmesi ile anlaşılabilir. Peygamberler hayırdan başka bir şeye çağırmazlar ve sadece her türlü kötülüğü yasaklarlar. Onların her birisi diğerini tasdik eder ve onun doğru olduğuna dair şahitlik eder, aralarında herhangi bir muhalefet veya çelişki olmaz. Çünkü onların getirdikleri Rabb’lerinden gelmiştir. “Eğer o Allah’tan başkasından gelse idi, elbette içinde birbirini tutmayan birçok şeyler bulurlardı.”(en-Nisa, 4/82) Peygamberlik iddiasında bulunanların durumu ise çok daha farklıdır. Bu iddiada bulunanların verdikleri haberlerin, emir ve yasakların birbirleri ile çelişmeleri kaçınılmazdır. Nitekim bu iddiada bulunanların hallerini tetkik eden ve davet ettikleri şeyi bilen kimseler bunu açıkça anlarlar. Yüce Allah özel ve genel olarak iman edilecek şeylerin tümünü beyan etmekle birlikte, amelsiz sözün bir faydası olmadığından “Biz yalnızca O’na teslim olduk.” buyurmaktadır. Yani biz O’nun azâmetine saygı ile eğilenler, zahir ve batınımızla ibadetine bağlı kalan kimseleriz. İbadetimizi yalnız O’na halis kılarız. “Halis kılma”; “Ona” anlamındaki “له” kelimesinin daha önce zikredilmesinden anlaşılmaktadır. Bu âyet-i kerime oldukça özlü ve kısa olmakla birlikte, tevhidin üç türü olan rububiyet tevhidi, ulûhiyet tevhidi, isim ve sıfatların tevhidini kapsamakta; bütün peygamberlere ve kitaplara imana; ismi sayılan peygamberlerin faziletine; kalp, dil ve âzâlar ile tasdike, bütün bu hususlarda Allah’a ihlâs ile bağlanmaya; doğru söyleyen Peygamberler ile yalancı olup da Peygamberlik iddiasında bulunanların birbirinden farklı olduklarına, yüce yaratıcının kullarına neleri nasıl söylemeleri gerektiğini öğretmesine, onun dünya ve âhiret mutluluğuna sıkı sıkıya bağlı bulunan dini nimetleri onlara ihsan edip rahmetini onlara bağışladığına delâlet etmektedir. Kitab’ını (gerekli) her şeyin açıklaması, iman eden bir topluluk için de bir hidâyet ve rahmet kılan Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sözlükte “torun” anlamına gelen sıbt (çoğulu esbât), âyette özellikle Hz. Ya‘kub’un on iki oğlundan torunları olan peygamberleri ifade eder. Müslümanları kendi dinlerine davet eden yahudilerle hıristiyanlara cevap veren önceki âyetin, “Hayır! Biz, hanîf olan İbrâhim’in dinine uyarız” meâlindeki cümlesinin açıklaması mahiyetinde olan bu âyette, öncelikle Allah’a iman emri yer almıştır. Çünkü bu, bütün hak dinlerin ortak inanç ilkesidir. Âyette daha sonra müslümanlara indirilen Kur’an-ı Kerîm ile Hz. İbrâhim ve onun soyundan gelen peygamberlere, hâsılı genel olarak bütün peygamberlere bildirilen ilâhî hakikatlere, bir kısmına doğrudan doğruya vahyedilmiş, bir kısmına da önceki peygamberden intikal etmiş olan kutsal kitaplara inanılması emredilmektedir.
Bakara Suresi 136. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Yahudi ve Hristiyanlardan bu batıl iddiada bulunanlara şöyle deyin: "Bizler Allah'a ve bize indirilen Kur'an'a iman ettik. İbrahim'e oğulları İsmail, İshak ve Yakup'a indirilene de iman ettik. Yakup'un soyundan gelen peygamberlere indirilene de iman ettik. Allah'ın Musa'ya verdiği Tevrat'a da, İsa'ya verdiği İncil'e de iman ettik. Allah'ın bütün peygamberlere verdiklerine de iman ettik. Bazısına iman edip bazısını inkâr ederek onlardan hiçbirinin arasını ayırt etmeyiz. Bilakis bütün hepsine iman ederiz. Bizler yalnızca Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya boyun eğer ve itaat ederiz."