Diyanet İşleri
Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah'a ibadet edin. O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetim ve öksüzlere, çaresizlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa, size bağımlı olanlara iyi ve güzel davranın. Allah, kasılıp böbürlenen şımarıkları sevmez.
Süleyman Ateş
Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yan(ınız)daki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allah, kurumlu, böbürlenen insanları sevmez.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
36- Allah’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Şüphesiz Allah büyüklenip böbürlenenleri sevmez. 37- Onlar hem kendileri cimrilik ederler, hem de insanlara cimriliği emrederler ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğini gizlerler. Biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. 38- Onlar mallarını insanlara gösteriş için harcarlar, Allah’a ve âhiret gününe de iman etmezler. Şeytan kime arkadaş olursa o, ne kötü bir arkadaştır!
36. Şanı Yüce Allah, kullarına hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca kendisine ibâdet etmelerini emretmektedir. O’na ibâdet ise adeta O’nun köleliği altına girmek, zahiri ve batıni bütün ibâdetlerde ihlâsla, zilletle ve sevgiyle O’nun emir ve yasaklarına boyun eğmektir. Yine Yüce Allah küçük olsun, büyük olsun kendisine şirk koşmayı yasakladığı gibi, kişiye hiçbir fayda sağlayamayan, ondan hiçbir zararı önleyemeyen, ölüme, hayata ve öldükten sonra diriltme imkânına sahip bulunmayan varlıkları, ister melek olsun, ister peygamber olsun, ister veli olsun herhangi bir şeyin kendisine şirk koşulmasını da yasaklamaktadır. Kulların tek tek yerine getirmekle yükümlü oldukları ilk görev, mutlak kemale bütün yönleri ile sahip olan, tam ve mükemmel şekli ile kâinatı idare eden, hiç kimse kendisine ortak olmayan ve bu konuda kimsenin yardımına muhtaç olmayan zata ihlâsla ibâdet etmektir. Yüce Allah kendisine ibâdeti ve hakkını yerine getirmeyi emrettikten sonra, yakınlık sırasına göre kullarının haklarını yerine getirmeyi emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Ana babaya” güzel sözlerle, nazik hitaplarla, güzel davranışlarla, emirlerine itaatle, yasaklarından uzak durmakla, onlara harcamada bulunarak nafakalarını sağlamakla, onlarla alakası bulunanlara ikramda bulunmakla ve ancak kendileri vasıtası ile söz konusu olan akrabalık bağlarını gözetmek sureti ile onlara iyi davranın. İyi davranmanın (ihsanın) zıttı olan iki şey vardır: kötü davranmak ve iyi davranmamak ki her ikisi de yasaktır. “Akrabaya” da iyi davranmak gerekir. Bu yakın ya da uzak olsunlar bütün akrabalara sözlü ve fiili olarak iyilikte bulunmayı ve akrabalık bağını söz ya da davranış ile kesmemeyi gerektirmektedir. “Yetimlere” yani küçükken babalarını kaybetmiş kimselere de iyilik yapın. Bunlar akraba olsunlar ya da olmasınlar, müslümanlar tarafından bakılmaya, kendilerine iyilikte bulunulmaya, gönüllerinin hoş edilmesine, güzel bir şekilde eğitilmeye, din ve dünya ile ilgili maslahatlarında en güzel şekilde terbiye edilmeye hak sahibidirler. “Yoksullar” ihtiyacın ve fakirliğin kendilerini hareketsiz bıraktığı, yeterli ihtiyaçlarını elde edemeyen, bakmakla görevli oldukları kimselerin ihtiyaçlarını karşılayamayan kimselerdir. Yüce Allah bunların ihtiyaçlarını görmek, eksiklerini gidermek, bu konuda teşvikte bulunmak ve mümkün olanı da yerine getirmek sureti ile onlara iyilikte bulunmayı emretmektedir. “Yakın komşuya” yani hem komşuluk hakkı hem akrabalık hakkı olmak üzere iki hak sahibi bulunan komşunuza iyi davranın. Böyle bir komşunun, komşusu üzerinde örfe raci olmak üzere iyilikte bulunulma hakkı vardır. “ve uzak komşuya” yani akrabalık hakkı bulunmayan komşunuza iyilikte bulunun. Kapısı ne kadar yakın ise komşunun hakkı, o kadar güçlüdür. O bakımdan kulun, komşusunu hediye, sadaka, davet, söz ve davranışlarla nazik davranmak, söz ve davranışla ona eziyette bulunmamak suretiyle gözetmesi gerekir. “Yanınızdaki arkadaşa” bundan kastın yol arkadaşı olduğu söylendiği gibi hanım olduğu da söylenmiştir. Mutlak olarak bütün arkadaşlardır diyenler de olmuştur ki bunun daha uygun olma ihtimali vardır. Çünkü bu ifade, hem ikamet hem yolculuk halinde bulunan arkadaşı kapsadığı gibi hanımı da kapsar. Arkadaşın, arkadaşına karşı müslümanlık hakkından başka, din ve dünya işlerinde ona yardımcı olmak, ona samimiyetle nasihat edip iyiliğini istemek, kolaylık ve zorlukta, hoşa giden ve gitmeyen hallerde ona vefalı olmak gibi hakları vardır. Yine kendisi için sevdiği şeyi arkadaşı için de sevmeli, kendisi adına hoşlanmadığı şeylerden arkadaşı adına da hoşlanmamalıdır. Arkadaşlık ne kadar ileri ise hak da o kadar güçlü ve o kadar ileri olur. “Yolda kalmışa” bu, muhtaç olsun ya da olmasın yabancı olduğu bir beldede (gurbette) bulunan yabancı kimsedir. Bunun da ihtiyacının ileri derecede olması, yurdundan uzakta bulunması sebebi ile müslümanlar üzerinde hakları vardır: Gitmek istediği yere onu ulaştırmak yahut maksatlarını kısmen de olsa gerçekleştirmesine yardımcı olmak, ona ikramda bulunmak ve arkadaş olmak vb. gibi “Ellerinizin altında bulunanlara” yani ister insan, ister hayvan olsun elleriniz altında bulunanların yeterli şekilde ihtiyaçlarını karşılamak, ağır gelecek şeyleri onlara yüklememek, yüklediğiniz takdirde onlara yardımcı olmak ve maslahatlarına uygun şekilde onları terbiye etmek sureti ile “iyilik edin.” Kim bütün bu emrolunan hususları yerine getirecek olursa işte o Rabbine itaat eden, Allah’ın kullarına karşı da alçak gönüllü davranan, Allah’ın emir ve şeriatına bağlı olan bir kimsedir. Böyle bir kimse pek büyük bir mükâfata ve çok güzel övgülere hak kazanır. Bunu gereği gibi yerine getirmeyen kimse ise Rabbinden yüz çeviren, emirlerine bağlı olmayan, insanlara karşı da alçak gönüllü davranmayan bir kimsedir. Aksine böyle bir kimse Allah’ın kullarına karşı büyüklenen, kendisini beğenen ve kendi sözleri ile böbürlenen bir kimsedir. İşte bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah büyüklenip” kendisini beğenip insanlara karşı büyüklük taslayan “böbürlenenleri” Allah’ın kullarına karşı şımararak, pnları küçük görerek kendisini övüp durap kimseleri “sevmez.” İşte bu gibi kimselerin büyüklenip böbürlenmeleri, söz konusu hakları gereği gibi yerine getirmelerine engel olur. Bundan dolayı Yüce Allah onları şöylece yermektedir: 37. “Onlar hem” yerine getirmeleri gereken hakları yerine getirmeyerek “kendileri cimrilik ederler, hem de insanlara” söz ve davranışları ile “cimriliği emrederler ve Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiğini” kendisi vasıtası ile sapmışların hidâyet bulduğu ve cahillerin doğru yolu gördükleri ilmi “gizlerler.” Bu cimriler ilmi sapkın ve cahillerden gizlerken, onlara hakkı görmelerine engel teşkil edecek batılı açıklarlar. Böylelikle hem malda ve ilimde cimriliği, hem de gerek kendilerinin hüsrana uğraması, gerek başkalarının ziyana uğraması için çalışıp çabalamayı bir arada işlemiş olurlar. İşte bu da kâfirlerin nitelikleridir. Bundan dolayı Yüce Allah:“Biz kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” buyurmuştur. Yani Allah’ın kullarına karşı büyüklenmeleri, Allah’ın haklarını yerine getirmemeleri, cimrilik yapmaları ve hidâyeti bulma konusunda başkalarına engel olmalarından dolayı Allah can yakıcı bir azap ve sürekli bir aşağılanma ile onları hakir kılmıştır. Allahım, her türlü kötülükten sana sığınırız. Daha sonra Yüce Allah riyakarlık yaparak, başkalarının işitmesi niyetiyle yapıklan ve Allah’a imandan kaynaklanmayan infaklar hakkında şöyle buyurmaktadır:
38. “Onlar mallarını insanlara gösteriş için” insanlar görsünler, kendilerini övsünler ve tazim etsinler diye “harcarlar, Allah’a ve âhiret gününe de iman etmezler” yani infakları ihlâs, Allah’a iman ve O’nun mükâfatını umarak yapmazlar. Yani bu da şeytanın adımlarından ve amellerinden olup o, kendi taraftarlarını alevli ateş ehlinden olsunlar diye bunu işlemeye davet eder. Onların bu davranışları yapmalarının sebebi ise şeytanla arkadaş olmaları ve şeytanın onları bu davranışlara sürüklemesidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şeytan kime arkadaş olursa o, ne kötü bir arkadaştır!” Arkadaşlık ettiği kimseyi helâk etmeye çalışan ve bu uğurda bütün gayreti ile çalışan arkadaş, elbetteki en kötü arkadaşdır. Allah’ın ihsan ettiği şeyleri cimrilik ederek başkalarının faydasına sunmayan, Allah’ın kendisine lütfettiği şeyleri gizleyen bir kimse isyankâr, günahkâr ve Rabbine muhalefet eden bir kimsedir. Aynı şekilde Allah’tan başkası için infak ve ibâdette bulunan kimse de gühahkârdır, Rabbine karşı isyan etmiştir ve cezalandırılmayı hak etmiştir. Çünkü Yüce Allah ancak kendisine itaat etmeyi ve emrine ihlâslı bir şekilde uymayı emretmiştir. Nitekim Yüce Allah:“Halbuki onlar onun dininde ancak ihlâs sahipleri olarak Allah’a ibâdet etmekle... emrolundular.”(el-Beyyine, 98/5) buyurmuştur. İşte kişiye övülme ve mükâfat kazanma hakkını kazandıran, Allah nezdinde makbul olan amel budur. Bundan dolayı Yüce Allah böyle bir amele teşvikte bulunarak şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradan itibaren yedi âyette, sûrenin ana konuları arasında bulunan cemiyet düzeni, bu düzenin harcı durumundaki yapıcı sosyal ilişkiler, yakından uzağa doğru insanlara iyi davranmak, maddî ve mânevî yardımda bulunmak, bunları gösteriş için değil, sırf Allah rızâsı için yapmak ve böylece cemiyet halinde dünya hayatını yaşarken de bir olan Allah’a kulluğu gerçekleştirmek tavsiye ve teşvik edilmektedir. Allah’a başkasını ortak koşmak (şirk) birisi inançta, diğeri amelde ve davranışta olmak üzere iki çeşittir. İnançta şirk, Allah’tan başka bir varlığın tanrı olduğuna veya Allah’a mahsus sıfatlardan bir kısmını taşıdığına inanmakla olur. Amelde şirk ise ibadeti ve kulluğu Allah’a tahsis edip, yalnız O’nun için yapacak yerde başka varlıkları da O’na ortak kılmakla gerçekleşir. Bu âyetlerde kınanan kibir, cimrilik, gösteriş yapma duygu ve eylemlerinde iki çeşit şirkin de izleri vardır. Kibirlenen kimse Allah karşısında bağımsızlığını ilân ediyor ve nefsine tapıyor demektir. Cimrilik eden kimsede ise Allah’ın lutfuna karşı nankörlük ve güvensizlik vardır. İyiliği insanlar görsün ve kendisini övsünler diye yapanlar ibadet ve kulluğa Allah rızâsından başka unsurlar katmaktadırlar. Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek nasıl kişiyi –terim anlamında münafık kılmasa bile– münafıklığa yaklaştırıyorsa, yukarıda sıralanan nitelikler de insanı –müşrik yapmasa bile– şirke yaklaştırmakta, müşriklere ait bulunan bazı duygu, düşünce ve davranışların içine sokmaktadır.
Kendisine iyi davranılacak kimselerin başında ana-baba gelmektedir. Burada olduğu gibi birçok âyette “Allah’a şirk koşmayı yasaklama”nın hemen arkasından ana-babaya iyi davranma emrinin gelmesi anlamlıdır; işin önemini göstermektedir. Akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik etmek birçok âyet ve hadiste hararetle tavsiye edilmiştir. Burada komşu, arkadaş, yolcu ve el altında bulunanlar da iyilik (ihsan) edilecekler arasına alınmışlardır.
Türkçe’deki komşu teriminin karşılığı olan âyetteki câr kelimesi, “yakın olma, yakınlık” anlamındaki civâr ve mücâvere masdarlarından isim olup genellikle birbirine yakın meskenlerde yaşayan kişilerin ve ailelerin her birini ifade eder. Ayrıca aralarında meslek, iş yeri, arazi vb. yönlerden yakınlık bulunanlar hakkında da kullanılmaktadır (Lisânü’l-‘Arab, “cvr” md.).
Müfessirler, âyetteki komşu kavramı hakkında değişik yorumlar aktarmışlardır. Meselâ Evzâî’nin, bir evin farklı yönlerinde bulunan kırkar evi o eve komşu saydığı belirtilir. Bazı rivayetlere dayanarak bir evden bağırıldığında sesin duyulabildiği bütün evlerin komşu sayılması gerektiği söylenmişse de bu rivayetlerin sıhhati tartışmalı olduğundan bu görüşe itibar edilmemiştir (bk. Abdurrahman b. Ahmed b. Muhammed b. Fâyi‘, s. 33-34). Âyetlerde ve sahih hadislerde komşuluğun sınırıyla ilgili sarih bir bilgi bulunmadığını, bu hususta ölçü veren rivayetlerin sıhhatinin ise kuşkulu olduğunu belirten birçok âlim, kimlerin komşu sayılacağını örfün belirlediği görüşünü tercih etmişlerdir (meselâ bk. İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 537; Merdâvî, VII, 243; Âlûsî, V, 29).
Yaygın yoruma göre âyette geçen “yakın komşu” ile evleri en yakında bulunan komşular, “uzak komşu” ile de nisbeten daha uzakta oturan komşular kastedilmiştir. İlkiyle akrabalık bağı bulunan, ikincisiyle akraba olmayan komşuların veya ilkiyle müslüman, ikincisiyle gayri müslim komşuların kastedildiği gibi daha başka yorumlar da yapılmıştır (Zemahşerî, I, 267-268; Şevkânî, I, 521). Kurtubî, bu son yorumu da sahih bir yorum olarak değerlendirir; ayrıca âyetteki “ihsân” kelimesinin, yerine göre komşunun mutluluğunu ve kederini paylaşma, birlikte dostça yaşama, komşuya eziyet etmeme ve onu himaye etme gibi erdemli davranışları içerdiğini belirtir (V, 183-184). Hadislerde de komşuluğun önemini ve komşu haklarını anlatan çeşitli açıklamalar bulunmaktadır. Bunların en dikkate değer olanı “Cebrâil, komşu hakkı üzerinde o kadar önemle durdu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak sandım” anlamındaki hadistir (Buhârî, “Edeb”, 28; Müslim, “Birr”, 140, 141). Başka hadislerde de komşusunun, kötülük yapmasından korktuğu kimsenin tam olarak iman etmiş olamayacağı (Buhârî, “Edeb”, 29; Müslim, “İmân”, 73); Allah katında en hayırlı komşunun, komşularına en çok iyilik eden kimse olduğu (Tirmizî, “Birr”, 28) bildirilmekte; ayrıca komşuların, en yakın olanlardan başlamak üzere birbiriyle hediyeleşmeleri de öğütlenmektedir (Buhârî, “Şüf‘a”, 23; “Hibe”, 16).
Sosyal hayatın aileden sonraki halkasını komşular oluşturduğundan her din ve kültürde komşuluk ilişkileriyle ilgili kurallar bulunur. İslâmî kaynaklarda komşu hakları genel olarak kul hakları (hukuk-ı ibâd) veya insan hakları (hukuk-ı âdemiyyîn) denilen haklar çerçevesinde ele alınır, bu haklarla ilgili buyruk ve yasaklar komşuluk ilişkilerini de kaplar. Ayrıca özel olarak komşuluk haklarına da yer verilir (meselâ bk. Gazzâlî, İhyâ’, II, 212-215). İnsan ilişkileriyle ilgili âyet ve hadisler bütün olarak dikkate alındığında İslâm’da, yabancılara karşı nefret telkin eden ve onları aşağılayan yahudi telakkisinin (bk. H. Lesetre, “Prochain”, Dictionnaire de la Bible, V, 683-684) âdil ve ahlâkî görülmediği; buna karşılık İncil’in “Düşmanlarınızı sevin” buyruğunun da (Matta, 5/43-44) gerçekçi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bunun en açık kanıtlarından biri, “Bir topluluğa duyduğunuz kızgınlık sizi adaletsizlik yapmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur” (el-Mâide 5/8) meâlindeki âyettir. “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse komşusuna eziyet etmesin” (Buhârî, “Rikak”, 23; Nikâh”, 80; Müslim, “Îmân”, 74, 75); “Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse komşusuna iyilik etsin” (Buhârî, “Edeb”, 31; Müslim, “Îmân”, 74, 76, 77) meâlindeki örneklerde de görüldüğü gibi hadislerde komşuluk kavramının din ayırımı yapılmaksızın mutlak olarak kullanılmasını dikkate alan âlimler, gayri müslim komşuların da komşuluk haklarının bulunduğu görüşünde birleşmişlerdir (Kurtubî, V, 188). Özellikle komşuları üç gruba ayırarak akraba olan müslüman komşuların akrabalık, dindaşlık ve komşuluk hakları; akraba olmayan müslüman komşuların dindaşlık ve komşuluk hakları; gayri müslim komşuların ise komşuluk haklarının bulunduğunu belirten hadis (Aclûnî, I, 328), sıhhati kesin olmasa bile konuyla ilgili sahih hadislerin ruhuna uygun düşmesi, ayrıca bu husustaki genel İslâmî telakkiyi yansıtması bakımından önemli görülmüş ve konu hakkındaki hemen bütün kaynaklarda bu rivayete yer verilmiştir.
Konumuz olan âyetteki buyruklardan biri de yolcuya yardımdır. Ulaşım ve iletişimin güç ve sınırlı olduğu zamanlarda yolcuya yardımcı olmanın önemi daha fazla idi. Günümüzde de yolculuk esnasında yardıma muhtaç hale gelen, yer ve yol soran, dil bilmediği için iletişimde güçlük çeken kimselere yardım gereği devam etmektedir. Bu husustaki âyet ve hadisler dikkate alındığında Allah rızâsı için yolculara yardım eden, seyahat rehberliği yapan resmî ve sivil kurumlar oluşturmanın müslümanlara düşen kulluk vazifeleri arasında bulunduğu ortaya çıkmaktadır.
“Ellerinizin altında bulunan (ellerinizin sahip olduğu)” kimseler, kölelik kaldırılmadan önce birinci derecede köleler idi, İslâm bunlara iyi davranılmasını, efendisiyle köle arasındaki ilişkinin “ihsan” çerçevesinde olmasını ısrarla istemiştir. Günümüzde kölelik kaldırılmıştır, ancak güçlülerin elleri altında eskiden olduğundan daha çok zayıflar bulunmaktadır. Müminler her nevi gücün Allah’tan olduğunu asla unutmayacaklar; maddî ve mânevî güç sermayesini insanları ezmek ve sömürmek için değil, Allah’a kulluk yolunda, iyilik ve hizmet için kullanacaklardır.