Önceki ayet· 41:47Sonraki ayet· 41:49

Fussilet Suresi 48. Ayet· 41:48

↗ Fussilet suresi
Mekki
وَضَلَّ عَنۡهُم مَّا كَانُواْ يَدۡعُونَ مِن قَبۡلُۖ وَظَنُّواْ مَا لَهُم مِّن مَّحِيصٖ
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Önceden yalvarıp durdukları şeyler onlardan uzaklaşmıştır. Kendilerinin kaçacak yerleri olmadığını anlamışlardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Daha önce yakarıp durdukları, onlardan uzaklaşıp kaybolmuştur. Kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.
Süleyman Ateş
Önceden yalvarıp durdukları şeyler, onlardan sapıp gitmiş ve onlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
And lost from them will be those they were invoking before, and they will be certain that they have no place of escape
Fransızca
Et ce qu'auparavant ils invoquaient les délaissera; et ils réaliseront qu'ils n'ont point d'échappatoire
İspanyolca
Los abandonará aquello que solían invocar, y sabrán que no tienen escapatoria
Rusça
Те, к кому они взывали прежде, покинут их, и они обретут уверенность в том, что не смогут сбежать
Endonezce
Dan lenyaplah dari mereka apa yang dahulu selalu mereka sembah, dan mereka pun tahu bahwa tidak ada jalan keluar (dari azab Allah) bagi mereka
Bengalce
পূর্বে তারা যাদের পূজা করত, তারা উধাও হয়ে যাবে এবং তারা বুঝে নেবে যে, তাদের কোন নিস্কৃতি নেই।
Çince
他们生前所祈祷的,将回避他们,他们将确信自己无所逃罪。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Böylece önceden dua ve ibadet ettikleri putlar kendilerinden uzaklaşıp gitmişler, onlar da şunu iyi anlamışlardır ki, kendileri için Allah'ın azabından uzaklaşabilecekleri ne bir yer ve kurtulacakları ne bir konum vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
47- Kıyametin bilgisi ona havale edilir. O’nun ilmi dışında hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi de gebe kalmaz ve doğurmaz. O gün O:“Hani (iddia ettiğiniz) ortaklarım nerede?” diye onlara seslenir. Onlar da:“Bizden (böyle bir şeye) tanıklık edecek hiç kimse olmadığını Sana arzederiz” derler. 48- Önceden dua/ibadet ettikleri şeyler kaybolur gider ve artık kaçacak bir yerlerinin bulunmadığını anlarlar. 47. Bu buyrukla Yüce Allah, ilminin genişliğini ve kendisinden başka hiçbir kimsenin muttali olmadığı bilginin yalnızca kendisine has olduğunu haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Kıyametin bilgisi ona havale edilir.” Yani bütün mahlukat, bu bilgiyi O’na havale ederler. Bu hususta bilgi sahibi olmaktan aciz olduklarını rasûller de melekler de başkaları da ikrar ve itiraf ederler. “O’nun ilmi dışında hiçbir meyve tomurcuğundan” içinde bulunduğu ve etrafını saran kılıfından “çıkmaz.” Bu, hem şehirlede hem de kırlarda bulunan bütün ağaçların meyvelerini kapsar. Hangi ağaçtan hangi meyve çıkarsa çıksın mutlaka O, onu bütün tafsilatı ile bilir. İster Âdemoğullarından olsun, ister diğer canlı türlerinden olsun “hiçbir dişi de” O’nun bilgisi olmadan “gebe kalmaz ve doğurmaz.” Bunların hepsini O bilir. O halde müşrikler nasıl olur da bilgi sahibi olmayan, işitmeyen ve görmeyen varlıkları O’na eş koşarlar? “O gün O: “Hani ortaklarım” olduklarını iddia ettiğiniz, kendilerine tapındığınız, bu hususta mücadele ettiğiniz ve kendileri adına peygamberlere düşmanlık ettiğiniz uydurma ilâhlar “nerede? diye onlara” yani Kıyamet günü kendisine şirk koşanlara, onları azarlamak ve yalan söylediklerini ortaya çıkarmak için bu şekilde “seslenir. Onlar da” ortak koştukları varlıkların ulûhiyetlerinin batıl olduğunu, Allah ile ortaklıklarının bulunmadığını ikrar ve itiraf ederek:“Bizden (böyle bir şeye) tanıklık edecek hiç kimse olmadığını sana arzederiz, derler” yani Rabbimiz, sen de şahit ol, biz sana şöylece bildiririz ki onların ilâhlıklarının, Sana ortaklıklarının doğru olduğuna bizden şahitlik edecek hiçbir kimse yoktur. Şu anda hepimiz onlara tapınmanın batıl olduğunu kabul ediyoruz. Onlardan uzaklaştığımızı ilan ediyoruz. Bundan dolayı bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: 48. “Önceden” Allah’tan başka “dua/ibadet ettikleri şeyler kaybolur gider.” Yani ömür boyu Allah’tan başkasına ibadet ederek bu konuda sahip oldukları inanç ve amelleri, batıl mabudların kendilerine fayda sağlayacaklarına ve onlardan azabı uzaklaştırıp Allah nezdinde şefaat edeceklerine dair kanaatleri ve inançları yok olup gidecektir. Bunun sonucunda çalışmaları boşa gitmiş ve zanları çürütülmüş olacak, Allah’a koştukları ortakların kendilerine hiçbir faydasının olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu halde iken “artık kaçacak bir yerlerinin” bir kurtarıcının, bir sığınağın, bir barınağın “bulunmadığını” kesin olarak “anlarlar.” İşte Allah'a başkalarını ortak koşanların akıbeti budur. Allah, kendisine şirk koşmaktan sakınsınlar diye bunu kullarına açıklamaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Herkesin, iyilik veya kötülük olarak yapıp ettiklerinin karşılığını bulacağı, böylece ilâhî adaletin eksiksiz gerçekleşeceği zaman ve yer, kıyametle başlayan öteki dünyadır. Müminler, bu imanın verdiği sorumluluk bilinciyle yaşadıkları için olabildiğince “doğru ve yararlı işler” yapmaya, kötülükten uzak durmaya çalışırlar. “Kıyametin zamanını bilmek sadece Allah’a havale edilir” ifadesi, müminlerin, bu konudaki bilginin yalnızca Allah’a mahsus olduğuna inandıkları, gerçeği bu şekilde dile getirdikleri anlamına gelir. Eski tefsirlerde 47. âyetin ilgili kısmı, kıyamet saatinin bilgisi gibi, bitkilerin ürün vermesiyle dişilerin hamilelik ve doğum yapma zamanına, ceninin cinsiyetine (Zemahşerî, III, 394) dair bilgilerin de sadece Allah’a mahsus olduğu şeklinde yorumlanmıştır (meselâ bk. Râzî, XXVII, 136; İbn Âşûr, XXV, 6); Süleyman Ateş’in de, “Allah’tan başka hiçbir varlık böyle gizli şeylere vâkıf değildir” diyerek aynı yorumu benimsediği görülmektedir (VIII, 146). Oysa âyette kıyamet saatinin bilgisi sadece Allah’a tahsis edilirken, meyvelerin ürün vermesi, dişinin gebe kalması ve doğurması örneklerinde böyle bir tahsis yapılmayıp Allah’ın onları da bildiği belirtilmiş, O’ndan başkasının bilemeyeceği anlamına gelebilecek bir ifade kullanılmamıştır. Buna göre, kıyametin vaktini sadece Allah bilir; ürün verme, gebe kalma ve doğurma zamanlarını, ceninin cinsiyetini ise insanlar da bilebilir. Nitekim günümüz teknik imkânlarıyla bu bilgilere kolaylıkla ulaşılmaktadır. Ancak insanların önceden bilgi edinebildiği şeylerin vakti geldiğinde mutlaka gerçekleşeceği de düşünülmemelidir: Zira bizim önceden kestiremeyeceğimiz bazı engeller yüzünden beklediğimiz olaylar umduğumuz gibi gerçekleşmeyebilir; âyetteki örneklerle ekinler, meyveler ürün vermeyebilir, dişiler hamile kalmayabilir veya düşük yapabilirler. Ama Allah’ın bilgisi asla şaşmaz; çünkü O, olabilecek bütün ihtimalleri de önceden bilir ve bildiği her şey bilgisine uygun olarak mutlaka gerçekleşir. Bu sebeple âyette Allah’ın yaratmasıyla ilmi arasındaki ilişkiye de dikkat çekilmektedir (ayrıca bk. Lokmân 31/34). “İçimizde buna şahitlik edecek hiç kimse yoktur” diye çevirdiğimiz cümle, “Vaktiyle taptığımız o şeyleri şu anda hiçbirimiz göremiyoruz” veya “Artık aramızda onların tanrı olduğuna şahitlik eden, böyle bir inanç taşıyan hiç kimse yoktur” şeklinde yorumlanmaktadır. 48. âyetteki ifade, ilk yorumun daha isabetli olduğu kanaatini vermektedir.
Fussilet Suresi 48. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Böylece önceden dua ve ibadet ettikleri putlar kendilerinden uzaklaşıp gitmişler, onlar da şunu iyi anlamışlardır ki, kendileri için Allah'ın azabından uzaklaşabilecekleri ne bir yer ve kurtulacakları ne bir konum vardır.