33- Onlar ille de meleklerin gelmesini yahut Rabbinin emrinin gelip çatmasını mı bekliyorlar?! Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. 34- Bunun için de işlediklerinin kötülüğü başlarına geldi ve alay edip durdukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.
33. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Kendilerine âyetler geldiği halde iman etmeyen, öğüt verildiği halde öğüt almayan bu kimseler neyi gözlüyor, neyi bekliyorlar? Ruhlarını kabzetmek üzere “meleklerin gelmesini yahut Rabbinin” başlarına gelecek azap “emrinin gelip çatmasını mı bekliyorlar?!” Çünkü onlar, gerçekten bu azabın başlarına gelmesini hak etmişlerdir. “Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.” Yalanlamış, küfre sapmış ve iman etmemişlerdi de nihayet azap tepelerine inmişti. “Allah” azap etmekle “onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” Çünkü nefisler, Allah’a ibadet etmek ve sonunda Allah’ın lütuf ve ihsanın yurduna ulaşmak üzere yaratılmışlardır. Onlarsa bu nefislerine zulmettiler ve yaratılış sebeplerini terk ederek nefislerini sürekli hakirliğe ve kurtuluşu imkânsız bir bedbahtlığa maruz bıraktılar.
34. İşte “bunun için de işlediklerinin kötülüğü” amellerinin cezası ve bunun etkileri “başlarına geldi ve alay edip durdukları şey, kendilerini çepeçevre kuşatıverdi.” Zira onlar, peygamberleri azap ile kendilerini korkutup uyardığında o azap ile alay ediyorlar, bu azabı haber verenlerle de dalga geçiyorlardı. İşte kendisi ile alay ettikleri o azap başlarına geldi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müşrikler, inanmak için ihtiyaç duyulan bütün deliller ortaya konmasına rağmen Allah’ın birliğini ve âhiret hayatını inkârda direndikleri, “Şayet gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit hani ne zaman gerçekleşecek!” (Yâsîn 36/48) gibi alaycı sözlerle âhiret inancını ciddiye almadıkları, Peygamber’i yalancılıkla suçlayıp ona karşı savaş açtıkları, Allah’ın hükümlerini tanımadıkları ve sonunda da kalkıp, “Allah isteseydi bütün bunları yapmazdık, atalarımız da yapmazdı!” diyerek Allah’ı suçlamaya kalkıştıkları (Zemahşerî, II, 327-328), böylece güya irade özgürlüğünü inkâr ederek bir tür sorumsuzluğu savundukları için, “sonunda bütün bu yaptıklarının kötülüğü yine kendilerine dokundu ve alaya aldıkları şey onları çepeçevre kuşattı”; inkâr ve isyanlarının mahkûmu oldular, kötü âkıbetlerini yapıp ettikleri yüzünden yine kendileri hazırladılar. Halbuki Hz. Peygamber, putperestlerin tuttukları yolun kendilerini böyle bir âkıbete götürdüğünü onlara zamanında açık açık bildirmişti; onun görevi de insanlara doğru ve yanlış, iyi ve kötü hakkındaki ilâhî kaynaklı bilgileri eksiksiz duyurup onları sorumlulukları konusunda aydınlatmaktan ibaretti.