Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Size bir selam verildiği zaman, ondan daha iyisiyle selam verin veya ayniyle mukabele edin. Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeliyle karşılık verin veya verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bir selam ile selamlandığınızda, onun daha güzeliyle yahut aynısıyla karşılık verin. Hiç kuşkusuz Allah Hasîb'dir, herşeyi güzelce hesaplamaktadır.
Süleyman Ateş
Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selam verin; yahut verilen selamı aynen iade edin. Şüphesiz Allah, her şeyi hesaplayandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
And when you are greeted with a greeting, greet [in return] with one better than it or [at least] return it [in a like manner]. Indeed, Allah is ever, over all things, an Accountant
Fransızca
Si on vous fait une salutation, saluez d'une façon meilleure; ou bien rendez-la (simplement). Certes, Allah tient compte de tout
İspanyolca
Si los saludan respondan con un saludo igual o mejor. Dios tiene en cuenta todas las cosas
Rusça
Когда вас приветствуют, отвечайте еще лучшим приветствием или тем же самым. Воистину, Аллах подсчитывает всякую вещь
Endonezce
Dan apabila kamu dihormati dengan suatu (salam) penghormatan, maka balaslah penghormatan itu dengan yang lebih baik, atau balaslah (penghormatan itu, yang sepadan) dengannya. Sungguh, Allah memperhitungkan segala sesuatu
Bengalce
আর তোমাদেরকে যদি কেউ দোয়া করে, তাহলে তোমরাও তার জন্য দোয়া কর; তারচেয়ে উত্তম দোয়া অথবা তারই মত ফিরিয়ে বল। নিশ্চয়ই আল্লাহ সর্ব বিষয়ে হিসাব-নিকাশ গ্রহণকারী।
Eğer birisi size selam verirse, selamına ondan daha güzel bir selamla veyahut onun size verdiği selamın aynısıyla karşılık verin. En güzeliyle karşılık vermek muhakkak daha faziletlidir. Şüphesiz Allah yapmakta olduğunuz şeyleri muhafaza eder ve herkese yaptığı amelin karşılığını verir.
86- Bir selam (tahiyye) ile selamlandığınızda siz de ondan daha güzeli ile selamı alın veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla görendir.
86. Tahiyye birbiri ile karşılaşan iki kişiden birisinin diğerine ikram ve dua kastı ile söylediği sözler ve bu sözlerle birlikte gösterdiği güleryüzlülük gibi hallerdir. Tahiyyenin en üstün şekli şeriatte varid olduğu şekilde selam vermek ve almaktır. Şanı Yüce Allah burada mü’minlere şunu emretmektedir: Onlara herhangi bir şekilde tahiyyede bulunulur (selam verilir ise) o selamı, hem lafzı hem de güleryüzlülük itibari ile ondan daha güzel şekli ile veya onun dengi ile almalıdırlar. Bunun mefhumundan ise selamı hiç almamanın yahut daha aşağı bir şekilde almanın yasak olduğu anlaşılmaktadır. Âyet-i kerimeden iki bakımdan selam ve tahiyyeye önce başlamaya teşvik edildiğini görüyoruz: Evvela Yüce Allah bu selamı ya daha güzeli ile ya da onun misli ile almayı emretmektedir. Bu da tahiyyenin (selamlaşmanın) şer’an istenen bir şey olduğunu gerektirmektedir. İkinci olarak da bu hususu anlatmak için kullanılan fazilet (üstünlük) kipidir ki; bu da verilen tahiyyeye ortak olmaya ve onu daha güzel şekli ile almaya delildir. Âyet-i kerimenin ifade ettiği bu genel hükümden, selam almaları emrolunmamış bir durumda bulunan kimseler istisna edilmiştir. Mesela Kur’ân okumak, hutbe dinlemek, namaz kılmak ve benzeri işlerle meşgul olan kimseler böyledir. Bu gibi kimselerin verilen selamı almaları istenmez. Aynı şekilde dinin kendisi ile konuşulmamasını ve selam verilmemesini emrettiği kimseler de bundan istisnadır. Bunlar ise kendisi ile konuşulmaması halinde yaptığından vazgeçmesi beklenen tevbe etmemiş gühahkâr kimselerdir. Bu gibi kimselerle konuşulmaz, onlara selam verilmez ve verdikleri selam da alınmaz. Bu ise (selam alıp verme maslahatının) daha büyük bir maslahat ile çatışması dolayısıyladır. İnsanların selamlaşmalarında alışkanlık haline getirdikleri ve şer’an yasaklanmamış her türlü selamın alınması da bu buyruğun kapsamına girmektedir. Bu gibi selamların ya aynen ya daha güzeli ile alınması gerekmektedir. Daha sonra Yüce Allah iyilikleri işlemekten dolayı mükâfat vaadinde, kötülüklerin işlenmesi dolayısıyla da tehditte bulunmaktadır:“Şüphesiz Allah her şeyin hesabını hakkıyla görendir.” Kullarının iyi olsun, kötü olsun, küçük olsun, büyük olsun bütün amellerini tespit eder. Sonra da lütuf ve adaletinin gerektirdiği şekilde onlara karşılıklarını verir. O’nun verdiği hüküm her türlü övgüye layıktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Aracılık için birisine başvuranlar işe selâm ile başlayacaklardır. Müminler karşılaştıklarında selâmlaşacak, karşılıklı olarak iyi dilekte bulunacaklardır. Her kültürde selâmlaşma âdeti ve bu âdetin gerektirdiği usul ve âdâb vardır. Bu münasebetle müslümanlar arasında selâmlaşmanın nasıl olması gerektiği konusuna geçilmiştir. “Selâm” diye tercüme edilen tahiyye, hayat kelimesiyle aynı kökten olup lugat mânası itibariyle “sağlık, uzun ömür dilemek” demektir. Tefsirciler buradaki tahiyye buyruğunu üç şekilde açıklamışlardır: a) Hapşıranın “elhamdülillâh” demesi ile başlayan karşılıklı dualar; b) Hediye verene hediye ile mukabele; c) Selâm verip almak. Tahiyye kelimesi daha ziyade bu üçüncü mânada kullanılmıştır.
Câhiliye devrinde de çeşitli sözlerle selâmlaşma yapılır, ama selâmlaşmada köleliğin ve sınıf farkının izleri görülürdü. Köleler, zayıflar ve garipler selâm vermek mecburiyetinde görülür ve verirken de birtakım kalıplara riayet etmeleri beklenirdi. İslâm dini getirdiği eşitlik ve fazilet anlayışına uygun olarak bir selâmlaşma âdâbı oluşturdu. Sünnet ve örf bunun verilişini “esselâmü aleyküm” veya “selâmün aleyküm”, alınışını da “aleykümüsselâm, aleykümselâm, ve aleykümüsselâm ve rahmetullah ve berekâtüh” şeklinde belirledi. Selâmlaşma müslümanlar arasında bir ülfet, kaynaşma, sevgi aracıdır, barış içinde olma işaretidir. Selâm verip alanlar birbirlerine Allah’tan “iyilik, esenlik, rahmet, bereket” dilemektedirler. Bu sebeple selâmlaşma Kur’an’da ve Sünnet’te teşvik edilmiş, âlimler tarafından hükmü ve âdâbı üzerine kafa yorulmuş, açıklamalar yapılmıştır.
Bir müslümanın bir veya daha fazla müslümanla karşılaştığı, bir araya geldiği zaman selâm vermesi sünnettir, bu selâmı birisi verince diğerlerinin onu alması farzdır. Bir kişinin verdiği selâmı topluluktan birinin almasıyla vazifenin yerine gelmiş olup olmayacağı konusu tartışılmıştır. Ebû Hanîfe’ye göre topluluktan her birinin selâmı alması gerekir. Gayri müslimlere de müminlere verilen selâmın verilebileceğini ileri süren âlimler bulunmasına rağmen ekseriyete göre onlara bir mümin böyle selâm vermez, onlar verirlerse “ve aleyküm” (size de olsun) şeklinde mukabele edilir (ayrıca bk. Nûr 24/ 27, 61).
Eğer birisi size selam verirse, selamına ondan daha güzel bir selamla veyahut onun size verdiği selamın aynısıyla karşılık verin. En güzeliyle karşılık vermek muhakkak daha faziletlidir. Şüphesiz Allah yapmakta olduğunuz şeyleri muhafaza eder ve herkese yaptığı amelin karşılığını verir.