Diyanet İşlerien ayrışan
Eğer kadın, kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse, aralarında anlaşmaya çalışmalarında kendilerine bir engel yoktur. Anlaşmak daha hayırlıdır. Nefisler kıskançlığa meyyaldir. Eğer iyi davranır ve haksızlıktan sakınırsaniz bilin ki, Allah işlediklerinizden şüphesiz haberdardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer bir kadın kocasının geçimsizliğinden, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, aralarında bir sulh yapmalarında, onlara bir günah yoktur. Sulh hep hayırlıdır. Zaten nefisler kıskançlığa hazırdır. Eğer iyi geçinir ve geçimsizlikten sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer bir kadın, kocasının sadakatsizliğinden, yahut kendisine sırt çevirmesinden endişe ederse aralarını bir barış girişimiyle düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Ve barış hep hayırdır. Nefisler, cimrilik ve doymazlığa hazır hale getirilmiştir. Güzel davranır, sakınıp korunursanız Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdar olacaktır.
Süleyman Ateş
Ve eğer bir kadın, kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, anlaşma ile aralarını düzeltmelerinde ikisine de günah yoktur. Barış daima iyidir. Zaten nefisler cimriliğe hazır duruma getirilmiştir (insanın mayasında cimrilik vardır). Eğer güzel geçinir, (kötülükten) sakınırsanız, Allah yaptıklarınızı haber alır (yaptığınız güzel işler boşa gitmez).
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer bir kadın kocasının uzaklaşma ve isteksizliğinden korkarsa, kadının nafaka ve geceleme hakkı gibi bazı haklarından vazgeçerek uzlaşmalarında ikisi için de bir günah yoktur. Bu durumda uzlaşmak, boşanmaktan daha hayırlıdır. Nefisler hırs ve cimriliğe elverişli yaratılmıştır. Asla kendi hakkından ödün vermeyi arzulamaz. Evli olan eşlere bu ahlakın bir ilacı olan nefsi terbiye ederek müsamaha ve iyilik etmesi yakışır. Eğer bütün işlerinizi güzel yaparsanız ve emirlerini yerine getirerek ve yasaklarından kaçınarak Allah'tan korkarsanız, şüphesiz Allah sizin bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. O'na hiçbir şey gizli kalmaz. Sizlere amellerinize göre karşılık verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
128- Şayet bir kadın kocasının uzaklaşmasından yahut yüz çevirmesinden korkarsa, barış yolu ile aralarını düzeltmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Barış daha hayırlıdır. Zaten nefislerde cimrilik vardır. Eğer ihsan eder ve sakınırsanız, şüphe yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
128. Yani kadın kocasının kendisine karşı burun kıvırarak yüz çevirmesinden, kendisine isteği olmayarak uzaklaşmasından çekinecek olursa en uygunu aralarında sulh/barış yolunu aramalarıdır. Bu da kadının kocası tarafından yerine getirilmesi gereken birtakım haklarına kocası ile birlikteliğini devam ettirmek amacıyla kocasının lehine feragat etmesidir. Bu da ya kendisine verilmesi gereken nafakanın, giyimin ve meskenin yahut da ona ayırması gereken günün bir kısmından feragat ederek hakkından daha azına razı olması ile olur yahut da gününü ve gecesini kocasına ya da diğer kumasına bağışlaması sureti ile olur. Bu durumda aralarında ittifak ederlerse her ikisi için de yani kadın için de kocası için de bir mahzur söz konusu değildir. Bu durumda kocanın hanımı ile birlikte kalması caizdir ve böyle bir durum ayrılmaktan hayırlıdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah burada:“Barış daha hayırlıdır” buyurmaktadır. Bu lafzın ve mananın umumiliğinden anlaşıldığına göre aralarında herhangi bir hak yahut başka hususlardan dolayı anlaşmazlık bulunanların barış yapmaları, her birisinin kendi hakkını sonuna kadar almakta diretmesinden daha hayırlıdır. Çünkü bunda ilişkilerin düzeltilmesi, ülfetin ve kaynaşmanın devamı ve müsamaha vasfının kazanılması söz konusudur. Barış her şeyde caizdir. Ancak helâli haram yahut haramı helâl kılma hali müstesnadır. Çünkü o takdirde bu, barış olmaz zulüm olur. Şu bilinmelidir ki bütün hükümler, ancak o hükmü gerektirici sebebin varlığı ve ona engel olan hususların ortadan kalkması halinde tamam olur ve mükemmel halini alır. İşte sulh/barış diye bilinen bu pek önemli hüküm de bunlardan birisidir. Yüce Allah bu hükmü gerektiren hususu söz konusu edip onun hayırlı olduğuna dikkat çekmektedir. Aklı olan herkes de hayrı ister ve hayır yapmayı arzular. Bununla birlikte eğer Allah da bunu emretmiş ve teşvikte bulunmuşsa mü’minin bunu yapma isteği ve arzusu daha da artar. Yüce Allah engel olan hususu da:“Zaten nefislerde cimrilik vardır” buyruğu ile söz konusu etmektedir. Yani nefsin mayasında cimrilik vardır. Cimrilik ise insanın yerine getirmesi gereken hakkı vermek istememesi, buna karşılık kendi hakkını elde etmek için de olanca gayretini göstermesidir. Nefislerin tabiatında bu vardır. Yani siz bu kötü huyu nefislerinizden söküp çıkarmaya, onun yerine aksi olan müsamahakârlığı yerleştirmeye gayret sarfetmelisiniz. Müsamakârlık ise üzerindeki hakkı eksiksiz yerine getirmen ve sana ait olan hakkın bir bölümü ile yetinip fedakârlık yapmandır. İnsan bu güzel ahlâkın gereklerini yerine getirme başarısını elde edecek olursa o vakit kendisi ile hasmı veya onunla ilişkide bulunan kimse arasında sulh kolaylaşır ve istenen hedefe ulaşma yolunu izlemek de kolaylıkla mümkün olur. Nefsindeki cimriliği ortadan kaldırmak için gayret harcamayanın durumu ise bunun aksinedir. Böyle birisinin sulh yapması ve buna muvafakat etmesi çok zordur. Çünkü böyle bir kimse ancak bütün hakkını aldığı takdirde razı olur. Diğer taraftan üzerindeki hakları da yerine getirmeye razı olmaz. Bir de hasmı onun gibi olursa bu sefer iş büsbütün zorlaşır. Daha sonra Yüce Allah:“Eğer ihsan eder ve sakınırsanız...” buyurmaktadır. Yani kulun Rabbine, O’nu görüyormuş gibi ibadet etmesi, görmüyorsa dahi O’nun kendisini gördüğü şuuru ile Yaratıcısına ibadette ihsana ulaşması, buna karşılık mal, ilim, mevki yahut başka bütün ihsan yolları ile yaratılmışlara iyilikte bulunmamız sureti ile ihsanda bulunur ve emrolunduğunuz bütün hususları yerine getirmek, yasaklandığınız bütün hususları da terk etmek suretiyle sakınırsanız yahut da emrolunduğunuzu yapmakla “ihsanda bulunur”, size yasak kılınan şeyleri terk etmek sureti ile de “sakınırsanız”“şüphe yok ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Hepsini ilmi ile kuşatmıştır. Zahiri ile batını ile ondan tamamen haberdardır. Bunları sizin için tespit eder ve en mükemmel şekli ile sizlere bunların karşılıklarını verir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kadınlar” mânasında Nisâ adı verilmiş bulunan bu sûrenin başlarında, 34. âyette kadından kaynaklanan geçimsizlik, 35. âyette her iki tarafın kusuru veya istememesi sebebiyle ortaya çıkan ayrılma tehlikesi söz konusu edilmişti. Bu âyette ise erkeğin olumsuz davranışlarının sebep olduğu aile geçimsizliği üzerinde durulmaktadır.
Burada “kötü muamele” diye çevirdiğimiz nüşûz kelimesi 34. âyette “baş kaldırma” şeklinde ifade edilmişti. Kelimenin sözlük mânası “yüksek yer, yüksek yere çıkmak, bulunduğu yerden ayrılmak”tır. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât isimli Kur’an sözlüğünde (“nşz” md.) kadının nüşûzünü “kocasından nefret etmesi, ona itaat etmeyi kendine yedirememesi, başkasına göz koyması” şeklinde açıklamıştır. Tefsirciler erkeğin nüşûzünü de “nefret, uzaklaşma, normal evlilik ilişkilerini aksatma, söz ve fiille incitme, sert davranma” ifadeleriyle açıklamışlardır (Taberî, V, 305; Kurtubî, V, 403; Râzî, XI, 65). 35. âyette kullanılan şikak kelimesi ise “ muhalefet, ters düşme, ayrılma” mânalarına gelmektedir. Bu durumda iki taraftan veya taraflardan birinden kaynaklanan bir duygu veya davranış sebebiyle aile hayatının devamı tehlikeye düşmekte, evlilik bağının kopması ihtimali ortaya çıkmaktadır.
Kadının baş kaldırması veya geçimsizlik çıkarması (nüşûz) durumunda aileyi kurtarmak üzere alınacak tedbirler 34. âyetin tefsirinde açıklanmıştı. Burada ise yine nüşûz kelimesiyle, hanımına karşı kötü muamele eden, evlilik hukukunu yerine getirmeyen, âdil davranmayan ve eşinden yüz çeviren (i‘râz) koca söz konusu edilmektedir. Böyle bir sebeple kadının, hâkime veya hakeme başvurması ve evliliğin sona erdirilmesini (şikak) istemesi de mümkündür. Ancak ailenin yıkılması taraflara ve başta çocuklar olmak üzere bunlarla bağlantılı bulunan diğerlerine önemli zararlar getirdiği için son çare olan ayrılıktan önce başvurulması tavsiye edilen bir yol vardır: Sulh, uzlaşma, anlaşma, kötü muameleyi asgariye indirme tedbiri. Tefsir ve esbâb-ı nüzûl kitaplarında verilen tarihî örneklerle konumuz olan 128-129. âyetlerden anlaşıldığı üzere burada sulh, uzlaşma, anlaşma ve kötü muameleyi asgariye indirmenin önemine bir daha vurgu yapılmakta; ayrıca bazı beşerî zaaflara dikkat çekilerek aile huzurunu devam ettirmede ve problemleri aşmada özverili davranmanın yararı hatırlatılmaktadır.
Âyette genellikle insanların doğasında mal-mülk tutkusunun bulunduğu hatırlatılıp kocası tarafından kötü muamele gören kadının, ona bazı menfaatler sunarak kendisine karşı iyi davranmasını sağlayabileceğine, böyle bir imkânı değerlendirmenin uygun olduğuna da işaret edilmiştir. Ancak güzel olan, takvâya yakışan bu değildir. Erkek, eşinin kendisine bir menfaat sağlaması veya haklarından vazgeçmesi karşılığında ona iyi davranmakla, bu yoldan evliliği sürdürmeye razı olmakla iyi ve güzel insan (muhsin), takvâ sahibi kul (müttaki) vasıflarını kazanamaz. İyi, güzel, takvâ sahibi insanın yapacağı şey Allah rızâsı için âdil davranmak, kimseye haksızlık etmemek, kimseyi incitmemektir.