Diyanet İşlerien ayrışan
Ey İnananlar! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helal değildir. Apaçık hayasızlık etmedikçe onlara verdiğinizin bir kısmını alıp götürmeniz için onları sıkıştırmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! Kadınlara, zor ve baskı kullanarak mirasçı olmanız size helal olmaz. Kendilerine vermiş bulunduğunuz şeylerin bir kısmını çarpıp götürmek için onları sıkıştırmanız da helal değildir. Kanıta bağlanmış bir fuhuş yapmaları hali müstesna. Onlarla iyi ve güzel geçinin. Onlardan tiksindinizse olabilir ki, siz bir şeyi çirkin bulursunuz da Allah, ona çok hayır koymuş olur.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, kadınları miras yoluyla zorla almanız size helal değildir. Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları sıkıştırmayın. Şayet açık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, bilinki sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'a iman eden ve Rasûlüne tabi olanlar! Babalarınız ve akrabalarınızın mallarını miras olarak aldığınız gibi hanımlarını miras olarak almanız caiz değildir. Onlarla evlenme tasarrufunda bulunmanız ya da dilediğinizle onları evlendirmeniz veyahut da onların evlenmesine mani olmanız caiz değildir. Kendilerinden hoşlanmadığınız hanımlarınıza mehir olarak veya diğer vermiş olduğunuz şeylerin bazısından vazgeçmeleri için nikahınızda tutarak onlara zarar vermeniz caiz değildir. Ancak zina gibi apaçık bir suç işlerseler, onlara vermiş olduğunuzu geri alana kadar nikahınız altında tutmanız ve baskı yapmanız caizdir. Hanımlarınıza eziyet etmeden onlara ihsanda bulunarak güzel geçinin. Eğer dünyevî bir husustan dolayı onlardan hoşlanmaz iseniz onlara sabredin. Yüce Allah, hoşunuza gitmeyen hususlarda dünya ve ahiret hayatınız için pek çok hayır takdir etmiş olabilir
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık işlemedikçe kendilerine verdiğinizin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Şâyet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin), çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pekçok hayır takdir etmiş olabilir. 20- Bir eş bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle (mehir) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın. İftira ve apaçık bir günah olduğu halde onu alacak mısınız? 21- Hem birbirinizle kaynaşmış ve onlar sizden kuvvetli bir söz almış iken onu nasıl alabilirsiniz?
19. Cahiliye döneminde bir kimse ölüp de geriye hanımını bırakacak olursa kardeşi, amcasının oğlu ya da bunlara benzer herhangi bir yakını ölenin hanımının herkesten daha çok kendi hakkı olduğunu düşünür ve kadın ister hoşlansın ister hoşlanmasın onu alıkoyardı. Şayet kendisi isterse kadının rızasına bakmaksızın uygun göreceği bir mehir verip onunla evlenirdi. Şâyet kadını beğenmeyecek olursa da onu evlenmekten alıkoyar, ancak kendisinin arzu ettiği biri çıkarsa evlenmesine müsaade ederdi. Bazen de ölen yakınının mirasından yahut kendi mehrinden ona bir şeyler vermedikçe onu evlendirmeye yanaşmazdı. Kişi aynı zamanda hoşlanmadığı karısına vermiş olduğu mehrin bir bölümünü geri almak kastı ile onu sıkıştırırdı. İşte Yüce Allah mü’minlere bütün bu halleri şu iki durum dışında yasakladı: 1. Eğer kadının kendisi ilk kocasının yakını ile evlenmeye razı olur ve onun nikâhı altına girmeyi kabul ederse. Nitekim Yüce Allah’ın:“zorla” ifadesinden anlaşılan da budur. 2. Eğer kadın, zina etmek veya çirkin ve ahlaksız sözler söylemek ya da kocasına eziyet etmek gibi apaçık bir hayasızlık işleyecek olursa. İşte bu durumda kocasının onun yaptığına ceza olmak üzere -eğer bu adalete dayanıyorsa- mehrinden bazı şeyler vermesini sağlamak kastı ile onu sıkıştırması caiz olur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onlarla iyi geçinin.” Bu hem söz ile hem davranış ile geçinmeyi kapsar. Kocanın hanımı ile güzel arkadaşlık etmesi, eziyetten geri durması, iyilikte bulunması, güzel davranması vb. gibi şekilllerde hanımı ile iyi geçinmesi bir görevidir. Marûf bir şekilde hanımın nafakasını, giyimini ve benzeri ihtiyaçlarını karşılaması da buna dahildir. Kocanın, kendisi durumunda olan erkeklerin, hanımı durumundaki kadınlara karşı maruf olan iyilikleri zaman ve mekân şartları çerçevesinde yerine getirmesi gerekir. Bu da durumların değişmesi ile değişiklik gösterir. “Şâyet onlardan hoşlanmadınızsa (sabredin); çünkü hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah pek çok hayır takdir etmiş olabilir.” Yâni ey kocalar, onlardan hoşlanmasanız bile hanımlarınızı nikâhınız altında tutmalısınız. Çünkü bunda büyük bir hayır vardır. Allah’ın emrine uymak, Yüce Allah’ın dünya ve âhiret mutluluğunun kaynağı olan emirlerini kabul etmek bu hayrın bir parçasıdır. Kişinin sevmemekle birlikte, kendisini evli kalmaya zorlaması, nefsine karşı bir cihaddır ve güzel ahlaka sahip olmak için bir çabadır. Bu da bu hayırlar arasında yer alır. Belki de bu hoşlanmayış zamanla ortadan kalkar ve -kimi vakalarda görüldüğü üzere- bunun yerini sevgi alabilir. Belki Allah o hoşlanmadığı hanımdan kendisine salih bir evlat verir ve o, bu dünyada da âhirette de ebeveynine faydalı olabilir. Bütün bunlar böyle bir hanımı nikâh altında tutmanın mümkün olması, sakıncalı olmaması halinde söz konusudur. Eğer mutlaka ayrılık zorunlu ise ve böyle bir hanımı nikâh altında tutmanın hiçbir yolu yok ise bu durumda nikâh altında tutmak şart değildir. O takdirde Yüce Allah’ın şu buyruğu bize yol göstermektedir:
20. “Bir eşi” boşayarak “bırakıp da yerine” evlenerek “başka bir eş almak isterseniz” bunda sizin için bir günah, bir zorluk, bir vebal yoktur. Ama “öncekine” yâni kendisinden ayrıldığınız hanıma veya ikinci olarak evleneceğiniz hanıma “yüklerle” pek çok malı mehir olarak “vermiş olsanız bile ondan hiçbir şey almayın.” Aksine bu malı onlara bırakın, mehri tastamam verin ve bu konuda onları savsaklamayın. Faziletli ve uygun olan, mehri az tutmak sureti ile Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e uymak olmakla birlikte bu aytte, yüklü miktarda mehir vermenin haram olmadığına delil vardır. Delalet yönü de şudur: Yüce Allah kocaların yapabilecekleri bir durumu haber vermekte ve onların bu durumlarını reddetmemektedir. O halde bu da çok miktarda mehir vermenin haram olmadığının delilidir. Eğer dini bakımdan bir fesat ve karşı konulamayacak kadar maslahata aykırılık ihtiva edecek olursa çok miktarda mehir vermek yasaklanabilir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İftira ve apaçık bir günah olduğu halde onu alacak mısınız?” Böyle bir şey helâl olmaz. Eğer sizler çeşitli hile yollarına başvurarak alsanız dahi böyle bir işin günahı gâyet açıktır. Yüce Allah, bu yasağın hikmetini de şöyle beyan etmektedir:
21. Bunu şöylece açıklayabiliriz: Nikah akdinden önce hanım kocaya haramdır. Kocaya helâl olmayı, ancak kocanın kendisine vereceği mehir ile kabul edebilmektedir. Koca hanımı ile gerdeğe girip onunla kaynaştıktan ve mehirden önce haram olan ilişkiyi kurduktan sonra ise -kadın ancak bu bedelin verilmesi karşılığında böyle bir işe razı olduğuna göre- bu durumda koca bedelin/mehrin karşılığını tamamıyla almış olur ve bu bedeli ödemekle de yükümlü olur. Peki, verdiği bedelin karşılığını tamamıyla aldıktan sonra nasıl verdiği bu bedeli geri almak isteyebilir? Şüphesiz ki bu zulüm ve haksızlığın en büyüğüdür. Ayrıca Yüce Allah nikah akdi ile de kocadan hanımının haklarını yerine getireceğine dair ağır bir söz almıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kadınlara zorla vâris olmak” ya kendileri veya malları için söz konusu olmaktadır. İslâm’dan önce her ikisi de yapılmakta idi. Birincisi, ölen kimsenin büyük oğlunun –kendisinin öz annesi değilse– onun karısına (üvey annesi) sahip olması şeklindeydi. O dönemde ölen kişinin, karısıyla evlenecek, başka eşinden oğlu yoksa ya kadın elini çabuk tutup kaçar, baba tarafına sığınır ve kurtulurdu ya da ölenin erkek yakınlarından birisi erken davranıp gelir, kadının üzerine elbisesini atar ve böylece ona sahip olurdu. İkincisi kadının kendine değil, malına zorla vâris olmaktır. Bu da iki şekilde olmakta idi: a) Kocası karısını sevmediği ve ona ilgi göstermediği halde boşamaz, nikâhı altında iken ölmesini ve malının kendisine kalmasını beklerdi. b) Kadınları ve kızları velileri evlendirmezler, bekâr veya dul olarak vefat etmelerini ve mallarının kendilerine kalmasını isterlerdi (İbn Âşûr, IV, 283-284; Buhârî, “Tefsîr”, 4/6). Birinci uygulamayı yansıtmak için âyetin ilk cümlesini “Kadınları zorla miras olarak almayın” şeklinde tercüme etmek gerekir. Biz ikincisini esas aldığımızdan bu cümleyi “Kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir” şeklinde çevirdik. Kadınlara karşı haksızlık ve zulüm demek olan bu âdetler ve uygulamalar İslâm’da kaldırılmış, haklar sahiplerine verilmiştir.
“Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça” kaydı iki şekilde anlaşılmıştır: Zina etmedikçe veya evlilik hukukuna riayetsizlik etmedikçe. Birinci yoruma göre evli kadın zina ederse kocası, ona verdiği mehir ve yaptığı masrafın bir kısmını geri alabilmek için kendisini sıkıştıracak, rahatsız edecek, fakat boşamayacaktır. Kadın bu rahatsızlık sebebiyle kocasına bir meblağ ödedikten sonra boşanma imkânını elde edecektir. Yaptığı masrafın tamamını değil de bir kısmını geri almasına izin verilmesinin sebebi, zina etmeden önce geçirilen evlilik hayatına bir bedelin ayrılmasıdır. Bazı müfessirler bu hükmün, yine zina suçuyla ilgili bulunan liân âyeti (Nûr 24/6-7) ve hadle (zina cezası) kaldırıldığını ifade etmişlerdir (İbn Âşûr, IV, 285). İspattaki güçlük sebebiyle zina cezasının uygulanmaması ve ihtiyarî olduğundan liâna da başvurulmaması hallerinde bu âyetin uygulanma sahası bulunacağı için nesih iddiasına katılmıyoruz.
İkinci yoruma göre evli kadın iffetli olmakla beraber hak hukuk ve sınır tanımaz bir tutum içine girerse (nüşûz) bu âyet kocaya, yaptığı masrafın ve ödediği mehrin bir kısmını almak üzere sıkıştırma, rahatsız etme hakkı vermektedir. Bakara sûresinin 229. âyetinde geçen “karı ve koca Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etme, karşılıklı hakları koruma konusunda başarısız olmaktan korkarlarsa kadının bir miktar malî fedakârlıkta bulunması ile evlilik hayatını sona erdirmeleri”nin bundan farkı, onun karşılıklı rızâya, bunun ise kocanın sıkıştırmasına bağlı bulunmasıdır.
“Onlarla iyi geçinin” şeklinde tercüme edilen kısım lafza daha bağlı kalınarak “Onlara karşı mâruf çerçevesinde davranın” diye de çevrilebilir. Ma‘rûf “toplum tarafından bilinen, kabul edilen, hoş karşılanan, dine göre de meşrû ve makbul olan davranışlar”dır. Evlilik birliği içinde erkeklerin ve kadınların karşılıklı hakları ve yükümlülükleri vardır. Bu hak ve yükümlülüklerin bir kısmı Kur’an ve sahih sünnet tarafından ortaya konmuştur, bir kısmı ise toplumun örfüne, âdetine ve ahlâkına bağlı ve dayalı olarak belirlenmektedir. İslâm öncesi Arap toplumunun örf ve âdetleri arasında bulunan ve kadınlara karşı haksızlıklar ihtiva eden anlayış ve uygulamalar naslarla kaldırılmış; bunların yerine, kadını ve erkeğiyle insan haysiyet ve şerefine uygun olan hükümler getirilmiştir. İslâm’ın dinî, ahlâkî ve sosyal hayatta gerçekleştirdiği inkılâba uygun olarak oluşan fıkıh ve ahlâk kurallarıyla ümmetin örfü, âdeti evlilik birliğine de hâkim olmuş, erkekler ve kadınlar birbirlerine karşı bu kurallar çerçevesinde davranmışlar, ilişkilerini buna göre yürütmüşlerdir.
Erkeklerin kadınlara karşı kötü davranışları (mâruf çerçevesini aşan muameleleri) her zaman kadınların kusurundan kaynaklanmaz. Erkeklerin kötü huylu olmaları, başka kadınlara meyletmeleri, zaman içinde eşlerinden soğumaları, hatta onlardan nefret eder hale gelmeleri gibi sebepler de onları kötü davranışa itebilir; bu âmillerin etkisiyle erkekler, kadınlarını boşamaya, evlilik hayatına son vermeye karar verebilirler. Bu durumda Kur’an-ı Kerîm’in tavsiyesi erkeklerin acele etmemeleri, duygularını kontrol etmeleri; duyguya dayalı isteklerin her zaman insanlar için hayırlı sonuçlar doğurmadığını, istenmediği halde yapılan veya katlanılan şeylerin de bazan insan hakkında hayırlı olduğunu düşünmeleri, bu kabilden tecrübeleri hatırlamaları, evlilik hayatını ve bu hayat içinde iyilik ve adaletten ayrılmama çizgisini ellerinden geldiğince korumaya çalışmalarıdır.