Önceki ayet· 34:1Sonraki ayet· 34:3

Sebe' Suresi 2. Ayet· 34:2

↗ Sebe' suresi
Mekki
يَعۡلَمُ مَا يَلِجُ فِي ٱلۡأَرۡضِ وَمَا يَخۡرُجُ مِنۡهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعۡرُجُ فِيهَاۚ وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلۡغَفُورُ
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, mağfiret sahibidir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhamet edicidir. Çok bağışlayıcıdır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yerin içine gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni o bilir. Rahîm'dir O, Gafûr'dur.
Süleyman Ateş
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, çok esirgeyen, çok bağışlayandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 9.5%
İngilizce
He knows what penetrates into the earth and what emerges from it and what descends from the heaven and what ascends therein. And He is the Merciful, the Forgiving
Fransızca
Il sait ce qui pénètre en terre et ce qui en sort, ce qui descend du ciel et ce qui y remonte. Et c'est Lui le Miséricordieux, le Pardonneur
İspanyolca
Sabe lo que ingresa en la tierra y lo que surge de ella. Lo que desciende del cielo y lo que sube hacia él. Él es el Misericordioso, el Perdonador
Rusça
Он знает то, что проникает в землю, и то, что выходит из нее, и то, что нисходит с неба, и то, что восходит к нему. Он - Милосердный, Прощающий
Endonezce
Dia mengetahui apa yang masuk ke dalam bumi, apa yang keluar darinya, apa yang turun dari langit dan apa yang naik kepadanya. Dan Dialah Yang Maha Penyayang, Maha Pengampun
Bengalce
তিনি জানেন যা ভূগর্ভে প্রবেশ করে, যা সেখান থেকে নির্গত হয়, যা আকাশ থেকে বর্ষিত হয় এবং যা আকাশে উত্থিত হয়। তিনি পরম দয়ালু ক্ষমাশীল।
Çince
他知道潜入地下的,从地下发出的,从天上降下的,升到天上的。他是至慈的,是至赦的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yeryüzüne giren su ve bitkileri, yeryüzünden çıkan bitki ve bunun dışındaki şeyleri, gökyüzünden inen yağmuru, melekleri ve rızkı, yine gökyüzüne yükselen melekleri, kulların amellerini ve ruhlarını bilen O'dur. O, Mümin kullarına karşı çok merhametlidir ve tövbe eden kulunun günahlarını çok bağışlayandır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Hamd, göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız kendisinin olan o Allah’a mahsustur. Âhirette de hamd yalnız O’na mahsustur. O, Hakîmdir, Habîrdir. 2- O, yere gireni de oradan çıkanı da gökten ineni de oraya yükseleni de bilir. O, Rahîmdir, Ğafûrdur. (Mekke’de inmiştir. 54 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Hamd, övgüye değer sıfatlar ve güzel fiiller sebebiyle övgüde bulunmak demektir. Hamd yalnız Yüce Allah’a mahsustur. O, bütün sıfatları dolayısı ile övülür. Zira bu sıfatlar, eksikliğin söz konusu olmadığı kemal sıfatlarıdır. Fiilleri dolayısıyla da övülür. Çünkü bu fiiller, lütuf ve adalet dairesinde döner durur. Lütfu sebebiyle O’na övgüler düzülür ve şükredilir, adaleti sebebi ile de övülür ve hikmeti itiraf edilir. O, burada kendi zatını övmektedir. Çünkü “göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız” O’nundur. Yani bütün bu varlıklar üzerinde hükümranlık O’na aittir. Hepsi, O’nun kullarıdır. O onlar üzerinde övülmeyi gerektirecek şekilde tasarrufta bulunmaktadır. “Âhirette de hamd yalnız O’na mahsustur.” Övgüsü ve yüceltilmesi, dünyada olduğundan çok daha ileri derecede ahirette açığa çıkacaktır. Yüce Allah, yaratılmışlar arasındaki hükmünü verince insanlar ve diğer bütün yaratılmışlar, O’nun verdiği hükmü, adaletinin mükemmelliğini, hükmündeki hikmetinin eşsizliğini görecekler ve bundan dolayı O’na övgüde bulunacaklardır. Hatta cehennem ile cezalandırılacak kimseler dahi kalpleri ile O’na övgüde bulunup boyun eğeceklerdir. Azaplarının, amellerinin bir neticesi olduğunu, O’nun cezalandırılmalarına dair hükmünün adaletli olduğunu kabul edeceklerdir. Nimet ve mükâfat yurdunda (cennette) onun hamdinin ortaya çıkışına gelince bu husustaki haberler sayılamayacak kadar çoktur ve bu konuda nakli ve aklî deliller birbiri ile uyum arzetmektedir. Cennetlikler cennette Yüce Allah’ın ardı arkası kesilmeyen nimetlerini, kesintisiz hayırlarını, bereketlerinin çokluğunu, bağışlarının uçsuz bucaksız olacağını göreceklerdir. Öyle ki cennet ehlinin kalbinde ne kadar temenni, ne kadar istek varsa her birisine, temenni edip istediklerinden çok daha fazlası verilecektir. Hatta temennilerinin ulaşamayacağı, kalplerinden geçmeyen pek çok hayırlara ereceklerdir. Böyle bir durumda Rablerine nasıl hamd edecekleri/övgüde bulunacakları tasavvur edilebilir mi? Cennette Allah’ı hakkı ile tanımaya engel teşkil eden arızi sebepler, O’nu sevmenin, O’ndan övgü ile söz etmenin önündeki engeller tamamen ortadan kalkmış olacaktır. Bu da cennet ehli tarafından her türlü nimetten daha çok sevilecek bir şey ve her bir zevkten daha lezzetlidir. Bundan dolayı cennet ehli Yüce Allah’ı görüp de kendilerine hitap edeceği vakit, O’nun sözünü işiteceklerinde, içinde bulundukları bütün nimetleri unuturlar. Cennette Allah’ı zikretmeleri, bütün vakitlerde tıpkı nefes alıp vermeleri gibi kesintisiz olur. Buna bir de O’na hamd-u senalarda bulunmalarını gerektirecek şekilde cennette her vakit Rablerinin azametini, celalini, cemalini, kemalinin genişliğininin ortaya çıkacağını ekleyecek olursak durumu varın siz düşünün. “O Hakîmdir.” Yani yönetiminde ve idaresinde, verdiği emir ve yasaklarında hikmeti sonsuz olandır. “Habîrdir.” Bütün işlerin gizliliklerini, saklı olan hallerini bilir, hepsinden haberdardır. Yüce Allah daha sonra ilminin genişliğini etraflı bir şekilde dile getirerek şöyle buyurmaktadır: 2. “O, yere” yağmur, tohum ve canlı kabilinden “gireni de oradan” çeşitli bitkilerden ve canlı türlerinden “çıkanı da gökten” hükümler, rızıklar ve kaderler kabilinden “ineni de oraya” melekler, ruhlar ve bunun dışındaki şeylerden “yükseleni de bilir.” Yüce Allah, yarattıklarını, onlardaki hikmetini ve bütün hallerini bildiğini söz konusu ettikten sonra da onlara olan mağfiret ve rahmetini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“O, Rahîmdir, Ğafûrdur.” Yani rahmet ve mağfiret O’nun sıfatıdır. Bunların tecellileri de kesintisiz olarak her zaman kulların üzerine bunları gerektiren amellerde bulunmalarına göre iner.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyette yüce Allah’ın ilmiyle ilgili bir tasvire yer verilmiştir. Bu tasvire göre insanın yakın çevresinde mevcut bulunan veya olup biten maddî ve mânevî, açık ve gizli bütün varlık ve olaylar Allah Teâlâ’nın bilgisi dahilindedir (Taberî, XXII, 59; İbn Atıyye, IV, 404). Şu halde O’ndan başkasına kulluk etmek insana yaraşmaz. “Ona yükselen” anlamına gelen cümlede “ilâ” değil “fî” edatının kullanılmasındaki incelik şöyle açıklanır: İlâ “sona ulaşma”yı, fî ise “içine girip nüfuz etme”yi ifade eder. 3. âyette Allah’ın –insanın kendi imkânlarıyla bilgisine ulaşamayacağı bir alan olan– gaybı da bildiği, evrendeki bütün varlık ve olayların en küçük ayrıntısına kadar açık bir kitapta kayıtlı olduğu belirtilmektedir. Müfessirlerin çoğuna göre bu kitaptan maksat levh-i mahfûzdur. Bunu şöyle anlamak da mümkündür: Gerek duyular âlemine dahil gerekse bunun ötesindeki her şey bütün ayrıntılarıyla Allah tarafından bilinmektedir (ayrıca bk. En‘âm 6/59). İnkârcıların insanların yapıp ettiklerinden hesaba çekilecekleri bir günün gelmeyeceği yönündeki iddiası, evrenin sonsuz olduğu, sadece değişebileceği ama asla yok olmayacağı fikrini içerir ki bu iddia aynı zamanda insanın varlığını anlamsız ve değersiz kabul etme mânasına gelir. Bazı tefsirlerde, âyette genel bir ifadeyle inkârcılara atfedilen bu sözün Ebû Süfyân tarafından söylendiğine dair bir rivayete yer verilir. Bu rivayete göre bir gün Ebû Süfyân, “Ne gelecek bir son saat var, ne kıyamet var, ne de haşir var” diyerek –en büyük putlardan– Lât ve Uzzâ’nın adı üzerine yemin etmişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah peygamberine, onun da aksi yönde yemin etmesini buyurdu (İbn Atıyye, IV, 405). Gayb, Allah’ın, yarattıklarından gizli tuttuğu hususlar demektir (bilgi için bk. Bakara 2/3; Mâide 5/94-96). Burada Cenâb-ı Allah’ın kendisini “gaybı bilen” şeklinde nitelemesi, kıyametin mutlaka kopacağını fakat zamanını sadece kendisinin bildiğini vurgulama amacı taşımaktadır (Taberî, XXII, 61). Elmalılı, bunun yanı sıra burada, bedenleri çürüyüp darmadağın olmuş insanların yeniden diriltilmesini imkânsız görenlere cevap verme tarzında bir mâna inceliğinin de bulunduğunu belirtir (VI, 3943).
Sebe' Suresi 2. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yeryüzüne giren su ve bitkileri, yeryüzünden çıkan bitki ve bunun dışındaki şeyleri, gökyüzünden inen yağmuru, melekleri ve rızkı, yine gökyüzüne yükselen melekleri, kulların amellerini ve ruhlarını bilen O'dur. O, Mümin kullarına karşı çok merhametlidir ve tövbe eden kulunun günahlarını çok bağışlayandır.