Önceki ayet· 42:4Sonraki ayet· 42:6

Şûrâ Suresi 5. Ayet· 42:5

↗ Şûrâ suresi
Mekki
تَكَادُ ٱلسَّمَٰوَٰتُ يَتَفَطَّرۡنَ مِن فَوۡقِهِنَّۚ وَٱلۡمَلَـٰٓئِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمۡدِ رَبِّهِمۡ وَيَسۡتَغۡفِرُونَ لِمَن فِي ٱلۡأَرۡضِۗ أَلَآ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler Rablerini överek tesbih eder ve yeryüzünde bulunanlar için O'ndan bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah Şüphesiz bağışlayandır, merhametli olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyorlar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ediyorlar ve yeryüzünde bulunan kimseler için mağfiret diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Gökler, üstlerinden çatlayacak gibi titreşiyor. Melekler de Rablerinin hamdiyle tespih ediyorlar ve yeryüzündekiler için af diliyorlar. Gözünüzü açıp kendinize gelin! Allah'tır ancak hep affeden, hep merhamet eden.
Süleyman Ateş
Neredeyse gökler üstlerinden çatlayacaklar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler; yerdekiler için de mağfiret dilerler. İyi bil ki Allah, işte çok bağışlayan, çok esirgeyen O'dur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.5%
İngilizce
The heavens almost break from above them, and the angels exalt [Allah] with praise of their Lord and ask forgiveness for those on earth. Unquestionably, it is Allah who is the Forgiving, the Merciful
Fransızca
Peu s'en faut que les cieux ne se fendent depuis leur faîte quand les anges glorifient leur Seigneur, célèbrent Ses louanges et implorent le pardon pour ceux qui sont sur la terre. Allah est certes le Pardonneur, le Très Miséricordieux
İspanyolca
Los cielos están casi por hendirse desde arriba [por la grandiosidad de Dios] y los ángeles glorifican con alabanzas a su Señor y piden perdón por quienes están en la Tierra. ¿Acaso no es Dios el Absolvedor, el Misericordioso
Rusça
Небеса готовы разверзнуться сверху (от величия Аллаха; или от многочисленных ангелов; или от слов многобожников). Ангелы прославляют хвалой своего Господа и просят прощения для тех, кто на земле. Воистину, Аллах - Прощающий, Милосердный
Endonezce
Hampir saja langit itu pecah dari sebelah atasnya (karena kebesaran Allah) dan malaikat-malaikat bertasbih memuji Tuhannya dan memohonkan ampunan untuk orang yang ada di bumi. Ingatlah, sesungguhnya Allah Dialah Yang Maha Pengampun, Maha Penyayang
Bengalce
আকাশ উপর থেকে ফেটে পড়ার উপক্রম হয় আর তখন ফেরেশতাগণ তাদের পালনকর্তার প্রশংসাসহ পবিত্রতা বর্ণনা করে এবং পৃথিবীবাসীদের জন্যে ক্ষমা প্রার্থনা করে। শুনে রাখ, আল্লাহই ক্ষমাশীল, পরম করুনাময়।
Çince
诸天体几乎从上面破裂,众天使赞颂他们的主,并为地面上的人求饶。真的,安拉确是至赦的,确是至慈的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O büyüklüğüne ve yüksekliğine rağmen neredeyse gökler yeryüzünün üzerinde Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın azametinden çatlayacaklardı. Melekler Rablerine hamt ederek tenzih edip yücelterek boyun eğerler. O'nu yüceltip tazim ediyorlar ve yeryüzündekiler için de Allah'tan bağışlanma dilerler. Yüce Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını bağışlar ve onlara karşı merhametlidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Hâ, Mîm. 2- Ayn, Sîn, Kâf. 3- Aziz ve Hakim olan Allah, senden öncekilere olduğu gibi sana da işte böyle vahyeder. 4- Göklerde olanlar da yerde olanlar da yalnız O’nundur. O, çok yücedir, pek büyüktür. 5- Gökler nerede ise üst taraflarından çatlayacaklar. Melekler de Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yeryüzünde olanlar için mağfiret dilerler. Şunu bilin ki Allah, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 6- O’nun dışında dostlar edinenlere gelince Allah, onların üzerinde görüp gözetendir. Sense onların üzerlerinde bekçi değilsin. 7- İşte bu şekilde sana da hem şehirlerin anası (olan Mekke’de) ve onun etrafında bulunanları uyarasın hem de kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan toplanma günü ile uyarasın diye Arapça bir Kur’ân vahyettik. (O gün geldiğinde) bir grup cennette, bir grup da cehennemde olacaktır. 8- Eğer Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediği kimseyi rahmetine dahil eder. Zalimlerin ise hiçbir dost ve yardımcıları yoktur. 9- Yoksa onlar O’ndan başka dostlar mı edindiler? Halbuki asıl dost ancak Allah'tır. Ölüleri de O diriltir. O, her şeye gücü yetendir. (Mekke’de inmiştir. 53 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1-4. Yüce Allah, Nebiyy-i Kerîm’e bu Kur’ân-ı Azim’i vahyedenin -kendisinden önceki peygamber ve rasûllere vahyettiği gibi- kendisi olduğunu haber vermektedir. Bununla Yüce Allah, önceden ve sonradan kitaplar indirip peygamberler göndermekle ne kadar lütufkâr olduğunu, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in önceden benzeri görülmemiş bir peygamber olmadığını, onun yolunun kendisinden öncekilerin yolu ile aynı olduğunu, durumunun da kendisinden önceki peygamberlerin durumuna uygun olduğunu açıklamaktadır. Onun getirdiği, kendisinden önceki peygamberlerin getirdiklerine benzemektedir. Çünkü hepsi de hak ve gerçektir. Bu Kitap ulûhiyet, pek büyük izzet ve kudret sahibi (Aziz) ve sonsuz hikmet sahibi (Hakim) olan tarafından indirilmiştir. Ulvi ve süfli alem tamamen O’nun mülküdür. Hepsi O’nun kaderi ve şer’i tedbir ve idaresi altındadır. Ayrıca O hem zatı, hem kadri, hem de her şeyi kuşatan hakimiyeti yönünden en üsttedir:“O, çok yücedir, pek büyüktür.” O’nun büyüklüğünün bir tecellisi de şudur: 5. “Gökler” büyüklüklerine ve cansız varlıklar olmalarına rağmen “nerede ise üst taraflarından çatlayacaklar;” mukarreb olan şerefli “melekler de” O’nun azametine boyun eğerek, izzetinin önünde saygı ile eğilerek ve rububiyetine önünde boyun bükerek “Rablerini hamd ile tesbih ederler.” O’nu tazim ederler, her türlü eksiklikten tenzih ederler, bütün kemal sıfatları ile nitelendirirler. “Yeryüzünde olanlar için” onlardan sadır olup da Rablerinin azamet ve kibriyâsına lâyık olmayan türden amelleri dolayısıyla “mağfiret dilerler.”“Allah, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Eğer O’nun mağfiret ve rahmeti olmasa idi, bütün insanlara toptan imha edici cezayı çabucak gönderirdi. Yüce Allah’ın genel olarak bütün peygamberlere, özel olarak da Muhammed’e -Allah’ın salât ve selâmı hepsine olsun- vahiy gönderdiğini söz konusu ettikten sonra kendi zatını bu vasıflar ile vasfetmesi, bu Kur’ân-ı Kerîm’de yüce yaratıcının kemaline delil teşkil eden apaçık belge ve delillerin bulunduğuna ve O’nun da bu yüce isimlerle vasfedilmesi gerektiğine işarettir. Böylelikle kalpler, O’nu tanımak, O’nu sevmek, O’na tazim etmek, O’nun celal ve ikramını kavramak imkânını bulsun, gizli ve açık bütün türleri ile ibadeti yalnız O’na yöneltsin. Diğer taraftan zulmün en büyüğü ve en çirkin söz de Allah’ın dışında herhangi bir fayda sağlama ya da zarar verme imkânına sahip bulunmayan birtakım varlıkları Allah'a eş koşmaktır. Halbuki bunlar, Allah tarafından yaratılmış ve bütün hallerinde Yüce Allah’a muhtaç olan varlıklardır. Bundan dolayı Yüce Allah, devamla şöyle buyurmaktadır: 6. “O’nun dışında dostlar edinenlere” Allah’a ibadet ve itaat edercesine onlara ibadet ve itaat etmek sureti ile onlara yönelerek ilah edinenlere “gelince” bunlar ancak bâtılı ilah edinmişlerdir. Gerçekte bunlar dost ve ilah olamazlar. “Allah onların üzerinde görüp gözetendir” onlara hayrı ile şerri ile amellerinin karşılıklarını vermek için kaydetmektedir “Sense onların üzerlerinde bekçi değilsin.” Onların amelleri sana sorulmaz. Sen ancak tebliğcisin ve vazifeni de eksiksiz yerine getirmiş bulunuyorsun. 7. Daha sonra Yüce Allah, Rasûlüne ve insanlara Kur’ân-ı Kerîm’i indirme lütfunu hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:“İşte bu şekilde sana da hem şehirlerin anası” kasıt Mekke-i Mükerreme’dir “ve onun etrafında bulunanları” diğer Arap şehir ve kasabalarını “uyarasın” sonra da bu uyarı, diğer insanlara da ulaşsın; “hem de kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan” ve Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği “toplanma günü ile uyarasın” ve bu günde hiçbir şüphe bulunmadığını “belirtesin diye” lafız ve manaları apaçık “Arapça bir Kur’ân vahyettik.” Ayrıca insanlara bu günde iki gruba ayrılacaklarını ve o gün “bir grup” yani Allah’a iman edip peygamberleri tasdik edenler “cennette” kâfir ve inkarcı sınıflardan oluşan diğer “bir grup da cehennemde olacaktır” diye haber veresin. 8. “Eğer Allah dileseydi onları” bütün insanları hidâyet üzere olan “tek bir ümmet yapardı.” Çünkü O, her şeye güç yetirendir, O’nun için imkânsız bir şey yoktur. Ancak O, yarattıklarının haslarından dilediği kimseleri rahmetine almak istemiştir. Hiçbir iyi işe yaramayan zalimlere gelince onlar, ilâhî rahmetten mahrumdurlar ve onlar için Allah’tan başka işlerini görüp gözetecek ve böylelikle arzu ettiklerini elde etmelerini sağlayacak “hiçbir dost ve” hoşlanmadıkları şeyleri kendilerinden uzaklaştıracak “yardımcıları yoktur.” 9. “Yoksa onlar O’ndan başka” onlara ibadet etmek sureti ile dost ve hami edindikleri “başka dostlar mı edindiler?” Böylelikle onlar, çok kötü ve çirkin bir yanılgıya düştüler. Halbuki kulunun işlerini üstlenen, kulun da ibadet ve itaat ederek, mümkün olan her türlü yakınlaştırıcı ibadet ile kendisine yakınlaşmaya çalışması gereken gerçek dost ve hami O’dur. O, genel olarak bütün kulların -işlerini çekip çevirmekle, kaderini onlar hakkında geçerli kılmakla- hamisi olduğu gibi, özel olarak da mü’min kullarını karanlıklardan aydınlığa çıkarmak, bütün işlerinde lütuf ve yardımı ile onları görüp gözetmek sureti ile onların dost ve hamisidir. “Ölüleri de O diriltir; O, her şeye gücü yetendir.” Hayat veren, öldüren O’dur. Meşîet ve kudreti daima geçerli olan O’dur. Kendisine hiçbir ortak koşulmaksızın tek başına ibadet edilmeye layık olan da O’dur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Göklerin neredeyse çatlayacağına ilişkin ifade, “Yüce Allah’ın azametinden ötürü, Allah tarafından onlara yüklenen misyonun ağırlığından dolayı, oralarda sayısız denecek çoklukta meleklerin, gök cisimlerinin ve akıl erdirilemez yazgıların ve sırların bulunması sebebiyle, yeryüzünde şirk ve sosyal bozulmalar çoğaldığı için gökler neredeyse yukarılarından çatlayacak” gibi farklı mânalarla açıklanmıştır. Âyetin “yukarılarından” anlamına gelen kısmı bazı müfessirlerce, çatlamanın şiddetini belirten deyimsel bir anlatım olarak düşünülmüş, bazılarınca ise Rahmân sûresinin 37. âyetinde kıyametten söz edilirken yer verilen göğün yarılması tasvirinde onun bir güle benzetilmesinden hareketle “üst tarafı” şeklinde anlaşılmıştır. Ayrıca buradaki zamir için farklı bir gönderme yapılarak “yerin yukarılarından” mânası da verilmiştir (Taberî, XXV, 7; Zemahşerî, III, 396-397; Şevkânî, IV, 602; İbn Âşûr, XXV, 29-30). İnsanın evrende görebildiği ve göremediği her şeyin sahibi ve mâliki yüce Allah olduğu halde başka varlıkları O’na ortak koşmanın, hele O’nun çocuk edindiğini ileri sürmenin ne büyük küstahlık olduğuna değinen başka bir âyette de neredeyse göklerin çatlayacağı ifadesi kullanılmıştır (bk. Meryem 19/90; tesbih hakkında bk. İsrâ 17/44; Nûr 24/41-42). Âyetin bu kısmını, “Melekler rablerini övgü ve tenzih ile anıp yerdekilerin de bağışlanmasını dilerken gökler (bu tesbihe katılmak için) neredeyse üst taraflarından parçalanırlar” şeklinde tercüme etmek de mümkündür; çünkü her şeyin kendine mahsus bir dille Allah’ı övgü ve tenzih ile andığı bildirilmiştir (bk. İsrâ 17/44; Nûr 24/41).
Şûrâ Suresi 5. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O büyüklüğüne ve yüksekliğine rağmen neredeyse gökler yeryüzünün üzerinde Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın azametinden çatlayacaklardı. Melekler Rablerine hamt ederek tenzih edip yücelterek boyun eğerler. O'nu yüceltip tazim ediyorlar ve yeryüzündekiler için de Allah'tan bağışlanma dilerler. Yüce Allah, kullarından tövbe edenlerin günahlarını bağışlar ve onlara karşı merhametlidir.