Diyanet İşleri
Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İnananlara indirilmiş olana, günün önünde inanın, sonunda inkar edin; belki (size bakarak onlar da) dönerler;"
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Kitap ehlinden bir grup: "Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da dönerler." dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Ehlikitap'tan bir zümre şöyle dedi: "Şu iman edenlere indirilene günün başlangıcında inanın, günün sonunda karşı çıkın. Belki bu sayede geriye/eskiye dönerler.
Süleyman Ateş
Kitap ehlinden bir grup dedi ki: "İnananlara indirilmiş olana, günün önünde inanın, sonunda inkar edin; belki (size bakarak onlar da) dönerler;"
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ehlikitap âlimlerinden bir topluluk: "İman edenlere indirilen Kur'an'a gündüzün başında (sabah vakti) görünüşte iman edin ve günün sonunda (akşam vakti) ise inkâr edin. Bu şekilde iman edenler, umulur ki onların dinine iman edip sonra kâfir olmanız sebebiyle şüpheye düşerek ‘’Allah’ın kitabı hakkında bizden daha bilgili oldukları halde ondan döndüler’’ diyerek dinlerinden dönerler dediler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Müminlere indirilmiş olana, gün başlarken iman edip günün sonunda inkâr edin. Belki onlar da dinlerinden dönerler” diyerek müminlere karşı komplo düzenleyenlerin Ehl-i kitap olduğu âyette belirtilmekle beraber, bunlar arasından hangi kesimin kastedildiği ve komplonun biçimi tasrih edilmemiş, bu hususlar konuya ilişkin rivayetler ışığında farklı şekillerde açıklanmıştır (meselâ bk. Taberî, III, 311-312; Kurtubî, IV, 111).
Bu konudaki rivayetlerin ve açıklamaların büyük çoğunluğunun ortak noktası, Ehl-i kitap’tan özellikle dinî konularda bilgili oldukları kabul edilen bir kesiminin kendi aralarında şöyle bir mutabakat sağlamış olduklarıdır: İçlerinden bazıları, Hz. Muhammed’in getirdiği mesaja sırf inatlarından ötürü karşı çıkmadıkları, aksine objektif bir yaklaşım içinde oldukları izlenimini vermek üzere zaman zaman onun bildirdiklerini onaylayan bir tavır takınıp kısa bir süre sonra da bunları inkâr yönüne gidecekler ya da onun bildirdiklerinin bir kısmını tasdik edip bir kısmını inkâr edecekler, böylece Kur’an etrafında bir kuşku çemberi oluşturup hem kendi çevrelerinin bu mesaja iltifat etmesini önlemiş hem de inancı henüz çok kuvvetli olmayan müminlerin hak yoldan dönmelerini sağlamış olacaklardı. Muhammed Esed, Ebû Bekir el-Esamm’ın burada Kur’an’ın bir kısmını tasdik edip bir kısmını inkâr etme şeklinde bir şaşırtma planının söz konusu olduğu görüşünden de destek alarak, “günün başında vahyedilen” ifadesini “Kur’an’ın ilk vahyedilen bölümü” şeklinde yorumlamakta ve “sonundaki” anlamına gelen “âhırahû” ifadesine de “daha sonra gelen (Kur’an’ın sonraki kısımları)” şeklinde mâna vermektedir (I, 103).
Tefsirlerde yaygın olan bilgi, burada “Ehl-i kitap” ile özellikle yahudilerin ve yahudi din adamlarının kastedildiği şeklindedir. Hatta İbn Âşûr bu bilgiyi teyit için, önceki âyetlerde kendileriyle tartışmaya girilenlerden söz edildiği sanılmasın diye “Ehl-i kitap’tan bir kısmı” dendiğini belirtir (III, 278). Süleyman Ateş ise sûrenin nüzûlü hakkında bilgi verilirken değinildiği üzere, bu sûrenin birçok âyetinde yahudilerden söz edildiğini kabul ettiği halde, sûrenin Bedir Savaşı’ndan da önce nâzil olduğu kanaatini savunmuş olmanın (II, 6) etkisiyle yer yer farklı görüşler ileri sürmektedir. Nitekim 69-74. âyetleri tefsir ederken, başlangıçta bunların yahudiler hakkında olduğunu belirten rivayet ve yorumları esas alıp, “Bütün bu rivayetler ve âyetlerin bizzat kendileri, yahudilerin, Hz. Muhammed’in peygamber olduğunu bildiklerini, ancak haset yüzünden İslâma girmediklerini gösterir” (II, 61) dediği halde, daha sonra bu rivayetleri “tutarsız”, “yanılgı” ve “gelişigüzel yakıştırmalar” olarak nitelendirmekte ve kesin bir dille “Biz o kanaatteyiz ki bu sûrede yahudilerin yeri yoktur” demektedir (II, 62).
Yüce Allah’ın, bu haince girişimi haber vermesi, Resûlullah’ın ilâhî vahye mazhar olmuş hak bir peygamber olduğunu apaçık bir biçimde ortaya koymuş bulunuyordu. Dolayısıyla bu, bir taraftan düşmanların bu tür girişimleri için caydırıcı bir rol oynayan, diğer taraftan müminlerin bunlara karşı daha dikkatli ve bilinçli olmaları gerektiğini hatırlatan bir uyarı niteliğindeydi (Râzî, VIII, 95).