Diyanet İşlerien ayrışan
Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman edenler! İnkâr edenlerle savaşmak üzere karşılaştığınızda, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin!
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey inananlar, inkar edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalar(ınız)ı döndür(üp kaç)mayın.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'a iman edip, resulüne tabi olanlar! Savaş esnasında müşriklerle yakın mesafede karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönüp , korkarak kaçmayınız. Onlara karşı sabit durunuz ve onlarla savaşmada sabırlı davranın. Yüce Allah, yardım ve desteği ile sizlerle beraberdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
15- Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp kaçmayın. 16- Böyle bir günde kim, savaşmak için yer değiştirmek veya başka bir bölüğe katılmak gayesi ile olmaksızın onlara arkasını dönüp kaçarsa o, kesinlikle Allah’ın gazabına uğramış olur ve onun yeri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
15. Yüce Allah, mü’min kullarına iman kahramanlığını göstermelerini, emrini tam ve sağlamca yerine getirmelerini, kalplere ve bedenlere güç kazandıran sebepleri yerine getirmek için çalışmayı emretmekte ve iki ordunun karşılaşması halinde de savaştan kaçmalarını yasaklayarak şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman” savaş için saflar dizilmiş, askerler birbirinin üzerine yürüyüp birbirlerine yaklaşmış halde onlarla karşı karşıya geldiğinizde “onlara arkanızı dönüp kaçmayın.” Aksine onlarla savaşta sebat, onlarla vuruşurken sabır ve metanet gösterin. Çünkü bu, Allah’ın dinine bir yardımdır. Mü’minlerin kalplerine güç, kâfirlerin kalplerine de korku verir.
16. Bu ayet, mazeretsiz olarak savaştan kaçmanın, en büyük günahlardan biri olduğunun delilidir. Nitekim bu hususta sahih hadisler varid olduğu gibi[13] böyle bir davranışa karşı yapılan bu ağır tehdit de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Âyet-i kerimeden anlaşılan şudur: Savaşmak kastı ile yerini değiştiren kimse, bulunduğu yerden savaşma imkânı açısından daha elverişli ve düşmana daha çok zarar verebilecek başka bir yere geçen kimsedir. Bu maksatla davranan kimsenin bu tutumunda bir sakınca yoktur. Çünkü böyle bir kimse, kaçmak kastı ile arkasını dönmüş değildir. Bu kimsenin, arkasını dönmesinin sebebi düşmanına karşı üstünlük sağlamak ya da düşmanı gafil bir yerden avlayabilmek yahut bu yolla düşmanını kandırmaktır. Yahut bunun dışında savaşçıların gözettikleri herhangi bir maksat dolayısı ile bu işi yapmaktır. Kâfirlerle savaşmak için kendisine yardımcı olacak ve kendisini koruyacak başka bir birliğe katılmak da caizdir. Eğer bu sözü geçen birlik, askeri karargahta bulunuyorsa mesele gâyet açıktır. Şâyet bu birlik, savaşın cereyan ettiği yerden bir başka yerde bulunuyor ise -mesela Müslümanların, kâfirler karşısında bozguna uğrayıp müslüman beldelerinden herhangi birisine sığınması yahut da müslümanların bir başka askeri birliğine katılması durumunda olduğu gibi- bu konuda ashab-ı kiramdan böyle bir tutumun da caiz olduğunu gösteren rivâyetler gelmiştir. Ancak bu türden bir geri çekilmeyi müslümanların geri çekilmelerinin daha güzel sonuç vereceğini ve daha az zayiat vereceklerini kuvvetle zannetmeleri şartı ile kayıtlı kabul etmek gerekir. Eğer kâfirlere karşı savaşmak üzere sebat göstermeleri halinde kâfirleri yeneceklerini düşünüyorlarsa, o zaman böyle bir geri çekilmeye ruhsat verileceğini kabul etmek uzak bir ihtimaldir. Çünkü böyle bir durumda yasak kılınan şekli ile kaçış düşünülemez. Bu âyet-i kerimedeki hüküm, mutlaktır. Sûrenin sonlarına doğru bu hükmün, belirli bir sayı ile kayıtlandığını belirten buyruk gelecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bedir Savaşı’ndan sonra ganimetlerin taksimi konusunda farklı beklenti ve görüşler ortaya çıkması üzerine gelen âyetler arasında bulunan ve savaştan kaçmanın sonuçlarını açıklayan bu âyetleri, savaştan önce inmiş kabul edenlerin tesbit ve yorumları vâkıaya uygun düşmemektedir. Bedir’den önce küçük akıncı hareketleriyle başlayan çatışmalar bu savaştan sonra büyüyerek devam etmiştir. Bunun böyle olacağını bilen Allah Teâlâ, hem müminleri gerektiğinde savaşmaya ve bunun getirdiği acılara, zorluklara katlanmaya teşvik etmek hem de savaştan kaçmayı engelleyici müeyyide oluşturmak üzere bu âyetleri indirmiştir.
Hz. Peygamber’in bizzat katıldığı savaşlarda kaçanların, savaş taktiği veya bir başka birliğe katılmak gibi seçeneklerinin olamayacağı, halbuki başka zaman ve durumlarda böyle meşrû gerekçelerin bulunabileceği düşüncesinden yola çıkan bazı müfessirler, âyetlerin şiddetli ifade ve hükümlerinin Hz. Peygamber zamanına ve onun bizzat katıldığı savaşlara mahsus olduğunu ileri sürmüşler, bu durumda düşmanın sayısı ne olursa olsun savaşı bırakıp çekilmenin câiz olmadığını söylemişlerdir. Bu yorumu destekleyen şöyle bir örnek de vardır: Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamber’in bulunmadığı bir çatışmada sıkışınca bazı arkadaşlarıyla birlikte geri çekilmişti. Sonradan kendi aralarında düşününce yaptıklarının, Allah’ın öfkesine uğratan bir firar olduğu kanaatine vararak “Medine’ye gizlice girelim, Hz. Peygamber’i görelim. Eğer tövbemiz kabul edilirse orada kalalım, edilmezse başımızı alıp gidelim” dediler. Sabah namazından önce Peygamberimizi görerek durumu arzettiler. O da, aslında onların firar etmediklerini, yardım aradıklarını, yardım edecek olanın da kendisi olduğunu söyledi (Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 106; Tirmizî, “Cihâd”, 36).
Savaştan kaçma fiilini kebâir (büyük günahlar) arasında sayan meşhur hadis (Buhârî, “Vesâyâ”, 23; Müslim, “Îmân”, 145) yanında iki âyet daha konumuzla doğrudan ilgilidir. Birincisi Uhud Savaşı ile ilgili olup orada savaş meydanını terkedenler kınanmış ve Allah’ın affından söz edilmiştir (Âl-i İmrân 3/155). İkinci âyet de Huneyn Savaşı’ndaki dağılma ve kaçma ile ilgilidir; orada da kaçanlar kınanmış, bir kısmının affedildiği bildirilmiştir (et-Tevbe 9/25-26). Bu naslardan çıkan hüküm, savaş taktiği veya bir başka birliğe katılma amacı dışında savaştan kaçmanın büyük bir suç ve günah olduğudur. İlgili âyet ve hadisleri yorumlarken özel durumlarla sınırlandırma (tahsîs) veya aralarında çelişki görüp bir kısmının hükmünü kalkmış gösterme (nesih) yerine işin gereğini, tarihî şartları ve genel hükümleri göz önüne alarak sonuçlar çıkarmayı tercih ediyoruz. Buna göre nasları şöyle yorumlamak mümkündür: Savaşılan düşman bire iki, bire on bile olsa gerektiğinde müslümanlar, Allah’ın yardımına güvenerek savaşa girmeye ve dayanmaya teşvik edilmiştir. Askerî birlikler fiilen çarpışırken bazı askerlerin tek başlarına veya grup halinde, savaş gereği olmaksızın kaçmaları hem diğerlerine zarar vereceği hem de harbi kazanma şansını azaltacağı için şiddetle yasaklanmıştır. Ancak teke tek çarpışmalarda canı kurtarmak için gerektiğinde kaçmak veya büyük bir düşman gücü karşısında zafer ihtimali bulunmadığı için savaşa girmemek, kezâ büyük zayiat verilmesi hali ve ihtimali karşısında kumanda ile ve düzenli bir şekilde çekilmek... savaştan kaçma veya bunun kınanan, yasaklanan çeşitlerinden birisi olarak değerlendirilemez. İbn Ömer’le ilgili olayda bir kaçma, arkasından pişmanlık, tövbe ve Hz. Peygamber’e gelip başvurma, teslim olma durumu vardır. Bu hadiseye dayanarak “başka bir birliği desteklemek için yer değiştirme” kavram ve kuralını, konunun tabiatına ters düşecek şekilde sürdürmek ve genişletmek doğru değildir. İbn Ömer ve arkadaşlarıyla ilgili olay bir kaçma, sonra pişmanlık duyup teslim olma fiillerinden ibarettir. Hz. Peygamber bunları affetmiş, gelip kendisine teslim olmalarını, onlara teselli olsun diye, bir cepheden bir başka cepheye intikal ve kendisinin bulunduğu birliğe iltihak olarak değerlendirmiştir. Şartlar uygun düştüğünde savaştan kaçan, sonra pişman olup yetkili makama teslim olan askerlerin affedilip tekrar cepheye sevkedilmeleri mümkündür.