Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin! (dediler.) De ki: "Hidayet Allah'ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?, De ki: "Lutuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir, Allah(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin! (dediler.) De ki: "Hidayet Allah'ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?, De ki: "Lutuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir, Allah(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
"Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendir".
Yaşar Nuri Öztürk
Dininize uyandan başkasına inanmayın." Söyle onlara: "Hidâyet, Allah'ın kılavuzlamasıdır. Size verilenin benzeri bir başkasına veriliyor yahut Rabbinizin katında tartışarak size üstün gelecekler diye mi bütün bunlar?" De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah Vâsî'dir, varlığı sürekli genişletir; Alîm'dir, her şeyi en iyi şekilde bilir."
Süleyman Ateş
Sizin dininize uyandan başkasına güvenmeyin! (dediler.) De ki: "Hidayet Allah'ın hidayetidir. Birine, size verilenin benzerinin verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getireceklerinden ötürü mü (böyle söylüyorsunuz)?, De ki: "Lutuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir, Allah(ın lutfu) geniştir, (O her şeyi) bilendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.2%
İngilizce
And do not trust except those who follow your religion." Say, "Indeed, the [true] guidance is the guidance of Allah. [Do you fear] lest someone be given [knowledge] like you were given or that they would [thereby] argue with you before your Lord?" Say, "Indeed, [all] bounty is in the hand of Allah - He grants it to whom He wills. And Allah is all-Encompassing and Wise
Fransızca
[Et les gens du Livre disent à leurs coreligionnaires]: «Ne croyez que ceux qui suivent votre religion...» Dis: «La vraie direction est la direction d'Allah» - [et ils disent encore: Vous ne devez ni approuver ni reconnaître] que quelqu'un d'autre que vous puisse recevoir comme ce que vous avez reçu de sorte qu'ils (les musulmans) ne puissent argumenter contre vous auprès de votre Seigneur. Dis-[leur]: En vérité, la grâce est en la main d'Allah. Il la donne à qui Il veut. La grâce d'Allah est immense et Il est Omniscient
İspanyolca
Y [dicen:] "no confíen sino en quienes siguen su religión". Diles [¡oh, Mujámmad!]: "La verdadera guía es la de Dios". [Y dicen:] "No enseñen lo que han recibido para que nadie sea bendecido como ustedes, ni para que puedan argumentar en contra suya ante su Señor". Diles [¡oh, Mujámmad!]: "La gracia está en manos de Dios, y se la concede a quien Él quiere". Dios es Inconmensurable, todo lo sabe
Rusça
Верьте только тем, кто последовал вашей религии, дабы никто не получил то, что получили вы, и не препирался с вами перед вашим Господом». Скажи: «Воистину, верным руководством является руководство Аллаха». Скажи: «Воистину, милость находится в Руке Аллаха. Он дарует ее, кому пожелает. Воистину, Аллах - Объемлющий, Знающий»
Endonezce
(Dan janganlah kamu percaya selain kepada orang yang mengikuti agamamu.129) Katakanlah (Muhammad), "Sesungguhnya petunjuk itu hanyalah petunjuk Allah. (Janganlah kamu percaya) bahwa seseorang akan diberi seperti apa yang diberikan kepada kamu atau bahwa mereka akan menyanggah kamu di hadapan Tuhanmu." Katakanlah (Muhammad), "Sesungguhnya karunia itu di tangan Allah, Dia memberikannya kepada siapa yang Dia kehendaki. Allah Mahaluas, Maha Mengetahui
Bengalce
যারা তোমাদের ধর্মমতে চলবে, তাদের ছাড়া আর কাউকে বিশ্বাস করবে না। বলে দিন নিঃসন্দেহে হেদায়েত সেটাই, যে হেদায়েত আল্লাহ করেন। আর এসব কিছু এ জন্যে যে, তোমরা যা লাভ করেছিলে তা অন্য কেউ কেন প্রাপ্ত হবে, কিংবা তোমাদের পালনকর্তার সামনে তোমাদের উপর তারা কেন প্রবল হয়ে যাবে! বলে দিন, মর্যাদা আল্লাহরই হাতে; তিনি যাকে ইচ্ছা দান করেন এবং আল্লাহ প্রাচুর্যময় ও সর্বজ্ঞ।
(Yine onlar) Şöyle derler: "Sizin dininize uyanlardan başkasını tasdik etmeyin” Ey Peygamber! De ki: “Hidayete ileten doğru yol, Allah Teâlâ'nın yoludur. Yoksa sizin üzerinde olduğunuz yalan ve inat yolu değildir. Zira sizler onlara gönderilen dine iman etmeniz durumunda Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirmelerinden korktuğunuz için size bahşedilen nimetlerin bir başkasına da verilmesinden çokça korkup, endişe edersiniz. Ey Peygamber! De ki: Nimet ve lütuf Allah’ın elindedir. Onu kullarından dilediğine verir. Lütfu ile ihsanda bulunmayı sadece bir ümmetle sınırlı kılmaz. Allah, ihsanı bol ve geniş olan ve bunu kimin hakettiğini hakkıyla bilendir.
69- Ehl-i kitaptan bir zümre sizi saptırabilmeyi arzu etmektedirler. Onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar da hâlâ farkında değiller. 70- Ey Ehl-i kitap, görüp durduğunuz halde Allah’ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? 71- Ey Ehl-i kitap, niçin bile bile hakkı batılla karıştırıyor ve hakkı gizliyorsunuz? 72- Ehl-i kitaptan bir zümre dedi ki:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin, sonunda da onu inkâr edin. Olur ki dönerler. 73- Ve dininize uyandan başkasına da inanmayın.” De ki: Gerçek hidâyet Allah’ın hidâyetidir. “Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” De ki: “Şüphesiz lütuf Allah’ın elindedir ve O, onu dilediğine verir. Allah Vâsidir, Alîmdir.” 74- O, rahmetini dilediğine has kılar. Allah, büyük lütuf sahibidir.
69-74. Yüce Allah’ın bu ümmete, Kitap ehline mensup düşmanlarının hile ve tuzaklarını ve onların mü’minleri saptırma konusundaki aşırı tutkuları dolayısıyla son derece kötü ve çeşitli tuzaklar kurduğunu haber vermesi bu ümmete olan lütuflarındandır. İşte onlardan bir kesim şöyle demişlerdi:“İman edenlere indirilene gündüzün başında iman edin.” Gündüzün son saatlerinde de onların dinlerinden geri dönün. Çünkü onlar sizlerin bilgi sahibi olduğunuza inandıkları için dinlerinden döndüğünüzü görecek olurlarsa, kendi dinleri hakkında şüpheye düşerler ve şöyle derler:“Eğer onlar bizim bu dinimizde beğenmedikleri bir şey görmüş ve önceki kitaplara uygun düşmeyen şeyler tespit etmiş olmasalardı dönmezlerdi.” İşte Kitap ehlinin tuzakları budur. Dilediğini hidâyete erdiren ise Yüce Allah’tır. Lütuf O’nun elindedir ve bunu dilediğine tahsis eder. İşte siz ey Muhammed ümmeti, size de sizden başkalarına vermediği özellikler tahsis etmiştir. Ancak bu tuzak kuranlar şunu bilmemektedirler: Allah’ın dini haktı ve bu dinin hakikati kalplere ulaştı mı, zaman geçtikçe sahibinin bu dine olan iman ve yakîni gittikçe artar. Dini ile ilgili ileri sürülen şüpheler de ancak onun dinine bağlılığını artırır; Yüce Allah’a olan hamd-ü senasını -bu din ile kendisine lütufta bulunduğundan dolayı- daha da çoğaltır. Onların söyledikleri nakledilen:“Size verilenin benzerinin başkasına verilmiş olduğuna yahut onların Rabbiniz nezdinde size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın).” sözleri şu anlama gelmektedir: Onları bu kötü işleri yapmaya iten şey; kıskançlıkları, azgınlıkları ve kendilerine karşı delil getirilmesi korkusudur. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Kitap ehlinden birçoğu hak kendilerine besbelli olmuşken içlerinde yerleşmiş olan kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan sonra kâfirlere döndürmeyi çok isterler...”(el-Bakara, 2/109)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirler “Kendi dininize uyanlardan başka hiç kimseye inanmayın” sözünün yukarıda değinilen şaşırtma planının sahiplerine ait olduğu hususunda fikir birliği içindedirler (İbn Atıyye, I, 454). “De ki” hitabından sonra gelen ilk cümlenin yüce Allah’ın peygamberinden söylemesini istediği söz olduğu ise açıktır. Buna mukabil, “veriliyor diye” şeklinde tercüme edilen “en yü‘tâ” ifadesinin izahında müfessirler oldukça zorlanmıştır. Bu sebeple Râzî bu âyetin Kur’an’daki en müşkil âyetlerden olduğunu kaydeder (VIII, 96). Bunun Allah Teâlâ’nın peygamberinden söylemesini istediği sözünün devamı olarak düşünülmesi halinde, meâlinde olduğu gibi “Birine (Hz. Muhammed) size verilenin benzeri veriliyor diye mi veya rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirecekler diye mi (böyle davranıyorsunuz)?” şeklinde çevrilmesi uygun olur. Ehl-i kitap’tan komplo hazırlayanların sözünün devamı sayılması halinde ise bu kısmın anlamı şöyle olur: “Size verilenin benzerinin başka herhangi bir kimseye verildiğine, yahut rabbinizin huzurunda onların size karşı deliller getireceklerine de (inanmayın)”. Râzî, bu ifadeyi Ehl-i kitaba ait sözün devamı sayan yorumu değişik açılardan eleştirir ve zayıf bulur (VIII, 96-97).
Bu âyetin meâlinde “lutuf” şeklinde karşılık verilen fadl kelimesi “bol bol iyilik yapma ve yararlı şeylerle donatma” anlamına geldiği gibi, burada “peygamberlik verme”nin kastedildiği görüşü de vardır. Bu görüşün sahipleri, daha sonra gelen “Onu dilediğine verir” cümlesinin ışığında, bu âyet-i kerîmede peygamberlik mertebesine kişisel çaba ve hak edişle değil ancak ilâhî bağışla erişilebileceğine delâlet bulunduğunu belirtirler.
Yine bu âyette geçen vâsi‘, Allah’ın güzel isimlerinden olup “geniş” anlamındadır; genel olarak O’nun sıfatlarının kuşatıcılığını, sınırsızlığını; özellikle ilim, rahmet ve lutfunun genişliğini ifade ettiği şeklinde anlaşılmıştır. Bu sebeple “vallahu vâsiun” cümlesine meâlinde “Allah (zât ve sıfatlarında) sınırsızdır” şeklinde mâna verilmiştir.
(Yine onlar) Şöyle derler: "Sizin dininize uyanlardan başkasını tasdik etmeyin” Ey Peygamber! De ki: “Hidayete ileten doğru yol, Allah Teâlâ'nın yoludur. Yoksa sizin üzerinde olduğunuz yalan ve inat yolu değildir. Zira sizler onlara gönderilen dine iman etmeniz durumunda Rabbinizin huzurunda aleyhinize deliller getirmelerinden korktuğunuz için size bahşedilen nimetlerin bir başkasına da verilmesinden çokça korkup, endişe edersiniz. Ey Peygamber! De ki: Nimet ve lütuf Allah’ın elindedir. Onu kullarından dilediğine verir. Lütfu ile ihsanda bulunmayı sadece bir ümmetle sınırlı kılmaz. Allah, ihsanı bol ve geniş olan ve bunu kimin hakettiğini hakkıyla bilendir.