Önceki ayet· 4:158Sonraki ayet· 4:160

Nisâ Suresi 159. Ayet· 4:159

↗ Nisâ suresi
Medeni
وَإِن مِّنۡ أَهۡلِ ٱلۡكِتَٰبِ إِلَّا لَيُؤۡمِنَنَّ بِهِۦ قَبۡلَ مَوۡتِهِۦۖ وَيَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِ يَكُونُ عَلَيۡهِمۡ شَهِيدٗا
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kitap ehlinden, ölmeden önce, İsa'ya inanmayacak yoktur. O, gerektiği gibi inanmadıklarından, kıyamet günü onların aleyhine şahit olur
Elmalılı Hamdi Yazır
Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ehlikitap'tan her biri ölümünden önce ona mutlaka inanacaktır. Kıyamet günü de o, onlar aleyhine bir tanık olacaktır.
Süleyman Ateşen ayrışan
Andolsun, Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona inanacak olmasın. kıyamet günü de O, (Îsa) onların aleyhine şahid olacaktır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.6%
İngilizce
And there is none from the People of the Scripture but that he will surely believe in Jesus before his death. And on the Day of Resurrection he will be against them a witness
Fransızca
Il n'y aura personne, parmi les gens du Livre, qui n'aura pas foi en lui avant sa mort. Et au Jour de la Résurrection, il sera témoin contre eux
İspanyolca
La Gente del Libro comprenderá, antes de la muerte, la verdad sobre Jesús, y el Día del Juicio él testificará en contra [de quienes lo negaron y de quienes lo adoraron]
Rusça
Среди людей Писания не останется такого, который не уверует в него (Ису или Мухаммада) до его смерти (до смерти Иисуса или до своей смерти), а в День воскресения он будет свидетелем против них
Endonezce
Tidak ada seorang pun di antara Ahli Kitab yang tidak beriman kepadanya (Isa) menjelang kematiannya.245) Dan pada hari Kiamat dia (Isa) akan menjadi saksi atas mereka
Bengalce
আর আহলে-কিতাবদের মধ্যে যত শ্রেণী রয়েছে তারা সবাই ঈমান আনবে ঈসার উপর তাদের মৃত্যুর পূর্বে। আর কেয়ামতের দিন তাদের জন্য সাক্ষীর উপর সাক্ষী উপস্থিত হবে।
Çince
信奉天经的人,在他未死之前,没有一个不信仰他的,在复活日他要作证他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İsa -aleyhisselam- ahir zamanda dünyaya tekrar indikten sonra ve ölmeden önce, ehlikitaptan her biri ona iman edecekler. İsa -aleyhisselam- kıyamet gününde onların şeriata uygun olan ve muhalif olan amellerine şahitlik edecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi ve:“Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi de zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra onlara bunca açık belgeler gelmişken tutup buzağıyı ilâh edinmişlerdi. Nihayet biz bunu da affettik. Biz Mûsâ’ya apaçık bir delil vermiştik. 154- Sözlerine bağlanmaları için Tûr’u üzerlerine kaldırmıştık. Onlara:“Kapıdan secdeye kapanarak girin” demiştik. Yine “Cumartesi gününde aşırı gitmeyin” demiş ve onlardan sağlam bir söz almıştık. 155- Fakat sözlerini bozmaları, Allah’ın âyetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve:“Kalplerimiz perdelidir” demelerinden ötürü (onları lânetledik. Hayır, kalpleri perdeli değildir,) Aksine Allah küfürleri dolayısıyla kalplerini mühürlemiştir. Artık onlar, pek azı hariç iman etmezler. 156- Bir de onların küfürleri, Meryem aleyhinde pek büyük bir iftirada bulunmaları… 157- Ve:“Biz, Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri sebebi ile (onları cezalandırdık). Halbuki onlar onu öldürmediler, onu asmadılar da. Aksine kendilerine (İsa’nın bir) benzeri gösterildi. Gerçek şu ki ondan yana anlaşmazlığa düşenler, onun (öldürülmesi) hakkında şüphe içindedirler. Onların bu konuda zanna uymaktan başka bir bilgileri yoktur. Onlar onu kesinlikle öldürmediler. 158- Bilakis Allah onu kendi katına yükseltti. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 159- Kitap ehli içinde ölümünden evvel ona iman etmeyecek hiç kimse yoktur. O da Kıyamet günü aleyhlerinde bir şahit olacaktır. 160- Yahudi olanlara, zulümleri sebebi ile kendilerine helâl kılınmış olan pek çok hoş ve temiz şeyi haram kıldık. Ayrıca Allah yolundan çokça alıkoymalarından… 161- Kendilerine yasak kılınmış olmakla birlikte faiz almalarından ve insanların mallarını batıl yollarla yemelerinden ötürü (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlara pek acıklı bir azap hazırladık. 153-158. “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler.” Kitap ehli peygamber Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den böyle bir istekte bulunmuşlardı. Bu istek ise inatlaşma ve küstahça bir tekliften ibaret idi. Ayrıca bu isteklerinin karşılanması ya da karşılanmaması -güya- onların Peygamberi tasdik etmelerini ya da yalanlamalarını belirleyecekti. Böylece onlar Peygamber’den Tevrat ve İncil’in indiği gibi Kur’ân’ın da üzerlerine toptan ve bir defada indirilmesini istemişlerdi. Bu ise onların aşırı bir zulümleri ve cehaletleridir. Çünkü Peygamber bir beşerdir, Allah’ın bir kuludur ve O’nun idaresi altındadır. Onun elinde hiçbir şey yoktur. Aksine emir ve her türlü iş Allah’ın elindedir. Kuluna risalet veren ve onu dilediğini indiren O’dur. Nitekim Yüce Allah müşriklerin Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e kendilerine bir takım mucizeleri göstermesini teklif ettiklerini söz konusu ettiği âyetlerde Rasûlü hakkında şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbimi tenzih ederim! Ben Peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”(el-İsra, 17/93) Aynı şekilde onların hak ile batılı ayırt eden ölçü olarak sadece kitabın toptan ya da bölüm bölüm indirilmesini kabul etmeleri, delili de münasebeti de bulunmayan ve hiçbir şüphe taşımayan boş bir iddiadır. Peygamberlerden herhangi birisi hakkında: Size bölüm bölüm indirilmiş bir kitap getiren rasûle iman etmeyin ve onu tasdik etmeyin diye bir hüküm nerede vardır? Aksine Kur’ân-ı Kerîm’in duruma göre bölüm bölüm indirilmiş olması, Kur’ân’ın azametine ve Allah’ın, üzerine bu Kitabı indirdiği zata gereken itinayı ve ihtimamı gösterdiğine dair delillerden biridir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler dediler ki: Ona bu Kur’ân topluca, bir defada indirilmeli değil miydi? Biz onunla kalbine sebat verelim diye böyle yaptık ve onu ağır ağır okuduk. Onlar sana bir örnek getirdikleri her seferinde muhakkak ki biz, sana hakkı ve daha güzel bir açıklamayı getirmişizdir.”(el-Furkan, 25/32-33) Yüce Allah onların bu tutarsız itirazlarını söz konusu ettikten sonra, bunun onların alışılmadık bir tutumları olmadığını haber vermektedir. Aksine onlar bundan önce hem de kendisine iman ettiklerini iddia ettikleri peygambere karşı çok daha büyük çirkinlikler yapmışlardı. Nitekim ondan açıkça Allah’ı göstermesini istemişlerdi. Gözleri ile başkalarının görmediği pek çok delil ve mucizayi gördükten sonra buzağıyı ilâh edinip ona tapınmışlardı. Ayrıca kitapları olan Tevrat’ta yer alan hükümleri de kabul etmemişlerdi de nihayet Tur başlarının tepesi üzerine kaldırılmış ve iman etmeyecek olurlarsa üzerlerine yıkılacağı tehdidinde bulunulmuştu. O vakit onlar bunu, zorunluluktan ve çaresizlik halindeki imana benzeyen bir iman ile kabul etmişlerdi. Secde ederek ve mağfiret dileyerek girmeleri emredilen o şehrin kapısından girmeye yanaşmayıp onlara söylemeleri emredilen sözü de yapmaları istenilen fiili de değiştirdiler. Yine aralarından bazı kimseler cumartesi yasağı hususunda haddi aştılar. Allah da onları o ağır ceza ile cezalandırdı. Onlardan ağır bir ahit almakla birlikte onlar bu ahdi arkalarına attılar. Allah’ın âyetlerini inkar ettiler, haksız yere O’nun peygamberlerini öldürdüler. Onların bir başka büyük suçları da İsa Mesih’i öldürüp haça gerdiklerini iddia etmeleridir. Gerçekte ise onlar İsa’yı ne öldürdüler, ne de astılar. Aksine ondan başkası ona benzer gösterildi, onlar da ondan başkasını öldürüp astılar. Bir de onlar kalplerinin kılıflı olduğunu ve kendilerine söylenenleri kavrayamayıp anlayamadıklarını da iddia ettiler. İnsanları Allah yolundan alıkoydular, hakka uymalarını önlediler ve onları, izlemekte oldukları sapıklık ve azgınlığa davet ettiler. Ayrıca haram malları ve faizi alıp yediler. Oysa Yüce Allah bunları alıp yemelerini yasaklamış ve bu konuda onlara ağır tehditte bulunmuştu. İşte bunca kötülükleri işleyenlerin, Allah’ın son Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den üzerlerine semadan bir kitap indirmesini istemeleri de garipsenmez. Bu yol, batıl üzere bulunan bir hasmı delil ile susturmak için izlenecek en güzel yoldur. Şöyle ki: Böyle bir hasmın batıl bir itirazı söz konusu olur da bunu hakkı reddetmek ve hem kendisi hem de başkası için bir şüphe unsuru olmak üzere ileri sürerse bu hasmın bu yaptığından daha çirkin birtakım kötü fiilleri ve berbat hali ortaya konmalıdır. Böylelikle herkes, bu seviyesiz kişinin ileri sürdüğü böyle bir itirazın aslında bir geçmişi olduğunu ve bu itirazının da bu kötü geçmiş arasında mütalâa edilmesi gerektiğini bilmiş olur. Yine bunların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine itiraz olmak üzere ileri sürdükleri her bir iddianın ya aynısının ya da daha kuvvetlisinin, onların iman ettiklerini iddia ettikleri kimselerin peygamberliği hakkında ileri sürülmesi de mümkündür. Böyle bir tutum ile onların kötülükleri bertaraf edilmiş ve batıl iddiaları kökten sökülüp atılmış olur. Çünkü onların kendisine iman ettiklerini ileri sürdükleri her bir peygamberin peygamberliğini ortaya koyarken delil diye ortaya koydukları her bir hususun bir benzeri yahut da ondan daha güçlü olanı Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamberliğine de delildir ve onu ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın onların yaptıkları bu çirkin fiillerini saymaktan maksadı, onlara böyle bir cevap vermek olduğundan dolayı onların bu çirkin fillerini geniş geniş açıklamamaktadır. Sadece bunlara işaret ile yetinmekte ve ilgili yerlere havale etmektedir. Bunları Yüce Allah açıklanmaları uygun olan başka bir yerde genişçe açıklamış bulunmaktadır. 159. Yüce Allah’ın:“Kitap ehlinden ölümünden evvel ona iman etmeyecek kimse yoktur” buyruğunda yer alan “ölümünden evvel” ifadesindeki zamirin Kitap ehline ait olma ihtimali vardır. O takdirde mana, ölümün eşiğine gelmiş ve gerçeği açıkça görecek halde bulunan kitap ehline mensup her bir kişi, İsa aleyhisselam’a bu durumunda iman eder, demektir. Ancak bu imanın ona bir faydası olmayacaktır, çünkü bu zorunluluk (çaresizlik hali) imanıdır. Buna göre bu buyruk, onlara ölmeden önce pişman olacakları bu hallerini devam ettirmemeleri için bir tehdit anlamı taşır. Ölümden önce bu halde olacaklarına göre; ya haşredilecekleri, kabirlerinden kaldırılacakları gün halleri ne olacaktır? Yine “ölümünden evvel” buyruğundaki zamirin İsa aleyhisselam’a raci olma ihtimali de vardır. O takdirde anlam şöyle olur: Mesih’in ölümünden önce kitap ehlinden olup da ona iman etmeyecek hiçbir kimse kalmayacaktır. Bu ise Kıyametin yaklaştığı ve büyük alâmetlerinin ortaya çıkacağı bir sırada olacaktır. Çünkü bu ümmetin son dönemlerinde Mesih’in ineceğine dair gelen hadisler pek çoktur. O vakit Mesih aleyhisselam deccali öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve bütün kitap ehli mü’minlerle birlikte ona iman edecektir. Kıyamet gününde de İsa aleyhisselam onlara şahitlik edecek, amelleri Allah’ın şeriatına uygun muydu, değil miydi hususunda onlara karşı tanıklık edecektir. İşte o vakit insanların, Kur’ân Şeriatına ve Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in kendilerini izlemeye davet ettiği yola muhalif olarak yaptıkları her bir şeyin batıl olduğuna dair şahitlik edecektir. Bizim bunların böyle olacağına dair bilgimizin esası ise Mesih aleyhisselam’ın kâmil manada adaletli ve doğru sözlü olduğuna, onun ancak hak olan bir şeyi söyleyerek şahitlikte bulunacağına dair kesin inancımızdır. Çünkü artık ancak Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirdikleri haktır. Onun dışında kalanlar ise sapıklıktır ve batıldır. 160-161. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehline önceleri kendilerine helâl olan hoş ve temiz pek çok şeyi haram kıldığını haber vermektedir: Bu haram kılma, ceza amaçlı bir haram kılma idi ve sebebi de haksızlıkları, haddi aşmaları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarak hidayet yolunu izlemelerine engel olmaları ve kendilerine yasak kılınmış olduğu halde faizi almaları idi ki bunun sonucunda onlar, alışveriş yaptıkları muhtaç kimseleri adaletten mahrum bırakmışlardı. Allah da onları yaptıklarının benzeri bir cezayla cezalandırdı ve kendilerine helâl olan pek çok hoş ve temiz şeyi kullanmalarını onlara yasakladı. Bu ümmet (Muhammed ümmeti) için haram kılınan şeylere gelince bunlar, onların din ve dünyalarında kendilerine zarar verebilecek pis ve murdar şeylerden uzak kalmalarını sağlamak için haram kılınmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu yedi âyette İsrâiloğulları’nın, başta kendilerine gönderilen peygamberler olmak üzere insanlara yaptıkları çeşitli zulüm ve kötülüklerden örnekler verilmekte, Hz. Îsâ’nın çarmıha gerilmesi konusuna ise açıklık getirilmektedir. Âyetlerde “şu sebeplerle...” denilip arada “üzerlerine yıldırım düştüğü”, “kendilerine birtakım yiyeceklerin haram kılındığı” zikredilmekle beraber başta veya sonda “Bu sebeplerle kendilerine şu ceza verildi” denilmediği için tefsirciler farklı açıklamalar yapmışlardır: a) Yaptıkları kötülükler sebebiyle kendilerine verilen ceza “yıldırım veya yiyeceklerin haram kılınmasıdır” ve bu ceza arada zikredilmiştir. b) Ceza cümlesi zikredilmemiş, muhatapların –Kur’an’da çeşitli vesilelerle açıklanan– cezaları düşünmeleri ve bu fiillerin karşısına yerleştirmeleri istenmiştir. Daha önce Bakara sûresinin 83-84. âyetlerinde İsrâiloğulları’ndan alındığı bildirilen sözün muhtevası hakkında bilgi verilmiş, buradan 88. âyete kadar da müslümanlara yaptıkları zulümler, Hz. Muhammed’den önce kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlamaları ve öldürmeleri, davetlerine karşı direnmeleri ve “Kalplerimiz kılıflıdır” diyerek onları dinlemeyeceklerini abartılı bir şekilde ifade etmeleri gibi konularda önemli açıklamalar yapılmıştı. Âl-i İmrân (3/45 vd.) ve Meryem sûrelerinde (19/16-35) Hz. Meryem’in mûcizevî bir şekilde Hz. Îsâ’ya hamile oluşu, sonra onu dünyaya getirmesi, İsrâiloğulları’nın ağır iftiraları, yeni doğan bebeğin, Allah’ın izniyle konuşarak annesini temize çıkarması hususları açıklanmaktadır. Burada sayılanlar arasında yer alıp açıklanması gereken önemli bir tarihî vak‘a Hz. Îsâ’ya yönelik ihanet ve bunun sonucunda meydana gelen olaylardır. Gerçi Âl-i İmrân’da (3/55) Hz. Îsâ’nın “vefat ettirilmesi ve Allah nezdine kaldırılması” konusuna temas edilmiştir. Ancak orada da bu vefatın ve kaldırılmanın nasıl ve ne zaman olduğu konusunda açıklık yoktur. Burada açık olarak ifade edilen husus ise Hz. Îsâ’nın yahudiler tarafından katledilmediği ve aşağıda açıklanacak olan “salb” (çarmıha germe) olayının da Hz. Îsâ üzerinde gerçekleşmediğidir. Elde bulunan İnciller’de (Matta, 26-28; Markos, 14-16; Luka, 22-24 Yuhanna, 19-21) –olayın detaylarında önemli farklılıklar bulunmakla beraber– Hz. Îsâ’nın âkıbeti şöyle anlatılmaktadır: On iki havâriden biri olan Yahuda İskariyot, başkâhine gidip para karşılığında onu kendilerine teslim edebileceğini söyledi. Yahuda’ya otuz gümüş verdiler, Îsâ’nın yerini onlara haber verdi, gelip yakaladılar, çarmıha gerdiler, burada ruhunu teslim etti. Tâbileri onu alıp bir kabre gömdüler, bilâhare kabre geldiklerinde üzerindeki taşın kaldırılmış, kabrin içinin de boş olduğunu gördüler; Îsâ diriltilmiş, kıyam etmişti. Bazı şâkirdlerine göründükten ve getirdiği dini yaymalarını onlara vazife olarak verdikten sonra göklere çıkmış ve babasının (Tanrı’nın) sağına oturmuştu. Hz. Îsâ’nın yaşadığı çağda ve bölgede idamlar çarmıha germek suretiyle yapılır; mahkûmların el ve ayakları çarmıha bağlanır veya çivilenir; ayrıca bacakları kırılarak ölüme terkedilirdi. Arapça salb kelimesi hem mahkûmu haça çivilemek, hem de “omurgasını kırıp omuriliğini çıkararak öldürmek” mânalarına gelmektedir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “slb” md.). Diğer İnciller’de bulunmamakla beraber Yuhanna’daki şu ifade bu bakımdan ilgi çekicidir: “... başını eğip ruhu verdi... Askerler gelip diğer mahkûmların bacaklarını kırdılar; fakat Îsâ’ya gelip onun zaten ölmüş olduğunu görünce bacaklarını kırmadılar... Çünkü bu şeyler ‘Onun hiçbir kemiği kırılmayacaktır’ yazısı yerine gelsin diye vâki oldu” (19/30-36). İnciller’de yazılanlar bu şekilde olmakla beraber hıristiyanlar Hz. Îsâ’nın âkıbeti konusunda ikiye ayrılmışlardır: Çoğunluğa ve resmî inanca göre o çarmıha gerilerek öldürülmüş, böylece insanlığın günahını (ilk günah) canıyla ödemiş, sonra babasının yanına gitmiştir. Barnaba İncili’ne ve bir kısım hıristiyanlara göre ise Hz. Îsâ çarmıhta öldürülmemiştir. Birisi ve muhtemelen onu ihbar eden Yahuda, Allah tarafından Îsâ’ya benzetilmiş, yahudiler de onu tutup çarmıha gererek öldürmüşlerdir (Neccâr, Kısasü’l-enbiyâ, s. 403, 448 vd.; İbn Âşûr, V, 22). Bu bilgileri ihtiva eden kaynakların önemlilerinden biri olan Barnaba İncili, bazı mezheplere göre Hz. Îsâ’nın havârilerinden Aziz Barnaba’ya aittir. Bu İncil, konsillerde oluşturulan ve daha çok Pavlus’un etkisinde kalan resmî Hıristiyanlığa aykırı düştüğü için yasaklanmış, uzun müddet bazı yüksek seviyeli din adamlarının elinde gizli kaldıktan sonra 1738’de Viyana Kütüphanesi’ne konmuş ve böylece ortaya çıkmış, birçok dile tercüme edilmiştir. Kur’an-ı Kerîm’in açık ve kesin ifadesine göre Hz. Îsâ bir peygamberdir (4/171), düşmanları tarafından çarmıha gerilerek öldürülmemiştir. Allah Teâlâ peygamberini onlardan korumuş, aralarından çıkarıp himayesine almış, nezdine yükseltmiştir. 157. âyetin, “(Başkası ona benzer kılındığı için) şüphe içine düşürüldüler” şeklinde çevirilen kısmında geçen teşbîh kavramının bir mânası “benzetmek, benzer kılmak” bir başka mânası da “şüpheye düşürmek”tir. Bu mânalardan birincisine göre ihbarcı Hz. Îsâ’ya benzetilmiş ve çarmıha gerilerek katledilmiştir. İkincisine göre Hz. Îsâ’yı çarmıha gerip öldürmüş değillerdir; bu konuda zaten kendileri de şüphe ve ihtilâf içindedirler. 157. âyetin sonundaki “Onu kesin olarak öldürmediler” cümlesini de iki şekilde anlamak mümkündür: 1. “Onu öldürdüklerini iddia edenler bu konuda kesin bilgiye sahip değildirler; bu anlayış, teşbihin ikinci mânasını teyit etmektedir. 2. “Onu öldüremedikleri kesindir.” Bu anlayış da teşbihin, “birini diğerine benzetme” anlamını desteklemektedir. Kur’an’a göre Hz. Îsâ’yı çarmıha gererek öldüremedikleri kesin olmakla beraber âkıbetinin ne olduğu konusunda aynı kesinlik yoktur. Taberî ve İbn Kesîr gibi tefsirlerde uzun uzadıya yer verilen rivayetlere ve müslümanlar arasında yaygın olan inanca göre Hz. Îsâ, basıldıkları evin tavanında açılan bir delikten göğe çıkarılmıştır, maddî olmayan bir semada yeniden geleceği günü beklemektedir. O gün gelince yere inecek, deccâlı öldürecek, bütün dinlerin nihaî bir özeti ve özü olan İslâm’a hizmet edecek, yeryüzünü ahlâkî yönden ıslah eyleyecektir... (Taberî, VI, 12 vd.; İbn Kesîr, II, 405 vd.). Ancak Kur’an-ı Kerîm’in ifadesi böyle bir anlayış için kesin ve ihtimalsiz bir delil olarak kullanılamaz. Çünkü gerek burada açıklanan 158. âyette ve gerekse Âl-i İmrân sûresinin 55. âyetinde Allah Teâlâ, onu “kendine yükselttiğini, kaldırdığını” ifade buyuruyor; burada “sema”dan söz edilmiyor, “Onu semaya kaldırdı” denmiyor; O’na yükselen şeyin ise yaratılmış bir nesne (ruh ve ceset) olması da uygun ve mümkün değildir. Allah Teâlâ’nın her şeye kadir olduğunda, peygamberlerine nice mûcizeler lutfettiğinde şüphe bulunmamakla beraber burada “Hz. Îsâ’nın bedeniyle beraber göğe yükseltildiği” ifadesi mevcut değildir. Aksine 158. âyette “kendisine yükseltti, kaldırdı”, Âl-i İmrân’da ise “Seni vefat ettireceğim ve seni nezdime yükselteceğim” buyurulmuştur. Bu iki âyete bir arada mâna verildiği zaman ortaya çıkacak sonuç, “onun önce vefat ettirildiği, sonra Allah’a götürüldüğüdür ve bunun, asırlarca sonra değil, öldürme teşebbüsü sırasında veya kısa bir müddet sonra vuku bulduğudur.” Bu gerçekler bilgiyi –bütün diğer peygamberlerin aldığı– tek kaynaktan, vahiy yoluyla Allah’tan alan son peygamberin gelmesiyle ortaya çıkmış ve insanlığa ilân edilmiştir. Nitekim Hz. Îsâ da bugün elde bulunan İnciller’de yer alan şu cümleleriyle buna işaret etmiştir: “... benim gitmem sizin için hayırlıdır; çünkü gitmezsem tesellici size gelmez... Size söyleyecek daha çok şeylerim var, fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o hakikat ruhu gelince size, her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecek, fakat her ne işitirse söyleyecek... Benimkinden alacak ve size bildirecektir” (Yuhanna, 16/7-15; krş. Saf 61/6). Burada geçen “tesellici” ve “hakikat ruhu”nun aslında Ahmed’e tekabül eden bir kelime olduğu, fakat Ehl-i kitabın kelimeyi bu şekilde değiştirdikleri birçok araştırmacı tarafından ileri sürülmüştür (Hamîdullah, Le Saint Coran, s. 739; ayrıca bk. Saf 61/6). “Ehl-i kitap’tan her biri ölümünden önce ona mutlaka iman edecektir; o da kıyamet gününde onlara şahit olacaktır” meâlindeki 159. âyet iki şekilde anlamaya müsaittir: 1. “Hz. Îsâ’nın ölümünden önce...” Bu anlayış ve yorum, “onun ölmediği, semada ineceği günü beklediği” inancına delil kılınmıştır. Ancak Hz. Îsâ âhir zamanda yeryüzüne indiğinde yaşamakta olan Ehl-i kitap, gelmiş geçmiş bütün yahudiler ve hıristiyanlar olmadığı için bu anlayış / yorum, âyetin açık mânasına ters düşmektedir ve bu yorumu destekleyen bir tahsis delili de bulunmamaktadır. 2. “Her bir Ehl-i kitap mensubu kendi ölümünden önce...” Bu anlayışa göre Allah, kulu ve elçisi Îsâ’ya bir lutuf ve teselli olarak her bir yahudi ve hıristiyana, son nefeslerini verirken gerçeği gösterecek, yahudiler onun peygamber olduğuna, hıristiyanlar da Allah’ın oğlu değil, peygamberi ve elçisi olarak gönderildiğine inanacaklardır; âhir nefeste gerçekleşecek olan bu yeis hali imanı, hayattan ümit kesildikten sonraki inanma onlara bir fayda sağlamayacaktır (Râzî, XI, 103-104). İş işten geçtikten sonra inanma fayda vermediği gibi bunu hesap (mahkemeleşme) sırasında berâet delili olarak ileri sürmenin de faydası olmayacaktır. Çünkü onların Hz. Îsâ’ya, Allah’ın bir peygamberi olarak –inanmanın işe yaradığı bir zamanda– iman etmediklerine o da şahitlik edecektir. Âl-i İmrân’da (3/55) “... Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar inkâr edenlerden üstün kılacağım” buyurulmuş; burada 155. âyette de yahudiler kastedilerek “... pek azı müstesna artık iman etmezler” denilmiştir. Bu iki âyet de “her bir Ehl-i kitap mensubunun ölmeden önce ona iman edecekleri” anlayışına ters düşmektedir. İbn Âşûr “... ölümünden önce ona iman edecektir” kısmında geçen “ona” zamirinin “Hz. Îsâ’ya değil, “yukarıda anlatılan “katledilmediği, aksine Allah nezdine yükseltildiği” vâkıasına ait bulunduğunu, ona işaret ettiğini ileri sürmüştür. Ona göre yahudiler ve hıristiyanlar, ömürlerini tereddüt içinde geçirseler de sonunda Hz. Îsâ’nın çarmıha gerilmediğine, yahudiler tarafından bu şekilde öldürülmediğine iman edeceklerdir. Bütün bu açıklamalar şu kanaatimizi teyit etmektedir: Kesin olan, Hz. Îsâ’nın yahudiler tarafından çarmıha gerilerek, omurgası parçalanarak öldürülmediği, Allah Teâlâ’nın kulu ve elçisini onların elinden bir şekilde kurtardığı, onu daha sonra vefat ettirdiği ve kendine yükselttiğidir. “Vefat ettirme”nin şekli ve zamanıyla “kendine yükseltme”nin nasıllığı konusu ihtimallere açıktır. Kur’an-ı Kerîm’de şehidlerin mutlu sonlarını anlatırken “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lutuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar...” (Al-i İmrân 3/169-170) buyurulmuştur. Bu âyete göre şehidler de diğer insanların ölmesi gibi ölmemişlerdir, Rableri nezdinde rızıklara mazhar olmaktadırlar. Ancak bu ifadeyi “Ruhları ve cesetleriyle Allah’ın nezdine yükseltilmişlerdir ve orada dünyalılar gibi yaşamaktadırlar” şeklinde anlamak mükün değildir. Şu halde hayatın da, ölümün de çeşitleri vardır ve Allah nezdinde olmak, Allah’a yükseltilmek maddî olarak anlaşılamaz. Çünkü Allah zamandan, mekândan ve maddeden münezzehtir. Bir Mehdî ve Îsâ Mesîh beklentisi, çeşitli zamanlarda birtakım sahtekârların ortaya çıkıp mehdîlik ve mesîhlik iddiasında bulunmalarına sebep olagelmiştir. Hz. Îsâ’nın, bir ıslahat vazifesiyle yani Ehl-i kitabın bozulan inançlarını İslâmî itikad esasları doğrultusunda düzeltmek ve yanlışlıkları gidermek, kötülükleri ortadan kaldırmak üzere dünyaya yeniden gelmesi mukadder ise bunun için gövdesini ölümsüz kılmak ve onu gökte bekletmek zaruri değildir; bunun ilâhî takdir ve kudretle başka şekillerde de gerçekleşmesi mümkündür. Müslümanların vazifesi de ıslahat için Mehdî’yi veya Hz. Îsâ’yı beklemek değildir; kötülüğü engellemek, iyilik ve güzellikleri yaymak, yaşamak ve yaşatmak için ellerinden geleni yapmak, canla başla çalışmaktır. Allah müminlerden, ıslahatçıyı bekleyip beklemediklerini değil, bunun için kendilerinin ne yaptıklarını soracaktır (bu konuda bilgi için ayrıca bk. İlyas Çelebi, “Îsâ [Kelâm]”, DİA, XXII, 472-473).
Nisâ Suresi 159. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İsa -aleyhisselam- ahir zamanda dünyaya tekrar indikten sonra ve ölmeden önce, ehlikitaptan her biri ona iman edecekler. İsa -aleyhisselam- kıyamet gününde onların şeriata uygun olan ve muhalif olan amellerine şahitlik edecektir.