Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: "İşittik, itaat ettik" demek, ancak müminlerin sözüdür, işte saadete erenler onlardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde müminlerin sözü ancak "işittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte bunlar asıl kurtuluşa erenlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a ve aralarında hüküm vermek üzere O'nun resulüne çağrıldıklarında, müminlerin sözleri sadece şunu söylemeleridir: "İşittik, itaat ettik." İşte bunlardır kurtuluşa erenler.
Süleyman Ateşen ayrışan
Elçinin, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Elçisine çağırıldıkları zaman inananların sözü ancak: "İşittik ve ita'at ettik" demeleridir. İşte umduklarına erenler bunlardır, bunlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
The only statement of the [true] believers when they are called to Allah and His Messenger to judge between them is that they say, "We hear and we obey." And those are the successful
Fransızca
La seule parole des croyants, quand on les appelle vers Allah et Son messager, pour que celui-ci juge parmi eux, est: «Nous avons entendu et nous avons obéi». Et voilà ceux qui réussissent
İspanyolca
En cambio, los creyentes, cuando se los llama a aceptar el juicio de Dios y Su Mensajero en sus asuntos, dicen: "¡Escuchamos y obedecemos!" Ellos son los bienaventurados
Rusça
Когда верующих зовут к Аллаху и Его Посланнику, чтобы он рассудил их, они говорят: «Слушаем и повинуемся!». Именно они являются преуспевшими
Endonezce
Hanya ucapan orang-orang mukmin, yang apabila mereka diajak kepada Allah dan Rasul-Nya agar Rasul memutuskan (perkara) di antara mereka,567) mereka berkata, "Kami mendengar, dan kami taat." Dan mereka itulah orang-orang yang beruntung
Bengalce
মুমিনদের বক্তব্য কেবল এ কথাই যখন তাদের মধ্যে ফয়সালা করার জন্যে আল্লাহ ও তাঁর রসূলের দিকে তাদেরকে আহবান করা হয়, তখন তারা বলেঃ আমরা শুনলাম ও আদেশ মান্য করলাম। তারাই সফলকাম।
Aralarında hükmedilmek üzere Allah'a ve resulüne çağrıldıklarında Müminler; "O'nun sözünü işittik ve emrine itaat ettik." derler. Dünyada ve ahirette asıl kurtuluşa erenler işte bu özellikler ile nitelenmiş kimselerdir.
51- Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıklarında mü’minlerin sözleri ancak:“İşittik ve itaat ettik” demektir. İşte bunlar felaha erenlerin ta kendileridir. 52- Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, Allah’tan korkar ve O’na karşı takvalı olursa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
51. “Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve Rasûlüne çağrıldıklarında” bu hüküm ister arzularına uygun düşsün, ister aykırı olsun “mü’minlerin sözleri” yani imanlarını amelleriyle tasdik eden gerçek müminlerin söyleyecekleri söz, ancak:“İşittik ve itaat ettik, demektir.” Yani Allah ve Rasûlünün hükmünü işittik. Bizi bu hükme çağıranın çağrısını kabul ettik. Ve herhangi bir sıkıntı duymaktan alabildiğine uzak olan tam bir itaat ile itaat ettik. “İşte bunlar felaha erenlerin tâ kendileridir.” Felah, bunlara hastır. Çünkü felah, arzu edilen şeyi elde etmek ve hoşlanılmayan şeyden de kurtulmak demektir. Allah ve Rasûlü’nün hükmüne müraacat eden, Allah ve Rasûlü’ne itaat edenden başkaları için ise felâh söz konusu değildir.
52. Yüce Allah, özel olarak verdikleri hükümlerde Allah ve Rasûlüne itaat etmenin faziletini söz konusu ettikten sonra genel olarak bütün hallerde onlara itaatin faziletini dile getirerek şöyle buyurmaktadır:“Kim Allah'a ve Rasûlüne itaat ederse” Onların verdikleri haberleri tasdik eder, emirlerine uyarsa “Allah’tan korkar” yani O’nu bilip tanımakla birlikte O’ndan korkup yasaklarını terk eder ve nefsini hevâsından alıkoyacak olursa “ve O’na karşı takvalı olursa” yasak kılınan şeyleri terk etmek sûretiyle takvâlı hareket ederse… Çünkü takvâ, mutlak olarak zikredildiği takdirde kapsamına hem emrolunan şeyi yapmak hem de yasaklanan şeyleri terk etmek girer. Burada olduğu gibi iyilik yahut itaat ile birlikte söz konusu edildiği takdirde ise takvâ, masiyetleri terk etmek sûretiyle Allah’ın azabından korunmak ve sakınmak şeklinde tefsir edilir. “İşte onlar” Yani hem Allah'a itaat eden, hem Rasûlüne itaat eden, hem Allah’tan korkan hem de takvalı olan kimseler, azaba götüren sebebleri terk ettikleri için azaptan kurtulmakla, mükâfata ulaştıran sebepleri işleyerek de mükâfatı elde etmekle “kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Kurtuluş bunlara münhasırdır. Onların niteliklerine sahip olmayanlara gelince bu gibi kimseler, bu övülmeye değer sıfatlara sahip olmaktaki kusurları oranında kurtuluşu elden kaçırırlar. u âyet-i kerime, Allah ve Rasûlü arasında müşterek olan bir hakkı dile getirmektedir. Bu da imanın ayrılmaz bir parçası olan itaattir. Aynı şekilde sadece Allah'a has olan hakkı da zikretmektedir. Bu da korkmak ve takvâ sahibi olmaktır. Geriye Allah Rasûlüne has üçüncü bir hak kalmaktadır ki o da Allah Rasûlüne gereken saygı ve tazimi göstermektedir. Nitekim Fetih Sûresinde Yüce Allah’ın şu buyruğu bu üç hakkı bir arada zikretmektedir:“Allah’a ve Rasûlüne iman edesiniz, ona yardım edesiniz, onu büyük tanıyasınız, sabah akşam O’nu (Allah’ı) tesbih edesiniz diye.”(el-Feth, 48/9)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber Medine’de duruma hâkim olunca bazı şahıslar ve gruplar, işlerini yürütmek, müslümanlara mahsus menfaatlerden yararlanmak, birtakım tehlikelerden uzak kalmak için inanmış görünmeyi tercih ettiler. Bilindiği gibi bunlara “münafık” denilmektedir. Bazı şahıslar da İslâm’a inanmışlardı, fakat imanları henüz zayıf bulunuyordu, tefekkür ve dinî tecrübe yoluyla güçlenmemiş, davranış ve kararlarına hâkim hale gelmemişti. Üçüncü bir grup açıkça inançsız, veya başka din ve inanışlara bağlıydı. Gittikçe çoğalan bir grup ise hakkıyla inanmış kimselerden oluşuyordu. Bu âyetlerde, inancın samimi ve güçlü olup olmamasına bağlı olarak grupların davranışları, Allah ve resulüne itaatleri, teslimiyetleri, ilâhî hüküm ve adalete rızâları mukayeseli bir şekilde anlatılmaktadır. Allah’ın, vahiy yoluyla bildirdiği hükümlerin bir kısmı apaçık olup yoruma ihtiyaç yoktur, diğer bir kısmı naslarla hakkında vahiy açıklaması bulunmayan konulardır; bunlar için yorum ve ictihad gerekir. Vahyin belirlediği hükme, Allah’ın buyruğuna uymak gerekir; bildiği halde buna uymayanlar ya inançsız yahut da inancı zayıf kimselerdir. Zayıf da olsa imanın fayda vereceğine dair rivayetler vardır. Ancak dünya ve âhirette asıl kazançlı çıkacak ve kurtuluşa erecek olanlar, sağlam imana, bu imandan kaynaklanan, bu inancın motive ettiği ibadetlere, güzel davranışlara, hayırlı ve faydalı işlere, eserlere sahip olanlardır.
Aralarında hükmedilmek üzere Allah'a ve resulüne çağrıldıklarında Müminler; "O'nun sözünü işittik ve emrine itaat ettik." derler. Dünyada ve ahirette asıl kurtuluşa erenler işte bu özellikler ile nitelenmiş kimselerdir.