Allah'ın sizi yaratmış olduğu dini üzere zahiri ve batini olarak kalmaya devam edin. Allah'ın dininden başka daha güzel bir din yoktur. O fıtrata uygundur. O din faydalı şeyleri celbeder ve zararlı şeyleri men eder. Deyin ki: Bizler yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'nunla beraber başkasını da ortak koşmayız.
138- Allah’ın boyası(na sarılın). Kimin boyası Allah’ınkinden daha güzel olabilir ki? Biz yalnız O’na ibadet edenleriz.
138. “Allah’ın boyası(na sarılın)” Yani Allah’ın dini demek olan Allah’ın boyasından ayrılmayın ve bu dinin gereklerini yerine getirin. Zahirî ve batınî bütün amelleri ile onu uygulayın. Akidesine de sarılın ve bunu sürekli olarak yapın. Tâ ki bu din sizin boyanız ve ayrılmaz bir niteliğiniz olsun. Bu dine bağlılık sizin bir niteliğiniz olunca da artık isteyerek, kendi tercihinizle ve seve seve onun emirlerine uyarsınız ve bu din, sizin için bir elbisenin ayrılmaz bir niteliği olan boya gibi tabiatınız haline gelir. Bunun sonucunda da siz dünyevi ve uhrevi saadeti elde edersiniz. Çünkü din üstün ahlâki değerlere, güzel amellere ve yüce işlere teşvik eder. Bundan dolayı üstün akılların şaşkınlığını dile getiren teaccüp (hayret) ifadesi ile: “Kimin boyası Allah’ınkinden daha güzel olabilir ki?” diye buyurmaktadır. Bu, “O’nun boyasından daha güzel bir boya olamaz” demektir. Allah’ın boyası ile diğer boyalar arasındaki farkı görmek için bir örnek isteyen kimse herhangi bir şeyi zıddıyla kıyaslasın. Şimdi bir tarafta Rabb’ine sağlam bir iman ile iman etmiş, sonra bununla birlikte onun etkileri olan kalbî huşu, bedeni azalar ile emirlere bağlılık gibi her tür güzel nitelik ile bezenmiş, mükemmel ahlâkı elde edip çirkin her bir nitelikten, her bir bayağı davranış ve kusurdan uzaklaşmış, sözü ve fiiliyle doğru, sabırlı, tahammüllü, iffetli, şecâat sahibi, söz ve davranışları ile iyilikte bulunan, Allah’ı seven, Allah’tan korkan, O’nun rahmetini uman, mutlak Mabud’a karşı ihlâslı, o mabudun kullarına da iyiliksever olduğu bir makama ulaşmış bir kul… Diğer tarafta da Rabb’ini inkar eden, O’nan uzaklaşan ve diğer yaratılmışlara yönelen, küfür, şirk, yalan, hainlik, düzenbazlık, aldatma, iffetsizlik, söz ve davranışları ile kötülük gibi sıfatlara sahip olan, Mabud’a karşı ihlâslı, kullarına karşı da iyiliksever olmayan başka biri… Şimdi bu ikisini birbirine kıyas et! Böyle bir kıyaslamayı yapacak olursak, ikisi arasındaki büyük farkı açıkça görürüz ve bunun sonucunda Allah’ın boyasından daha güzel bir boya olmadığını açıkça tespit ederiz. Bu buyruktan Allah’ın dini dışında boyanılan boyalardan daha çirkini olmadığı da anlaşılmaktadır. “Biz yalnız O’na ibadet edenleriz.” buyruğu ise bu boyanın mahiyetini beyan etmektedir ki o da ihlâs ve mutabaat (Peygambere tâbî olmak) şeklindeki iki esası yerine getirmekten ibarettir. Çünkü “ibadet” Allah’ın sevdiği ve razı olduğu her türlü zahiri ve batin amellerle sözleri kapsar. Bunların ibadet olabilmeleri ise Yüce Allah’ın bunu Rasûlü vasıtası ile meşru kılmış olmasına bağlıdır. İhlâs ise kulun yaptığı bu amellerde yalnızca Allah’ın rızasını gözetmesi demektir. İşte bu buyrukta da (“ona” anlamındaki) “له” kelimesinin önce gelmesi hasr (yalnız) anlamını vermektedir. Yine Yüce Allah: “Biz yalnız O’na ibadet edenleriz” buyruğunda onların bu niteliğe sahip olduklarını ve bunun onlar üzerinde adeta ayrılmaz bir boya haline geldiğini göstermesi için sübut ve istikrar (devamlılık) anlamlarına delâlet eden ism-i fail ( عابدون : ibadet edenleriz) kalıbını kullanmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Allah’ın boyası” (sıbgatullah) deyimine tefsirlerde “İslâm, İslâm boyası, Hanîflik, Allah’ın ezelî-ebedî değişmez dini (ed-dînü’l-kayyim), Hz. Nûh ve ondan sonraki bütün peygamberlerin bildirdikleri din, Allah’ın insan tabiatına lutfetmiş olduğu temiz fıtrat, Allah’ın kanunu (sünnetullah), hücceti, Allah’ın arındırıp temizlemesi, sünnet olma” gibi anlamlar verilmiştir (bk. Taberî, I, 570-572; Zemahşerî, I, 97; Râzî, IV, 86-87).
Bir önceki âyette anılan peygamberlere indirildiği veya verildiği bildirilen ilâhî gerçeklerin aslı ve özü hak dindir; yani Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak, O’nu rab tanıyıp –biçimi devirden devire değişse de– O’na kulluk etmek, adalet, doğruluk vb. evrensel ahlâk ilkelerine riayet etmek, âhiret gününe, o günde herkesin inançlarından ve yaptıklarından hesaba çekileceğine inanmak gibi öğretileriyle, ilk peygamberden sonuncusuna kadar değişmeyen dindir. “Allah’ın boyası” da bu hak dinden veya bu dine uyma ve onu yaşama sayesinde kazanılan ruhî-ahlâkî kemalden ibarettir.
Müfessirlere göre âyette dolaylı olarak hıristiyanların vaftiz uygulamalarının yanlışlığına da işaret edilmiştir. Zira onlar, yeni doğan çocukları sarımtırak boyalı bir suya batırarak gerçek Hıristiyanlığa soktuklarına, onunla boyadıklarına inanırlar. Kur’an’a göre ise böyle sunî yollarla, sembolik uygulamalarla gerçek dindarlığa ulaşılamaz; gerçek iman öyle boyalı suya girip çıkmakla kazanılamaz. Gerçek iman, Allah’ın boyasıyla boyanarak, Allah’ın, yaratılışta insanın temiz fıtratına aşıladığı hak dinle bezenerek kazanılır. Allah’ın insanlığa verdiği böyle bir din ile boyanıp bezenmekten, böyle bir fıtratla donanmış olmaktan daha güzel bir şey de yoktur; hele vaftiz gibi sunî bir uygulama böyle bir dinin ve inancın yerini asla tutamaz. Âyetin ifadesine göre müslümana yakışan da kendisine ve genel olarak insanlığa bu güzellikleri bahşetmiş olan Allah’a, lâyık olduğu şekilde kulluk etmektir; bu kulluğunu bir şükran ifadesi olarak dile getirmektir. Bu şekilde inanıp kulluk eden insan Allah’ın hak dini ile veya tevhid inancına yatkın olan fıtrat boyasıyla boyanmış olup bundan güzel bir arınma ve bezenme de yoktur.
Allah'ın sizi yaratmış olduğu dini üzere zahiri ve batini olarak kalmaya devam edin. Allah'ın dininden başka daha güzel bir din yoktur. O fıtrata uygundur. O din faydalı şeyleri celbeder ve zararlı şeyleri men eder. Deyin ki: Bizler yalnızca Allah'a ibadet eder ve O'nunla beraber başkasını da ortak koşmayız.