De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Bizim ve sizin Rabbiniz olan Allah hakkında bize karşı hüccet mi gösteriyorsunuz? Bizim yaptıklarımız kendimize, sizin yaptıklarınız de kendinize aittir. Biz O'na karşı samimiyiz
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Allah hakkında bizimle didişmeye mi gireceksiniz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size. Şu kadar var ki, biz O'na ihlas ile sarılıyoruz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
De ki onlara: "Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Oysaki Allah hem bizim Rabbimizdir hem sizin Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size. Biz yalnız O'na/Allah'a gönül verenleriz."
Süleyman Ateş
Söyle (onlara): "Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken, O'nun hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Biz O'na gönülden bağlananlarız."
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.2%
İngilizce
Say, [O Muhammad], "Do you argue with us about Allah while He is our Lord and your Lord? For us are our deeds, and for you are your deeds. And we are sincere [in deed and intention] to Him
Fransızca
Dis: «Discutez vous avec nous au sujet d'Allah, alors qu'Il est notre Seigneur et le vôtre? A nous nos actions et à vous les vôtres! C'est à Lui que nous sommes dévoués
İspanyolca
Di: "¿Por qué discuten con nosotros acerca de Dios, siendo que Él es el Señor de ambos? Nosotros responderemos por nuestras acciones y ustedes por las suyas. Nosotros Le somos sinceros [adorándolo solo a Él]
Rusça
Скажи: «Неужели вы станете препираться с нами относительно Аллаха, тогда как Он является нашим Господом и вашим Господом. Нам достанутся наши деяния, а вам - ваши деяния, и мы искренни перед Ним»
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Apakah kamu hendak berdebat dengan kami tentang Allah, padahal Dia adalah Tuhan kami dan Tuhan kamu. Bagi kami amalan kami, bagi kamu amalan kamu, dan hanya kepada-Nya kami dengan tulus mengabdikan diri
Bengalce
আপনি বলে দিন, তোমরা কি আমাদের সাথে আল্লাহ সম্পর্কে তর্ক করছ? অথচ তিনিই আমাদের পালনকর্তা এবং তোমাদের ও পালনকর্তা। আমাদের জন্যে আমাদের কর্ম তোমাদের জন্যে তোমাদের কর্ম। এবং আমরা তাঁরই প্রতি একনিষ্ঠ।
-Ey Peygamber!- De ki: -Ey Ehlikitap!- Dininiz daha önce geldiği ve size verilen kitap daha evvel indirildiğinden dolayı sizler Allah'a ve dinine daha layık olduğunuzu mu bizimle tartışıp duruyorsunuz? Bu size fayda vermez. Oysa ki Allah, hepimizin Rabbidir. Size özel değildir. Bizim yaptıklarımız bizimdir, ondan sorumlu tutulmazsınız. Sizin yaptıklarınız da sizindir. Biz de ondan sorumlu tutulmayız. Herkes kendi amelinden hesaba çekilecektir. Biz ibadeti ve itaati yalnızca Allah'a has kılanlarız, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız.
139- De ki:“Bizimle Allah hakkında mı çekişiyorsunuz? Hâlbuki O, bizim de Rabb’imiz, sizin de Rabb’inizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizedir. Biz yalnızca O’na ihlâsla bağlananlarız.”
139. “De ki: “Bizimle Allah hakkında mı çekişiyorsunuz?”(Çekişme ve karşılıklı delil getirme anlamındaki) “المحاجة”, ihtilaflı meseleler hakkında iki ve daha fazla kişi arasındaki tartışma demektir. Bu tartışmada hasımlardan her biri kendi görüşünü haklı çıkarmayı, hasmının görüşünü ise çürütmeyi ister. O bakımdan her bir kişi kendi görüşüne delil getirmeye gayret eder. Tartışmada beklenen, en güzel yolla yürütülmesi, yanlış yolda olan kimseyi doğruya, hakka çevirecek en kısa yoldan yapılması ve inat eden kimseye karşı delil getirip hakkı açıklığa kavuşturarak batılın ne olduğunun beyan edilmesidir. Eğer tartışma bu özelliklerin dışına çıkacak olursa, artık bu boşu boşuna bir inatlaşma ve faydasız bir cedelleşme olur. Bu da birçok kötülüklerin ortaya çıkmasına sebep olur. İşte ehli kitap da Allah’a müslümanlardan daha çok yakın olduklarını iddia ediyorlardı. Bu ise belge ve delil ile ispatlanması gereken kuru bir iddiadan ibaretti. Zira herkesin Rabb’i bir ve tek olduğuna, bizden başka Rabb’iniz olmadığına, bizim amelimizin bize, sizin ameliniz de size olduğuna göre, bu konuda bizler ile sizler arasında hiçbir fark yoktur. Bu da her iki kesimden herhangi birisinin başkasına göre Allah’a daha çok yakın olmasını gerektirmez. Çünkü belli bir konuda ortak olunmasına rağmen ve ortada herhangi bir fark söz konusu da değilken ayrıma gitme iddiası batıl bir iddiadır. Birbirine benzer şeyleri, birbirinden ayrı mütâlâa etmektir, apaçık bir inatlaşmadır ve hakka karşı kibirlenmedir. Üstünlük ancak ve ancak salih amellerin yalnızca Allah için ihlâsla yapılmasındadır. Bu ise yalnızca mü’minlerin sahip oldukları bir niteliktir. O halde mü’minlerin diğerlerine göre Allah’a daha yakın oldukları ortaya çıkmaktadır. Çünkü ihlâs, halâsın (kurtuluşun) yoludur. İşte Rahman olan Allah’ın gerçek dostları ile şeytanın dostları arasındaki fark budur. Üstünlük, akıl sahiplerinin kabul ettiği ve son derece cahil ve hakka karşı inatla kibirlenenden başkasının tartışma konusu etmediği gerçek niteliklerle söz konusu olur. Bu âyet-i kerimede tartışma yöntemi de çok incelikli bir şekilde gösterilmekte ve şu esas ifade edilmektedir: Benzer şeyler ortak hükümlere sahiptir, farklı şeylerin hükümleri de farklıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Ehl-i kitap, Allah Teâlâ’nın, İsrâiloğulları dışındaki bir milletten peygamber göndermesinin mümkün olmadığını ileri sürerek Hz. Muhammed’in peygamberliğini reddediyor; kendilerinin “Allah’ın çocukları ve sevgilileri” olduklarını (Mâide 5/18), şu halde yeni bir peygamber gelecekse, bunun Araplar’dan değil, eskiden olduğu gibi yine kendi kavimleri arasından çıkması gerektiğini savunuyor; yalnız yahudilerin veya yalnız hıristiyanların cennete gireceklerini iddia ediyor ve müslümanlara, doğru yolu bulabilmeleri için yahudi ya da hıristiyan olmaları gerektiğini söylüyorlardı (bk. Râzî, IV, 87). Halbuki Allah, ne yalnız müslümanların ne de yalnız Ehl-i kitabın rabbidir; O, bütün insanlığın, bütün yaratılmışların rabbidir. Böyle olduğu halde Ehl-i kitabın, yukarıdaki gibi haksız ve mesnetsiz birtakım iddialar ileri sürerek, temel inançları az önce özetlenen müslümanlarla hâlâ Allah konusunda tartışmaya girişmeleri son derece anlamsızdır. İsrâiloğulları Allah’ın, iyi yolda oldukları sürece kendilerine verdiği üstünlüğü mutlak ve şartsız bir üstünlük saymışlardır. Oysa onların, doğru yoldan sapsalar bile yine de Allah nezdinde üstün bir millet olmaya devam edecekleri şeklindeki inançları, Allah’a karşı bir haksızlık isnadı ve iftira anlamına gelir (bk. Bakara 2/47, 122; A‘râf 7/140). Buna karşılık müslümanlar herhangi bir ayrılıkçılığa sapmadan ihtilâf ve düşmanlık duygularına kapılmadan Hz. Muhammed ve ona indirilenle birlikte İbrâhim, Mûsâ, Îsâ gibi geçmiş peygamberleri ve onların kutsal kitaplarını da tanımış; bütün bu kitapların ortak öğretisi olan hak dini benimsemiş; Allah’ın varlığına ve birliğine her türlü ortaklık şâibesinden arınmış bir şekilde şeksiz şüphesiz iman etmişler, böylece “Allah’ın boyası”yla boyanmışlardır. İşte âyet, bu içeriği ile Ehl-i kitaba, belirtilen ilkeler doğrultusunda Allah’ı hep birlikte rab olarak tanıma yolunda bir çağrı anlamı taşımakta; hâlâ yanlış anlayış ve tutumlarında ısrar etmelerine karşılık da, herkesin tutum ve davranışlarından doğacak sorumluluğun kendine ait olacağı uyarısında bulunmakta ve müslümanlara Allah’a olan içten bağlılıklarını sürdürdüklerini açıkça ifade etmeleri tâlimatını vermektedir. Sonuç olarak şu veya bu kavimden, ırktan gelmenin insanlık değeri bakımından önemi yoktur. Allah bir zamanlar İsrâil kavmini üstün kılmışsa bu onların doğru inançta ve iyi yolda olmalarındandı. Her bireyin ve her toplumun değeri ameline, benimsediği inancın doğruluğuna ve bu inancının ürünü olan iyi hal ve hareketlerine göredir.
-Ey Peygamber!- De ki: -Ey Ehlikitap!- Dininiz daha önce geldiği ve size verilen kitap daha evvel indirildiğinden dolayı sizler Allah'a ve dinine daha layık olduğunuzu mu bizimle tartışıp duruyorsunuz? Bu size fayda vermez. Oysa ki Allah, hepimizin Rabbidir. Size özel değildir. Bizim yaptıklarımız bizimdir, ondan sorumlu tutulmazsınız. Sizin yaptıklarınız da sizindir. Biz de ondan sorumlu tutulmayız. Herkes kendi amelinden hesaba çekilecektir. Biz ibadeti ve itaati yalnızca Allah'a has kılanlarız, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayız.