Diyanet İşleri
De ki: "Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, alemlerin Rabbi Allah içindir
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
De ki: "Benim namazım/duam, kulluğum/bağışım, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir."
Süleyman Ateş
De ki: "Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabbi Allah içindir."
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- De ki: “Şüphesiz benim namazım ve kurbanım Allah içindir. Başkası adına değil, yalnızca Allah adınadır. Benim hayatım ve ölümüm de böyledir. Bütün bunlar tek başına mahlukatın Rabbi olan Allah içindir. Bunlardan hiçbirinde O'ndan başkasına bir pay yoktur.”
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
161- De ki:“Hiç şüphesiz Rabbim, beni dosdoğru bir yola, dimdik ayakta duran bir dine, hanif olan İbrahim’in dinine iletti. O, müşriklerden değildi.” 162- De ki:“Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. 163- O’nun hiçbir ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim.” 164- De ki:“Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir rab arar mıyım hiç? Herkesin kazandığı yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez. Nihâyet dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” 165- Sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve size verdikleri ile sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz Rabbin, hem cezası pek çabuk olandır hem de çok bağışlayan ve pek merhamet edendir.
161. Yüce Allah, peygamberine sahip olduğu hidâyet ve izlemekte olduğu dosdoğru yolu ilan etmesini ve şunu açıklamasını emretmektedir: Onun izlemekte olduğu bu dosdoğru yol, faydalı itikadî hükümleri ve salih amelleri içeren, güzel olan her şeyi emreden ve çirkin olan her şeyi de yasaklayan bir dindir. Bütün peygamberlerin özellikle de haniflerin önderi, vefatından sonra gönderilenlerin atası, Halilurrahman İbrahim aleyhisselam’ın dinidir. Bu din, dosdoğru olmayan, aksine haktan sapan yahudi, hristiyan ve müşriklerin dinlerinden uzaklaşıp Sırat-ı Mustakim’i gösteren hanif dindir. Bu din genel olarak böyledir. Daha sonra yüce Allah bu dinin ibadetlerinin en şereflilerini ayrıca zikrederek şöyle buyurmaktadır:
162. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım” Bu iki ibadet, yani namaz ve kurban özellikle zikredilmiştir. Çünkü onlar, oldukça şerefli ve faziletli ibadetlerdir. Yüce Allah’a beslenen sevgiye, dini O’na halis kılmaya, kalple, dille ve azalarla Allah'a yakınlaşmaya delildirler. Yine nefsin, sevdiği malı daha çok sevdiği Yüce Allah’a feda etmek demek olan kurban kesmek de O’na yakınlaşmaya en büyük delildir. O nedenle her kim namaz ve kurban ibadetinde ihlaslı hareket ederse, onun bu ihlası diğer amel ve sözlerinde de ihlaslı olmasını beraberinde getirir. “Hayatım ve ölümüm” yani hayatımda yaptığım, Yüce Allah’ın hakkımda takdir ettiği, ölümümde de Allah’ın benim için takdir ettiği her bir şey “âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
163. “O’nun” ibadette “hiçbir ortağı yoktur.” Mülkte (kainata sahip ve egemen oluşunda) ve idaresinde ortağı olmadığı gibi. Şüphesiz ki Yüce Allah’a karşı bu ihlas, benim uydurduğum bir şey olmadığı gibi kendiliğimden ortaya attığım bir şey de değildir. Aksine “ben bununla” kesin olarak “emrolundum” bu emri yerine getirmedikçe de sorumluluğundan kurtulamam “ve ben” bu ümmet içinde “müslümanların ilkiyim.”
164. “De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka” yaratılmışlar arasından “bir rab arar mıyım hiç?” Benim O’ndan başka bir rab, kainatı yöneten bir kimse kabul etmem hiç bana yakışır mı? Halbuki Allah her şeyin rabbidir, bütün yaratıklar O’nun rububiyeti altındadır, O’nun emrine bağlıdır. O halde benim de benden başkasının da Allah’ı rab edinmesi ve bunu hoşnutlukla kabul etmesi, diğer taraftan Yüce Allah’a muhtaç ve aciz olan, O’nun rububiyeti altında bulunan herhangi bir kimseye de bağlanmaması şarttır. Daha sonra Yüce Allah amellerin karşılığını hatırlatarak böyle davranmaya teşvik ederken aksi tutumdan korkutarak şöyle buyurmaktadır:“Herkesin” hayır ve şer kabilinden “kazandığı yalnız kendisine aittir.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Kim salih amel işlerse kendi lehine, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir.”(Fussilet, 41/46)“Hiçbir günahkar nefis bir başkasının günahını yüklenmez.” Aksine herkes kendi günah yükünü yüklenir. Eğer herhangi bir kimse, başkasının sapıklığına ve günahına sebep olmuşsa o takdirde fiilen o işi işleyenin günahından bir şey eksilmeksizin sebep olana da sebep olmanın günahı vardır. “Nihâyet” kıyamet gününde “dönüşünüz Ancak Rabbinizedir. O” hayır ya da şer türünden hakkında “ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir” ve bunların karşılığını da en mükemmel şekilde verecektir.
165. “Sizi yeryüzünün halefleri yapan” Allah sizi yeryüzünde öncekilerden sonra gelen halefler kıldı, zira kiminiz kiminizin arkasından gelir, halefi olur. Orada bulunan her şeyi emrinize verdi ve nasıl amel edeceğinizi ortaya çıkarmak için de sizi sınadı. “Size verdikleri ile sizi sınamak için kiminizi kiminizden derecelerle” güç, sağlık, rızık, yaratılış ve ahlâk itibari ile “üstün kılan O’dur.” Bu verdikleri ile sizi sınamasının bir sonucu olarak da amellerinizin arasında farklılıklar ortaya çıkar. “Şüphesiz Rabbin hem” kendisine isyan edip âyetlerini yalanlayanlara karşı “cezası pek çabuk olandır hem de” kendisine iman edip salih amel işleyen, helak edici büyük günahlardan da tevbe eden kimselere karşı “çok bağışlayan ve pek merhamet edendir.”[9]
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Millet-i İbrâhîm” ifadesi, başta tevhid inancı olmak üzere bütün peygamberlerin benimseyip tebliğ ettikleri ilâhî ve değişmez ilkeleri, mesajları kapsar ve genellikle Hz. Muhammed’in yeni bir din uydurmadığı, aksine bütün hak dinlerde var olduğu halde unutulmuş veya tahrif edilmiş bulunan evrensel ilkeleri benimseyip tebliğ ettiği ve bu bakımdan geçmiş peygamberlerin bir devamı olduğu fikrini vurgular. Nüsük kelimesi hem genel olarak “tapınma” hem de özellikle “kurban” anlamına gelir. Burada müfessirlerce her iki mâna da verilmiştir. Halîfe ise “birinin ardından gelen, onun yerini alan” demektir (halîfe teriminin anlamları konusunda ayrıntılı bilgi için bk. Bakara 2/30).
Sûrenin başından itibaren Allah’ın varlığı, birliği, ilim, irade ve kudretinin genişliği ve her yönden mükemmelliği ile İslâm’ın hak din, Hz. Muhammed’in de hak peygamber olduğu; ayrıca İslâm’a aykırı bütün yolların bâtıl olduğu ve bunların insanlara dünyaları için de âhiretleri için de asla hayır getirmeyeceği hususunda, peşin yargılı olmayanlar için en doyurucu ve en ikna edici açıklamalar yapıldıktan, deliller verildikten sonra, bu son âyetlerde de sonuç mahiyetindeki ifadeler yer almaktadır. Bu ifadelerde Hz. Peygamber’e hitaben, insanlar ister inansınlar ister inanmasınlar, kendisinin Allah’ın lutfettiği hidayet sayesinde, belli başlı ilkelerine bu sûrede de yer verilen dosdoğru yolda bulunduğunu, itikadî ve amelî hükümleriyle gerçek, düzgün ve sapasağlam bir dine bağlandığını; bunun, hem Araplar’ın hem de yahudiler ve hıristiyanların sözde inandıkları İbrâhim’in, bâtıl inanç ve uygulamalardan münezzeh olan tevhid dini olduğunu; müşriklerin putlara tapmalarına karşılık kendisinin namazıyla, niyazıyla, kurbanıyla ölümüne kadar bütün varlığıyla hayatını Allah’a adadığını ve kendi döneminde hak dine teslimiyet gösterenlerin ilki olduğunu, bu sebeple de Allah’tan başka birini asla tanrı tanımayacağını tam bir inanç ve güvenle açıklaması emrolunmaktadır. Kuşkusuz bu, esas itibariyle bütün müslümanlara yönelik bir buyruktur. Herkes kendi ettiklerinin karşılığını görecek, kimse kimsenin vebalini yüklenmeyecektir. Hz. Peygamber tebliğini yapmış, görevini eksiksiz yerine getirmiştir; bu sebeple inkâr ve kötülüklerde direnenler sonunda Allah’ın huzuruna varacak ve müslümanlarla tartışmaya kalkışıp inkâr ettikleri gerçeği o zaman Allah kendilerine apaçık bildirecektir.
Son âyette Allah, gerek bütün insanlara gerekse insanların bir kısmına bahşettiği üstünlüğü ve seçkin nimetleri hatırlatmaktadır. Buna göre yeryüzünde birçok canlının nesli kesildiği halde yüce Allah, peş peşe yarattığı nesillerle insanları birbirine halef kılmış; dünyayı insanla şenlendirmiş, onları yeryüzünün seçkin varlıkları yapmıştır; ayrıca kimi insanlara, diğerlerine nisbetle dünyevî bakımdan üstün dereceler de vermiştir. Ama bunların hepsi bir imtihan içindir; hepsinin hesabı, sorumluluğu vardır.
Bu son âyetle dolaylı olarak, nesilleri birbiri peşine getirerek insan soyunu kıyamete kadar devam ettiren Allah’ın onları âhiret hayatı için yeniden yaratmaya ve hesaba çekmeye de kadir olduğu hatırlatılmakta ve nihayet Allah’ın cezalandırmasının çok çabuk olduğu uyarısıyla inkârda ısrar edenler bir defa daha uyarılırken, O’nun bağışlayıcı ve esirgeyici olduğu müjdesiyle de müminler sevindirilmektedir.