Önceki ayet· 18:85Sonraki ayet· 18:87

Kehf Suresi 86. Ayet· 18:86

↗ Kehf suresi
Mekki
حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغَ مَغۡرِبَ ٱلشَّمۡسِ وَجَدَهَا تَغۡرُبُ فِي عَيۡنٍ حَمِئَةٖ وَوَجَدَ عِندَهَا قَوۡمٗاۖ قُلۡنَا يَٰذَا ٱلۡقَرۡنَيۡنِ إِمَّآ أَن تُعَذِّبَ وَإِمَّآ أَن تَتَّخِذَ فِيهِمۡ حُسۡنٗا
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. "Zülkarneyn! Onlara azap da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin" dedik
Elmalılı Hamdi Yazır
Nihayet güneşin battığı yere vardığı zaman, güneşi, (sanki) kara bir balçıkta batıyor buldu. Bir de bunun yanında bir kavim buldu. Biz ona dedik ki: "Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandırırsın veya onların hakkında iyi davranırsın."
Yaşar Nuri Öztürk
Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında bir de kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zülkarneyn, ya bunlara azap edersin ya da haklarında güzel bir tavrı esas alırsın."
Süleyman Ateşen ayrışan
Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir gözede batar buldu. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (onlara) ya azab edersin veya kendilerine güzel davranırsın (onları güzellikle yola getirirsin. Nasıl istersen öyle yaparsın)."
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.7%
İngilizce
Until, when he reached the setting of the sun, he found it [as if] setting in a spring of dark mud, and he found near it a people. Allah said, "O Dhul-Qarnayn, either you punish [them] or else adopt among them [a way of] goodness
Fransızca
Et quand il eut atteint le Couchant, il trouva que le soleil se couchait dans une source boueuse, et, auprès d'elle il trouva une peuplade [impie]. Nous dîmes: «O Dûl-Qarnayn! ou tu les châties, ou tu uses de bienveillance à leur égard»
İspanyolca
hasta alcanzar la parte más occidental, donde vio que el Sol se ocultaba en un manantial cálido, y encontró allí un pueblo [que cometía toda clase de injusticias]. Le inspiré: "¡Oh, Dhul Qarnain! Puedes castigarlos o tratarlos con benevolencia
Rusça
Когда он прибыл туда, где закатывается солнце, он обнаружил, что оно закатывается в мутный (или горячий) источник. Около него он нашел народ. Мы сказали: «О Зуль Карнейн! Либо ты накажешь их, либо сделаешь им добро»
Endonezce
(Hingga ketika dia telah sampai di tempat matahari terbenam,496) dia melihatnya (matahari) terbenam di dalam laut yang berlumpur hitam, dan di sana ditemukannya suatu kaum (tidak beragama). Kami berfirman, "Wahai Zulkarnain! Engkau boleh menghukum atau berbuat kebaikan (mengajak beriman) kepada mereka
Bengalce
অবশেষে তিনি যখন সুর্যের অস্তাচলে পৌছলেন; তখন তিনি সুর্যকে এক পঙ্কিল জলাশয়ে অস্ত যেতে দেখলেন এবং তিনি সেখানে এক সম্প্রদায়কে দেখতে পেলেন। আমি বললাম, হে যুলকারনাইন! আপনি তাদেরকে শাস্তি দিতে পারেন অথবা তাদেরকে সদয়ভাবে গ্রহণ করতে পারেন।
Çince
直到他到达了日落之处,他觉得太阳是落在黑泥渊中,他在那黑泥渊旁发现一种人。我说:“左勒盖尔奈英啊!你或惩治他们,或善待他们。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yeryüzünde ilerlemeye devam etti. Güneşin battığı yere ulaştığında güneşi sanki kara çamurlu sıcak bir pınarda batıyor gördü. Güneşin battığı yerde kâfir bir toplulukla karşılaştı. Ona seçenek sunarak şöyle dedik: "Ey Zülkarneyn! Öldürerek ya da başka bir şekilde onları azaplandırırsın ya da onlara ihsanda bulunursun.''
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
83- Sana Zulkarneyn’i soruyorlar. De ki:“Size ondan öğüt alınacak bir haber okuyacağım.” 84- Gerçekten biz, ona yeryüzünde iktidar ve (ihtiyaç duyduğu) her şeye ulaştıracak bir sebep/yol vermiştik. 85- O da bir sebebi/yolu takip etti. 86- Nihâyet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara çamurlu bir pınarda batarken gördü. O pınarın yanında da bir kavim buldu. Dedik ki:“Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da güzel bir muamelede bulunursun.” 87- Dedi ki:“Kim zulmederse onu cezalandırırız. Sonra o Rabbine döndürülür, Rabbi de onu feci bir azaba uğratır.” 88- “Fakat kim iman edip de salih amel işlerse, onun için mükâfaat olarak en güzeli vardır. Ayrıca ona buyruğumuzdan kolay olanları söyleyeceğiz. 83. Kitab ehli yahut müşrikler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Zulkarneyn kıssası hakkında soru sormuşlardı. Yüce Allah da ona:“Size ondan öğüt alınacak bir haber okuyacağım” diye cevap vermesini emretmiştir. Onun kıssasında faydalı bir haber ve hayret verici bir öğüt vardır. Yani ben, sizlere onun halleri arasından ibret olacak ve öğüt alınacak şeyler okuyacağım. Bunun dışındaki hallerini ise onlara okumamıştır. 84-85. “Gerçekten biz ona yeryüzünde iktidar… vermiştik.” Yüce Allah ona mülk vermiş, yeryüzünün pek çok yerine hakim olma imkânı vermiş ve yeryüzü halkının ona itaat etmesini sağlamıştı. “ve (ihtiyaç duyduğu) her şeye ulaştıracak bir sebep/yol vermiştik.” Yani Yüce Allah, ülkeleri egemenliği altına almak ve yeryüzünün bayındır haldeki en uzak yerlerine kadar kolaylıkla ulaşabilme hususunda kendisine yardımcı olacak ve ulaştığı noktaya varmasını sağlayacak sebepleri kendisine ihsan etmişti. O da Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu sebepler gereğince amel etmişti. Yani onları uygun ve kullanılmaları gereken şekilde kullanmıştı. Herkes, sahip olduğu sebepleri kullanmadığı gibi, herkes de bu gibi sebeplere güç yetiremeyebilir. İşte gerçek sebebe sahip olmak ile gereğince amel etmek bir arada bulunduğu takdirde maksat hasıl olur. Her ikisi ya da birisi bulunmayacak olursa maksat gerçekleşmez. Yüce Allah, Zulkarneyn’e verdiğini belirttiği bu sebepleri bize haber vermediği gibi Rasûlü de bize bunları bildirmemiştir. İlim ifade edecek şekilde de bu konuda haberler bize ulaşmamıştır. Bu yüzden bizim burada bu hususta susmaktan, İsrailiyat ve benzeri haberleri nakledenlerin söylediklerine iltifat etmemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Ancak biz genel olarak bunların gerek dahili gerek harici, güçlü ve çok sayıda sebepler olduğunu biliyoruz. Bunlar sayesinde o, sayısı da teçhizatı da düzeni de bulunan büyük bir ordu sahibi olmuştu. Bu ordusu sayesinde de düşmanlarını alt edebilme imkânını elde etmiş, yeryüzünün doğusuna, batısına ve pek çok yerine kolaylıkla ulaşabilmişti. 86. Allah, ona güneşin battığı yere ulaşıncaya kadar gitme imkânını vermişti. Nihâyet o, güneşin çamurlu yani siyah bir suya batıyor gibi göründüğü bir yere kadar vardı. Kişi ile güneşin batıda battığı ufuk arasında eğer su varsa genelde bu manzara ortaya çıkar. Kişi güneşi -son derece yüksek olmakla birlikte- o suya batar gibi görür. İşte güneşin batışının bu şekilde göründüğü yerde yani güneşin batış yerinde bir kavim gördü. “Dedik ki: Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da güzel bir muamelede bulunursun.” Yani ya onları öldürmek, dövmek yahut esir almak vb. bir yolla cezalandırırsın yahut da iyilikte bulunursun. Böylelikle Zulkarneyn bu iki işten birisini yapmakta serbest bırakılmıştı. Çünkü görüldüğü kadarıyla bu kavim kâfir yahut da fasık kimselerdi. Ya da bu kabilden kötü bir özellikleri vardı. Zira bunlar, fasık değil de mü’min kimseler olsalardı, onların cezalandırılması hususunda ona müsaade edilmezdi. 87. Zülkarneyn, şer’i siyaseti (şer’i yönetim politikasını) övülmeye hak edecek kadar iyi bilen birisi idi. Çünkü bu konuda Yüce Allah, ona başarı ihsan etmişti. Bu nedenle o, bu kavmi iki kısma ayıracağını söylemişti. “Kim” küfre sapmak suretiyle “zulmederse onu cezalandırırız. Sonra o Rabbine döndürülür, Rabbi de onu feci bir azaba uğratır.” Böylelikle o kimse dünyada da âhirette de ceza görür. 88. “Fakat kim iman edip de salih amel işlerse onun için mükâfaat olarak en güzeli vardır.” Yani böylesine kıyamet gününde mükâfaat olarak cennet ve Allah nezdinde güzel bir konum verilecektir. “Ayrıca ona buyruğumuzdan kolay olanları söyleyeceğiz.” Biz onlara iyilikte bulunacak, ona yumuşak söz söyleyecek ve kolayına gelecek muamelede bulunacağız. Bu, Zulkarneyn’in Yüce Allah’ın dostu, salih, adalet sahibi ve alim hükümdarlardan biri olduğunu göstermektedir. Çünkü o, herkese kendi durumuna uygun şekilde davranmakla Allah’ın rızasına uygun bir politika izlemiş oluyordu.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kara bir balçık” diye tercüme ettiğimiz aynin hamietin tamla­ma­sı farklı iki okunuşa göre “siyah balçıklı göze, sıcak göze” anlamlarına gelir. Her iki kıraat da güneşin batışı esnasında okyanusta ve başka bazı denizlerde meydana gelen manzarayı tasvir eder. Buralarda, güneşin battığı noktada ya siyah balçıklı bir göze veya buharlaşmakta olan bir sıcak su gözesi görünümü meydana gelmektedir. Bu iki mânayı birleştirerek, “güneşi siyah balçıklı bir sıcak su gözesine batıyor gibi gördü” şeklinde bir mâna vermek de mümkündür. Yüce Allah, Zülkarneyn’i yeryüzünde güç, kuvvet, ilim, irfan ve her türlü maddî ve mânevî imkâna sahip bir lider kıldı. Bu imkânlar sayesinde dilediğini elde edebiliyor ve dilediğini yapabiliyordu. O bu imkânları Allah yolunda kullanmak üzere cihad ve fütuhata çıktı. Tefsirlerde nakledildiğine göre Zülkarneyn, batıda Atlas Okyanusu’na veya Karadeniz’e kadar gitti. Orada güneşin deniz ufkunda batışını seyretti. Güneş, sislerle kaplı deniz ufkunda, sanki balçıklı bir su gözesine veya sıcak su gözesine gömülür gibi batıyordu. Kur’an burada coğrafî ve kozmografik bilgi vermemiş, bakanın ufukta gördüğünü tasvir etmiştir. Tefsircilerin kanaatine göre Zülkarneyn’in sahilde karşılaştığı kavim inkârcı bir topluluk idi. O yüzden Allah Teâlâ onu, bu kavmi cezalandırmak veya eğitmek ve böylece iyilikle yola getirmek arasında serbest bıraktı.
Kehf Suresi 86. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yeryüzünde ilerlemeye devam etti. Güneşin battığı yere ulaştığında güneşi sanki kara çamurlu sıcak bir pınarda batıyor gördü. Güneşin battığı yerde kâfir bir toplulukla karşılaştı. Ona seçenek sunarak şöyle dedik: "Ey Zülkarneyn! Öldürerek ya da başka bir şekilde onları azaplandırırsın ya da onlara ihsanda bulunursun.''