Önceki ayet· 29:39Sonraki ayet· 29:41

Ankebût Suresi 40. Ayet· 29:40

↗ Ankebût suresi
Mekki
فَكُلًّا أَخَذۡنَا بِذَنۢبِهِۦۖ فَمِنۡهُم مَّنۡ أَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِ حَاصِبٗا وَمِنۡهُم مَّنۡ أَخَذَتۡهُ ٱلصَّيۡحَةُ وَمِنۡهُم مَّنۡ خَسَفۡنَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ وَمِنۡهُم مَّنۡ أَغۡرَقۡنَاۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظۡلِمَهُمۡ وَلَٰكِن كَانُوٓاْ أَنفُسَهُمۡ يَظۡلِمُونَ
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Her birini günahı sebebiyle yakaladık; kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini bir çığlık yok etti, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Onlara, Allah zulmetmiyordu, fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı
Elmalılı Hamdi Yazır
Nitekim onlardan herbirini günahları sebebiyle suç üstü yakaladık: Kiminin üzerine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmetmiyor, asıl onlar kendilerine yazık ediyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Her birini kendi günahı ile yakaladık. Bazılarının üstüne taş yağdıran bir kasırga gönderdik. Bir kısmını, o korkunç titreşimli ses yakaladı. Onlardan, yere batırdıklarımız da oldu. Bazılarını da boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi benliklerine zulmediyorlardı.
Süleyman Ateş
Nitekim hepsini günahiyle yakaladık. Onlardan kiminin üstüne taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini korkunç ses yakaladı, kimini yere batırdık, kimini de boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
So each We seized for his sin; and among them were those upon whom We sent a storm of stones, and among them were those who were seized by the blast [from the sky], and among them were those whom We caused the earth to swallow, and among them were those whom We drowned. And Allah would not have wronged them, but it was they who were wronging themselves
Fransızca
Nous saisîmes donc chacun pour son péché: Il y en eut sur qui Nous envoyâmes un ouragan; il y en eut que le Cri saisit; il y en eut que Nous fîmes engloutir par la terre; et il y en eut que Nous noyâmes. Cependant, Allah n'est pas tel à leur faire du tort; mais ils ont fait du tort à eux-mêmes
İspanyolca
A cada uno [de ellos] los aniquilé según sus pecados. A unos les envié un viento huracanado, a otros los sorprendió un estrépito, a otros hice que se los tragara la tierra, y a otros hice que se ahogaran. Dios no fue injusto con ellos, sino que ellos lo fueron consigo mismos
Rusça
Каждого Мы схватили за его грех. На некоторых из них Мы наслали ураган с камнями, некоторых из низ поразил чудовищный вопль, некоторых из них по Нашему велению поглотила земля, а некоторых из них Мы потопили. Аллах не был несправедлив к ним - они сами поступали несправедливо по отношению к себе
Endonezce
Maka masing-masing (mereka itu) Kami azab karena dosa-dosanya, di antara mereka ada yang Kami timpakan kepadanya hujan batu kerikil, ada yang ditimpa suara keras yang mengguntur, ada yang Kami benamkan ke dalam bumi, dan ada pula yang Kami tenggelamkan. Allah sama sekali tidak hendak menzalimi mereka, akan tetapi merekalah yang menzalimi diri mereka sendiri
Bengalce
আমি প্রত্যেককেই তার অপরাধের কারণে পাকড়াও করেছি। তাদের কারও প্রতি প্রেরণ করেছি প্রস্তরসহ প্রচন্ড বাতাস, কাউকে পেয়েছে বজ্রপাত, কাউকে আমি বিলীন করেছি ভূগর্ভে এবং কাউকে করেছি নিমজ্জত। আল্লাহ তাদের প্রতি যুলুম করার ছিলেন না; কিন্তু তারা নিজেরাই নিজেদের প্রতি যুলুম করেছে।
Çince
每一个人,我都因他的罪过而加以惩罚,他们中有我曾使飞沙走石的暴风去伤害的,有为恐怖所袭击的,有我使他沦陷在地面下的,有被我溺杀的,安拉不致亏枉他们,但他们亏枉了自己。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Daha önce bahsedilenlerin hepsini helak edici azabımızla yakalayıverdik. Onlardan bazısı üzerlerine yığın halinde sertleşmiş çamurdan taşlar yağdırdığımız Lût kavmidir. Bazısı da kendisi ve evini yerin dibine geçirdiğimiz Karun’dur. Bazıları da boğarak helak ettiğimiz Nuh’un, Firavun ve Haman’ın kavmidir. Allah, günahsız oldukları halde helak ederek onlara zulmetmedi. Fakat onlar günahlar işleyerek kendilerine zulmettiler ve azabı hak ettiler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
38- Âd ve Semûd kavmini de (helâk ettik). Nitekim onların meskenlerinden de (bu durum) size bellidir. Şeytan onlara amellerini süsledi de onları (doğru) yoldan alıkoydu. Halbuki onlar, gerçeği görecek durumda idiler. 39- Kârûn’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da (helâk ettik). Andolsun ki Mûsâ onlara apaçık deliller getirmişti de onlar da o ülkede büyüklenmişlerdi. Ama (azabımızdan) kaçıp kurtulamadılar. 40- Biz hepsini de günahı sebebiyle (ansızın) yakaldık. Kimisinin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik, kimisini de o çığlık yakaladı. Onlardan kimisini yerin dibine geçirdik, kimisini de suda boğduk. Allah asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı. 38. Yani Biz, Âd ve Semud’a da bunun benzerini yaptık. Onların kıssaları hepinizce malumdur. Gözlerinizle onların meskenlerini ve gride bıraktıkları kısmen de olsa görmektesiniz. Peygamberleri kendilerine basireti açacak, gerçeği gösterecek apaçık belgelerle gelmiş olduğu halde onları yalanladılar, peygamberleri ile mücadeleye giriştiler. “Şeytan onlara amellerini süsledi” de yaptıklarının, peygamberlerin kendilerine getirdiklerinden daha üstün olduğunu zannettiler. 39. Kârûn, Firavun ve Hâmân’a da Yüce Allah, İmran oğlu Mûsâ’yı peygamber olarak apaçık âyetlerle, göz kamaştırıcı mucizelerle göndermişti de onlar bunlara boyun eğmediler. Yeryüzünde Allah’ın kullarına karşı büyüklük tasladılar, onları zelil ettiler, hakka karşı da büyüklenip onu reddettiler. Ancak ilâhî azap onların tepelerine indiğinde kaçıp kurtulmaya güçleri yetmedi. Allah'ın elinden kaçıp kurtulamadılar. Aksine O’nun hükmüne teslim oldular. 40. “Biz” bu yalanlayıcı ümmetlerin “herpsini günahı sebebiyle” günahına göre ve ona uygun bir ceza ile “yakaladık. Kimisinin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik.” Yüce Allah, Ad kavmini üzerlerine kısır rüzgar estiren bir fırtınayı göndererek helâk etti. Nitekim Yüce Allah onların üzerlerine gönderdiği bu rüzgar ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:“O rüzgarı onlara yedi gece ve sekiz gün peş peşe musallat kıldık. O kavmi o süre içinde içleri boşalmış hurma kütükleriymiş gibi yere yıkılmış görürdün. Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun?”(el-Hakka, 7-8)“Kimisini de o çığlık yakaladı.” Salih kavmi gibi. “Onlardan kimisini yere dibine geçirdik.” Kârûn gibi. “Kimisini de suda boğduk.” Firavun, Hâmân ve askerleri gibi. “Allah asla onlara zulmetmedi.” Zaten O’na zulüm yakışmaz. Çünkü O’nun adaleti kemâl derecesindedir ve O, bütün mahlukata hiçbir şekilde muhtaç olmayan mutlak Ganidir. “Fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlardı.” Nefislerinin hakkını vermiyor, onu haktan alıkoyuyorlardı. Zira her bir nefis, bir ve tek olarak Allah’a ibadet etmek için yaratılmıştır. Bunlar ise nefislerini gereken yerde kullanmadılar. Onu şehvet ve masiyetlerle meşgul ettiler. O bakımdan fayda sağlayacaklarını zannederlerken nefislerini alabildiğine zarara soktular.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Yeryüzü” diye çevirdiğimiz 39. âyetteki arz kelimesi Kur’an’da çoğunlukla hakkında bilgi verilen kişi veya topluluğun yaşadığı yeri, şehri veya ülkeyi ifade etmekte; dolayısıyla burada Mısır kastedilmektedir. Âyette anılan kişiler, Hz. Mûsâ’nın davetini etkisiz kılmaya çalışan bu ülkenin yöneticileridir (bu isimler hakkında bk. A‘râf 7/103; Kasas 28/6-8, 76-83). Bu yöneticilerin eleştirilecek birçok kötülüğü bulunmakla birlikte âyette istikbâr kavramıyla ululuk taslamaları, kendilerini herkesten üstün görmeleri, özellikle hak din mensuplarına tepeden bakıp onların inançlarını aşağılamaları söz konusu edilmiştir. Bu da açıkça Kur’an’ın ilke olarak baskıcı ve despot yönetimlere karşı tavrının somut bir örneğini ortaya koymaktadır. Âyetin sonundaki, “Oysa (Allah’tan) kaçıp kurtulma imkânları yoktu” cümlesi, bütün baskıcı yöneticilerin er veya geç Allah katında hak ettikleri cezayı görmekten kurtulamayacaklarını ifade etmekte, 40. âyette de bu baskıcı kesimlerden bazılarının, kötülük ve inkârları yüzünden başlarına gelen felâketlerden örnekler verilmektedir. Kur’an-ı Kerîm’in ilgili yerlerinde Lût kavminin taşları savuran fırtınalarla, Semûd kavmiyle Medyenliler’in korkunç bir sesle gelen deprem felâketiyle, Nûh kavmi ile Firavun’un adamlarının, sulara gömülerek cezalandırıldıkları, Karun’un da mal ve mülküyle beraber yere gömüldüğü bildirilmiştir.
Ankebût Suresi 40. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Daha önce bahsedilenlerin hepsini helak edici azabımızla yakalayıverdik. Onlardan bazısı üzerlerine yığın halinde sertleşmiş çamurdan taşlar yağdırdığımız Lût kavmidir. Bazısı da kendisi ve evini yerin dibine geçirdiğimiz Karun’dur. Bazıları da boğarak helak ettiğimiz Nuh’un, Firavun ve Haman’ın kavmidir. Allah, günahsız oldukları halde helak ederek onlara zulmetmedi. Fakat onlar günahlar işleyerek kendilerine zulmettiler ve azabı hak ettiler.