TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
83- Sana Zulkarneyn’i soruyorlar. De ki:“Size ondan öğüt alınacak bir haber okuyacağım.” 84- Gerçekten biz, ona yeryüzünde iktidar ve (ihtiyaç duyduğu) her şeye ulaştıracak bir sebep/yol vermiştik. 85- O da bir sebebi/yolu takip etti. 86- Nihâyet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara çamurlu bir pınarda batarken gördü. O pınarın yanında da bir kavim buldu. Dedik ki:“Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da güzel bir muamelede bulunursun.” 87- Dedi ki:“Kim zulmederse onu cezalandırırız. Sonra o Rabbine döndürülür, Rabbi de onu feci bir azaba uğratır.” 88- “Fakat kim iman edip de salih amel işlerse, onun için mükâfaat olarak en güzeli vardır. Ayrıca ona buyruğumuzdan kolay olanları söyleyeceğiz.
83. Kitab ehli yahut müşrikler Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e Zulkarneyn kıssası hakkında soru sormuşlardı. Yüce Allah da ona:“Size ondan öğüt alınacak bir haber okuyacağım” diye cevap vermesini emretmiştir. Onun kıssasında faydalı bir haber ve hayret verici bir öğüt vardır. Yani ben, sizlere onun halleri arasından ibret olacak ve öğüt alınacak şeyler okuyacağım. Bunun dışındaki hallerini ise onlara okumamıştır.
84-85. “Gerçekten biz ona yeryüzünde iktidar… vermiştik.” Yüce Allah ona mülk vermiş, yeryüzünün pek çok yerine hakim olma imkânı vermiş ve yeryüzü halkının ona itaat etmesini sağlamıştı. “ve (ihtiyaç duyduğu) her şeye ulaştıracak bir sebep/yol vermiştik.” Yani Yüce Allah, ülkeleri egemenliği altına almak ve yeryüzünün bayındır haldeki en uzak yerlerine kadar kolaylıkla ulaşabilme hususunda kendisine yardımcı olacak ve ulaştığı noktaya varmasını sağlayacak sebepleri kendisine ihsan etmişti. O da Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu bu sebepler gereğince amel etmişti. Yani onları uygun ve kullanılmaları gereken şekilde kullanmıştı. Herkes, sahip olduğu sebepleri kullanmadığı gibi, herkes de bu gibi sebeplere güç yetiremeyebilir. İşte gerçek sebebe sahip olmak ile gereğince amel etmek bir arada bulunduğu takdirde maksat hasıl olur. Her ikisi ya da birisi bulunmayacak olursa maksat gerçekleşmez. Yüce Allah, Zulkarneyn’e verdiğini belirttiği bu sebepleri bize haber vermediği gibi Rasûlü de bize bunları bildirmemiştir. İlim ifade edecek şekilde de bu konuda haberler bize ulaşmamıştır. Bu yüzden bizim burada bu hususta susmaktan, İsrailiyat ve benzeri haberleri nakledenlerin söylediklerine iltifat etmemekten başka yapacak bir şeyimiz yoktur. Ancak biz genel olarak bunların gerek dahili gerek harici, güçlü ve çok sayıda sebepler olduğunu biliyoruz. Bunlar sayesinde o, sayısı da teçhizatı da düzeni de bulunan büyük bir ordu sahibi olmuştu. Bu ordusu sayesinde de düşmanlarını alt edebilme imkânını elde etmiş, yeryüzünün doğusuna, batısına ve pek çok yerine kolaylıkla ulaşabilmişti.
86. Allah, ona güneşin battığı yere ulaşıncaya kadar gitme imkânını vermişti. Nihâyet o, güneşin çamurlu yani siyah bir suya batıyor gibi göründüğü bir yere kadar vardı. Kişi ile güneşin batıda battığı ufuk arasında eğer su varsa genelde bu manzara ortaya çıkar. Kişi güneşi -son derece yüksek olmakla birlikte- o suya batar gibi görür. İşte güneşin batışının bu şekilde göründüğü yerde yani güneşin batış yerinde bir kavim gördü. “Dedik ki: Ey Zülkarneyn! Ya onları cezalandırırsın ya da güzel bir muamelede bulunursun.” Yani ya onları öldürmek, dövmek yahut esir almak vb. bir yolla cezalandırırsın yahut da iyilikte bulunursun. Böylelikle Zulkarneyn bu iki işten birisini yapmakta serbest bırakılmıştı. Çünkü görüldüğü kadarıyla bu kavim kâfir yahut da fasık kimselerdi. Ya da bu kabilden kötü bir özellikleri vardı. Zira bunlar, fasık değil de mü’min kimseler olsalardı, onların cezalandırılması hususunda ona müsaade edilmezdi.
87. Zülkarneyn, şer’i siyaseti (şer’i yönetim politikasını) övülmeye hak edecek kadar iyi bilen birisi idi. Çünkü bu konuda Yüce Allah, ona başarı ihsan etmişti. Bu nedenle o, bu kavmi iki kısma ayıracağını söylemişti. “Kim” küfre sapmak suretiyle “zulmederse onu cezalandırırız. Sonra o Rabbine döndürülür, Rabbi de onu feci bir azaba uğratır.” Böylelikle o kimse dünyada da âhirette de ceza görür.
88. “Fakat kim iman edip de salih amel işlerse onun için mükâfaat olarak en güzeli vardır.” Yani böylesine kıyamet gününde mükâfaat olarak cennet ve Allah nezdinde güzel bir konum verilecektir. “Ayrıca ona buyruğumuzdan kolay olanları söyleyeceğiz.” Biz onlara iyilikte bulunacak, ona yumuşak söz söyleyecek ve kolayına gelecek muamelede bulunacağız. Bu, Zulkarneyn’in Yüce Allah’ın dostu, salih, adalet sahibi ve alim hükümdarlardan biri olduğunu göstermektedir. Çünkü o, herkese kendi durumuna uygun şekilde davranmakla Allah’ın rızasına uygun bir politika izlemiş oluyordu.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin başında da anlatıldığı üzere, yahudilerin teklifiyle Mekkeli müşrikler Hz. Peygamber’i imtihan etmek için ona üç konuda soru sormuşlardı. Bunlardan biri yeryüzünün hem doğusuna hem de batısına sefer yapmış olan şahıs hakkında idi. Sûrenin bu kısmı, o soruya cevap olarak nâzil olmuştur.
Zülkarneyn’in peygamber olup olmadığı konusunda farklı görüşler vardır: a) Bazı tefsirciler onunla ilgili âyetleri, özellikle “Ey Zülkarneyn! Onları ya cezalandıracak veya haklarında iyi davranma yolunu seçeceksin” meâlindeki 86. âyeti dikkate alarak onun peygamber olduğunu söylemişlerdir (bk. Râzî, XXI, 165; Elmalılı, V, 3284). b) Bazı müfessirler ise bu âyetlerin, Zülkarneyn’in bir peygamber veya Allah’tan ilham alan bir kimse olduğu anlamına gelmediğini ifade etmişlerdir (Mevdûdî, III, 177). Bununla birlikte onun ilim ve hikmet sahibi, mümin ve sâlih bir hükümdar olduğu konusunda hemen hemen ittifak vardır. Hz. İbrâhim’in irşadı ile müslüman olduğu, onunla birlikte Kâbe’yi tavaf ettiği ve onun duası bereketiyle hârikulâde başarılar kazandığı da söylenmiştir (İbn Kesîr, V, 185). Hz. Ali, onun peygamber veya hükümdar olmadığını, sadece sâlih bir kul olduğunu, Allah’ı sevdiğini, Allah’ın da onu sevdiğini, Allah için nasihat ettiğini, Allah’ın da onun bu hayırlı çalışmalarını kabul ettiğini ifade etmiştir (Şevkânî, III, 345-346).
Zülkarneyn’in kim olduğu hakkında farklı görüşler vardır. Meselâ onun, Aristo’nun öğrencisi Makedonya kralı İskender, Himyerli Ebû Karîb Şemmâr, Merzübân b. Merdübâ el-Yûnânî, Hermes, Zîyezen el-Himyerî, Yemen krallarından Sa‘b b. Râyiş olduğu söylenmiş ve daha başka isimler zikredilmiş, hatta bir melek olduğu dahi ileri sürülmüştür.
Zülkarneyn’in Makedonya kralı İskender olduğu iddiası isabetli görülmemektedir. Zira milâttan üç yüz küsur sene öncesi gibi yakın bir tarihte yaşamış ve dünya tarihinin seyrini değiştirmiş olan bir liderin hayatının önemli olaylarının meçhul kalması ve yaptığı çok güçlü bir seddin nerede bulunduğu ve buna sebep olan Ye’cûc ve Me’cûc’ün hangi kavimden olduğunun bilinmemesi zayıf bir ihtimaldir. Onun Hz. İbrâhim zamanında yaşadığı yolundaki rivayet de bu tesbiti desteklemektedir. Ayrıca Makedonyalı İskender’in mümin değil, bâtıl inançlara sahip bir kimse ve puta tapan bir milletin hükümdarı olduğu bilinmektedir. Halbuki ilgili âyetlerden anlaşıldığına göre Zülkarneyn mümin ve sâlih bir kuldu. Kısacası Zülkarneyn’in özellikleri Büyük İskender’e uymamaktadır. Kur’an’da söz konusu edilen Zülkarneyn’in gerek özellikleri gerekse fethettiği ülkeler dikkate alınarak onun m.ö. 2200’lü yıllarda hüküm süren Akad kralı Naram-Sin olabileceği de zikredilmektedir. Ancak, bu isimler birer ihtimalden ibaret olup bu konuda kesin bir bilgi yoktur.” (Zülkarneyn hakkında daha fazla bilgi için bk. Elmalılı, V, 3275-3279; Ahmed Suphi Furat, “Zül-Karneyn”, İA, XIII, 650-652; Ömer Faruk Harman, “Zülkarneyn”, İFAV Ans., IV, 598; Ateş, 319-326. Kur’an-ı Kerîm’de Zülkarneyn etrafında anlatılan olayları temsilî kabul edip buna göre yapılan bir tevil için bk. 99. âyetin tefsiri).