Diyanet İşleri
De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka bilen yoktur." Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Göklerde ve yerde, Allah'tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler."
Süleyman Ateşen ayrışan
De ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- De ki: "Göklerde olan melekler ve yerde olan insanlardan hiç kimse gaybı bilemez. Sadece Yüce Allah, onu bilir. Ayrıca göklerde ve yerde olanların hiçbirisi karşılıklarını almak üzere Yüce Allah’ın huzurunda ne zaman yeniden diriltileceklerini bilemezler."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
65- De ki:“Göklerde ve yerde olan hiç kimse gaybı bilemez, onu ancak Allah bilir. Onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” 66- Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır. Dahası onlar âhiretten yana şüphe içindedirler. Hatta onlar ona karşı kördürler. 67- Kâfirler dediler ki:“Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” 68- “Andolsun ki bu tehdit, hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı (Ama biz böyle bir şey görmedik). Bu, eskilerin efsanlerinden başka bir şey değil!” 69- De ki:“Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!”
65. Yüce Allah, göklerin ve yerin gaybını tek başına kendisinin bildiğini haber vermektedir. Nitekim Yüce Allah’ın şu buyrukları da bunu ifade etmektedir:“Gaybın anahtarları O’nun yanındadır. Ondan başkası bunları bilmez. Karada ve denizde ne varsa O bilir. Bir yaprak düşmeyegörsün mutlaka O onu bilir. Yeryüzünün karanlıklarında tek bir tane (bile olsa) onu bilir; yaş ve kuru müstesnâ olmamak üzere hepsi apaçık bir Kitaptadır.”(el-En’am, 6/59); “Kıyametin bilgisi muhakkak Allah’ın nezdindedir. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de hangi yerde öleceğini bilmez. Muhakkak Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.”(Lokman, 31/34) İşte bu ve diğer tüm gaybi hususların bilgisi Allah’a mahsustur. Bunları ne mukarreb bir melek, ne de mürsel bir nebi bilir. Bunları tek başına O bildiğine, bilgisiyle bütün sırları, bütün gizli saklıları kuşattığına göre ibadet de yalnızca O’na yapılmalıdır. aha sonra Yüce Allah, âhireti yalanlayanların bilgilerinin ne kadar kıt olduğunu haber vermekte ve bu hususta bir noktadan, daha da açık olan bir başka noktaya geçerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar, ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.” Yani öldükten sonra dirilişin, kabirlerden kalkışın ne zaman olacağını da bilmezler. Bundan dolayı bu diriliş için gerekli hazırlıkları yapmıyorlar.
66. “Doğrusu onların âhiret hakkındaki bilgileri zayıftır.” Onların âhirete dair bilgileri yakîn/kesin değildir. Kalbe ulaşan bir bilgi de değildir. İlmin en az ve en asgari derecesi ise zayıf ve güçsüz olmasıdır. Ama onların ne güçlü, ne zayıf bir bilgileri dahi yoktur. Zira “onlar âhiretten yana şüphe içindedirler.” Şüphe ise ilmi ortadan kaldırır. Çünkü ilmin hiçbir mertebesi, şüphe ile bir arada bulunmaz. “Hatta onlar ona” âhirete “karşı kördürler.” Basiretleri âhirete karşı körelmiştir. Kalplerinde âhiretin vukuuna dair ne bir bilgi, ne de bir ihtimale yer vardır. Aksine onlar, âhireti inkâr etmiş ve uzak bir ihtimal olarak kabul etmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
67. “Kâfirler dediler ki: Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra mı, evet biz (bu haldeyken) mi (diriltilip kabirden) çıkartılacağız?!” Yani bu, imkânsız bir şeydir, çok uzak bir ihtimaldir. Onlar, kudreti kamil olanın kudretini, kendilerinin oldukça zayıf kudretlerine kıyas ederek bu sonuca varmışlardı.
68. “Andolsun ki bu tehdit” yani öldükten sonra diriliş “hem bize hem de daha önce atalarımıza yapılmıştı.” Ancak başımıza böyle bir şey gelmedi ve buna dair bir örnek de görmedik. “Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değil!” Bunlar, kendileriyle oyalanılan, vakit geçirilen, aslı-astarı olmayan, doğru olma ihtimali de bulunmayan geçmişlere ait haberler ve hikayelerdir. u buyruklarla Allah, yalanlayanların hallerine dair verdiği haberlerde önce onların, âhiretin ne zaman gerçekleşeceğini bilemediklerini, daha sonra onların âhiret hakkındaki bilgilerinin zayıf olduğunu, daha sonra bu bilgilerinin şüpheden ibaret olduğunu, daha sonra ise onların bu hususta kör ve basiretsiz olduklarını, en sonda da onların âhireti büsbütün inkâr ederek bunun gerçekleşmesinin çok uzak bir ihtimal olduğunu ileri sürdüklerini haber vermektedir. Yani bu sebeplerden ötürü kalplerinden âhiret korkusu çıkıp gitmiştir. Bundan dolayı da Allah’a isyanı gerektiren işleri yapmaya kalkışmışlar, kolaylıkla hakkı yalanlamış, batılı tasdik etmişlerdir. Arzu ve isteklerini yerine getirmeyi ibadetleri ifa etmeye tercih etmişler, bunun sonucunda da dünya ve âhiretlerini kaybetmişlerdir.
69. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberlerin verdikleri haberlerin doğruluğuna dikkatleri çekerek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Yeryüzünde gezin de günahkârların akıbetinin nasıl olduğuna bir bakın!” Siz, isyanlarını sürdürdüğü halde âkıbeti pek feci olmayan tek bir günahkâr kavim bulamayacaksınız. Zira Allah onları hallerine uygun bir şekilde felaketlere ve cezalara çarptırmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Rivayete göre putperestler, Resûlullah’ın peygamberliğini reddetmek için ona kıyametin ne zaman kopacağına dair bir soru yöneltmişler; bunun üzerine inen âyette kıyametin gayb olaylarından olduğu, Allah’tan başka kimsenin onu bilemeyeceği açıklanmıştır (İbn Âşûr, XX, 19; gayb hakkında bilgi için bk. Bakara 2/3). Âhiret hayatı insanın bu dünyada algılayabileceği alanın ötesinde yer alan bir gerçek olduğu için insanlar onu bilemez ve tam olarak tasavvur edemezler. Ancak 66. âyette putperest Araplar’ın bu bilgisizliği, kuşkuculuğa, hatta inkâra kadar götürdükleri bildirilmektedir. Ama onlar, âhirette gerçekle karşı karşıya geldiklerinde bilgileri tamamlanacaktır. Bu sebeple Kur’an, ölümden sonraki hayat hakkında bilgi verirken genellikle temsilî bir üslûp kullanmaktadır. “Onlar âhiretten yana kördürler” cümlesi, inkârcıların, âhiret hayatının ilâhî ilimdeki yaratma planının mantıkî bir sonucu olduğu gerçeğini idrakten âciz bulunduklarını ifade eder. Hakkıyla düşünselerdi insandaki sorumluluk ve adalet duygusu ve düşüncesinin ancak mutlak adaletin tecelli edeceği bir âhiret hesabı ve mahkemesiyle anlam kazanacağını, yerine oturacağını anlarlardı. Müfessirler “Hayır, onların âhiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır” meâlindeki cümlede geçen ve “yetersiz kalmıştır” anlamına gelen “iddâreke” fiilinin farklı kıraatine göre cümleye şöyle de mâna vermişlerdir: “Hayır, onların âhiret hayatı hakkında bilgileri yoktur” (Şevkânî, IV, 170; İbn Âşûr, XX, 22).