Diyanet İşlerien ayrışan
Kuran okuduğun zaman senin ile ahirete inanmayan kimseler arasına görünmeyen bir perde çekeriz
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen Kur'ân'ı okuduğun zaman biz, seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kur'an okuduğunda, seninle, âhirete inanmayanlar arasına gizli bir perde çekeriz.
Süleyman Ateş
Kur'an okuduğun zaman seninle, ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Sen Kur'an'ı okuduğun zaman, onda bulunan yasakları ve öğütleri dinlediklerinde, senin ile kıyamet gününe iman etmeyenlerin arasına hakkı kabul etmeyip yüz çevirmelerinden dolayı onlara ceza olması için Kur'an'ı anlamalarını engelleyen bir perde çekeriz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Kur’an’ı okuduğun zaman seninle âhirete iman etmeyenlerin arasına gizli bir perde çekeriz. 46- Kalpleri üzerine de onu iyi anlamalarına engel olan örtüler geçirir, kulaklarına da bir ağırlık veririz. Rabbini Kur’an’da tek (ilah) olarak andığın zaman nefretle arkalarına dönüp uzaklaşırlar. 47- Onlar, seni dinlediklerinde ne amaçla dinlediklerini ve gizlice konuşurlarken de o zalimlerin:“Siz, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini pek iyi biliyoruz. 48- Senin için nasıl misaller verdiklerine bir bak! Artık onlar dalâlete düşmüşlerdir de doğru yolu bulamıyorlar.
45. Yüce Allah, hakkı reddeden ve onu yalanlayıp yüz çeviren yalanlayıcılara verdiği cezasını söz konusu etmekte ve onlar ile iman arasında engel olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır: İçerisinde öğüt, hatırlatma, hidâyet, iman, hayır ve pek büyük iim bulunan “Kur’an’ı okuduğun zaman, seninle âhirete iman etmeyenlerin arasına” Kur’an’ı hakkıyla anlamalarını, onun ihtiva ettiği gerçeklerin kesinliğini kavramalarını ve onun kendisine davet ettiği hayra itaat edip boyun eğmelerini engelleyen “gizli bir perde çekeriz.”
46. “Kalpleri üzerine de onu iyi anlamalarına engel olan örtüler geçiririz” böylelikle Kur’an’ı kavrayamazlar. “Kulaklarına da” onu işitmelerine engel olacak türden “bir ağırlık” yani sağırlık “veririz.” Böylelikle Kur’an’ı, öğüt ve ibret alacak ve sonuçta amel edecek şekilde değil de sadece aleyhlerine delilin ortaya konmuş olacağı bir şekilde işitmiş olurlar. (Manalarını anlarlar ama inkarlarından dolayı faydasını görmezler.) “Rabbini Kur’an’da tek (ilah) olarak andığın zaman” yani tevhide davet edip O’na ortak koşmayı yasaklayacak olursan, tevhîde olan aşırı kinleri ve izlemekte oldukları batılı ileri derecede sevmelerinden ötürü “nefretle arkalarına dönüp uzaklaşırlar.” Bu, Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır:“Allah bir olarak anılsa âhirete inanmayanların kalpleri tiksinir. O’ndan başkası anılsa hemen yüzleri güler.”(ez-Zümer, 39/45)
47. “Onlar, seni dinlediklerinde ne amaçla dinlediklerini…” Yani biz, Kur’an’ı dinlediklerinde ondan yararlanmalarını engelledik, çünkü onların maksatlarının kötü olduğunu, ona dil uzatmak için en basit bir şeyi dahi fırsat kolladıklarını biliyoruz. Onların Kur’an’ı dinlemeleri, doğru yolu bulmak ve hakkı kabul etmek için değildir. Aksine onlar ona tâbi olmamaya niyetlidirler. Bu durumda olan bir kimsenin ise dinlediği şeyden faydalanması söz konusu değildir. Bundan dolayı Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“ve” kendi aralarında “gizlice konuşurlarken de o zalimlerin” bu gizli konuşmaları esnasında: “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz, dediklerini pek iyi biliyoruz.” Onların kendi aralarında fısıldaşıp konuşmalarının mahiyeti, bu olduğuna ve bu konuşmalarının esasını onun büyülenmiş olduğu temeli üzerine kurduklarına göre bu, onun söylediklerine itibar etmeyeceklerini, onun hezeyanda bulunduğuna ve neler söylediğini bilmediğine içlerinde karar vermiş olduklarını göstermektedir.
48. “Senin için nasıl misaller verdiklerine” ki bunlar misallerin en sapık ve haktan en uzak olanıdır, hayretle “bir bak!” Bu konuda “onlar dalâlete düşmüşlerdir” ya da bu verdikleri misaller onların sapmalarına sebep olmuştur. Çünkü onların tutum ve davranışlarında esas aldıkları şey, bu misallerdir. Tutarsız ve bozuk bir temel üzerinde yükselen bir tavır ve tutum ise temelinden daha bozuktur. “doğru yolu bulamıyorlar.” Yani hiçbir şekilde doğruyu, hidâyeti bulmamaktadırlar. Onların paylarına düşen ancak katıksız sapıklık ve sadece zulümdür.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müşriklerin “âhirete inanmayanlar” şeklinde tanıtılması, bu inkâra dayalı olarak sorumsuzluğu ilke edindiklerine, bundan dolayı her türlü haksızlığı fütursuzca yapmaktan çekinmediklerine işaret eder. Bu psikolojide olan insanlar, kaçınılmaz olarak akıl ve vicdanlarına göre hüküm vermekten de uzaklaşırlar. Müşrikler, Hz. Peygamber kendilerine Kur’an âyetlerini okuduğunda bunların üzerinde dürüst, samimi ve objektif olarak düşünecekleri yerde ona sorumsuzca karşı çıkıyorlardı. Âyetlerde bu husus Allah tarafından onların gözlerinin perdelenmiş, kalplerinin mühürlenmiş, kulaklarının tıkanmış olmasıyla izah edilmiştir. Bu üslûp, olup biten her şeyin Allah’ın izni ve iradesiyle olduğunu vurgulayan Kur’an’ın hâkim üslûbudur. 47 ve devamındaki âyetler yanında konuya ilişkin başka birçok âyet dikkate alındığında bu âyetin, kesinlikle Allah’ın insanları hak etmedikleri halde böyle durumlara mahkûm ettiği anlamına gelmediği görülür. Onlar bunu istemiş, Allah da bu hususta imkân ve hürriyet vermiştir. Allah âdildir, insanların hakikati görmelerine, bunun üzerinde düşünmelerine asla engel olmaz. Burada anlatılmak istenen, inkârcıların Kur’an karşısındaki olumsuz ön yargılarıdır. Nitekim 46. âyetin sonunda bu tavrın arkasında inanç bozukluğu bulunduğuna işaret edilmektedir; ayrıca 41. âyette de bu husus ifade edilmiştir.