Diyanet İşleri
Siz, insanlar için ortaya çıkarılan, doğruluğu emreden, fenalıktan alıkoyan, Allah'a inanan hayırlı bir ümmetsiniz. Kitap ehli inanmış olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu; içlerinde inananlar olmakla beraber, çoğu yoldan çıkmıştır
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyilik ve güzelliği belirlenmiş olana özendirirsiniz, kötülük ve çirkinliği belirlenmiş olandan sakındırırsınız, Allah'a iman edersiniz. Ehlikitap da iman etseydi, kendileri için, elbette hayırlı olurdu. İçlerinde müminler vardır ama onların çoğu sapıkların ta kendileridir.
Süleyman Ateş
Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men'edersiniz ve Allah'a inanırsınız. Eğer Kitap ehli, inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu. Onlardan inananlar da var, ama çokları yoldan çıkmışlardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ümmeti!- İman ve amel bakımından Allah'ın insanlar için çıkardığı en hayırlı ve en faydalı ümmetsiniz. Aklın güzel gördüğü ve dinin gösterdiği iyiliği emredip, aklın kötü gördüğü ve dinin yasakladığı münkerden men ediyorsunuz. Amellerinizin tasdik ettiği kesin bir imanla Allah'a iman ediyorsunuz. Eğer Yahudi ve Hristiyanlardan olan kitap ehli, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e iman etselerdi, bu onların dünya ve ahireti için daha hayırlı olurdu. Kitap ehlinden Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiğine iman edenlerin sayısı azdır. İşte onların büyük bir çoğunluğu Allah'ın dini ve şeriatinden çıkan kimselerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Kitap ehli de iman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler olmakla birlikte onların çoğu fasıktır. 111- Onlar (dil ile) eziyet etmenin dışında size asla zarar veremezler. Şayet sizinle savaşacak olurlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
110-111. Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği vasıflarla bu ümmeti üstün kılmıştır. Onlar bu özellikler sayesinde temayüz etmiş ve diğer ümmetlerden üstte olmuşlardır. Onlar, insanlar içinde nasihat, hayrı istemek, davet, öğretim, irşat, iyiliği emretme, kötülüğü engelleme konularında insanlara en fazla hayrı dokunan kimselerdir. Onlar, hem imkan ölçüsünde insanların yararına olan işlerde koşuşturmak suretiyle ahlaklarını kemale erdirmişlerdir, hem de Allah'a iman etmek ve imanın gereklerini yerine getirmek suretiyle nefislerini kemale erdirmişlerdir. Şayet ehli kitap da onlar gibi iman edecek olsalardı onlar da doğru yolu bulurlardı ve bu da onlar için çok hayırlı olurdu. Ancak onlardan pek az kimse iman etmiştir. Çoğu ise fasık, Allah'a ve Rasul’e itaatten çıkan, müminlere savaş açan ve onlara var güçleriyle zarar vermeye çalışan kimselerdir. Buna rağmen onlar, müminlere dilleriyle eziyet etmekten başka bir zarar veremezler. Zira onlarla savaşacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara kimse yardım da etmez. Nitekim Allah'ın haber verdiği gibi de olmuştur. Onlar Müslümanlarla savaştıkları vakit arkalarını dönüp kaçmışlar ve Allah, onlara karşı Müslümanlara zafer ihsan etmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Ümmet kelimesi 104. âyette olduğu gibi burada da “topluma önderlik edecek olan grup anlamında kullanılmıştır (bilgi için bk. Bakara 2/128, 213). Bu âyet, iyilik yolunda insanlığa önder ve örnek olmayı hak eden müslümanların başlıca niteliklerini göstermektedir. Buna göre onlar Allah’a iman ederler. Bunun gereği olarak peygambere, kitaba, âhiret gününde hesap vereceklerine ve diğer iman esaslarına inanırlar. İslâm’ın öğrettiği güzel ahlâka sahiptirler; iyiliği emreder, kötülüğü engellerler ve imanlarının gereğini yerine getirirler. Onlar iyi amel sahibi olmaları, aşırılık ve sapkınlıktan uzak, dosdoğru, adaletli, ölçülü, mûtedil ve dengeli tutum ve davranışları sebebiyle insanlığa örnek ve rehber olmaya hak kazanmışlardır. Nitekim bu ümmet hakkında Bakara sûresinin 143. âyetinde “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık” buyurulmuştur. Yani yüce Allah müminleri dengeli, uyumlu, mûtedil, hayırlı bir ümmet kılmıştır. Hz. Peygamber güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiş bir peygamber olduğu gibi (el-Muvatta’, “Hüsnü’l-huluk”, 8), ümmeti de bu ahlâkı yaşamak ve insanlığa öğretmek için görevlendirilmiş en hayırlı ümmettir. Nitekim Hz. Peygamber de ümmetinin “en hayırlı ümmet” olduğunu vurgulamıştır (Müsned, IV, 408; V, 383; İbn Kesîr, II, 77-86). Bu âyetlerde anlatılan vasıfların en hayırlı ümmetin belirgin vasıfları olduğunda şüphe yoktur. Gerçek müminler de bu vasıfları taşımaktadırlar. Bu sebeple Allah, insanlığı hakka davet gibi önemli ve şerefli bir görevi onlara vermiştir. Bu görev daha önce İsrâiloğulları’na verilmişti. Ancak onlar zamanla bozulmuşlar, bu sebeple başarısızlığa uğramışlar ve bu emaneti koruma liyakatini kaybetmişlerdir. O halde müslümanlar, kendilerine verilmiş olan bu şerefli görevin sorumluluğunun bilincinde olmalı ve öncekilerin düştükleri hatalara düşmemelidirler. Âyette belirtilen vasıfları koruyamaz, verilen görevleri yerine getirmezlerse en hayırlı ümmet olma şerefini de yitirirler. Nitekim uzun zamandan beri müslümanlar imanlarının gereğini yerine getirmedikleri için insanlığa rehber olma liyakatini de gösterememişlerdir. Hatta İslâm dünyasının büyük bir çoğunluğu XIX. asır boyunca ve XX. asrın ilk yarısında bağımsızlığını dahi yitirmiş ve gayri müslim milletlerin boyunduruğu altına girmiştir. Onların tekrar üstün konuma gelmeleri ise âyette ifade ve işaret buyurulduğu üzere, imanda, amelde, ahlâkta, ilim ve uygarlıkta ilerleyerek bu konumu hak etmelerine bağlıdır.
“Ehl-i kitap da inanmış olsalardı, elbette onlar için daha hayırlı olurdu” diye çevrilen cümledeki “iman”ın içeriği hakkında değişik yorumlar yapılmıştır (Kur’an-ı Kerîm’de Ehl-i kitaba nisbetle kullanılan iman kavramının açıklaması için bk. Bakara 2/62).