Diyanet İşlerien ayrışan
İnkar edenler: "Sen peygamber değilsin" derler; de ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve Kitap'ı bilenler yeter
Elmalılı Hamdi Yazır
O kâfirler: "Sen Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber değilsin" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter, bir de yanında kitap ilmi bulunan (yeter)."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Küfre sapanlar: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin." diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah, bir de yanında kitap bilgisi bulunanlar yeter."
Süleyman Ateş
İnkar edenler: "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin!" diyorlar. De ki: "Benimle sizin aranızda Allah'ın ve yanında Kitap bilgisi bulunanların şahid olması yeter.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfir olanlar: -Ey Muhammed!- Sen Allah tarafından gönderilmiş bir resul değilsin dediler. -Ey Resul!- Onlara de ki: Rabbim tarafından size gönderildiğime dair sizinle benim aramda şahit olarak yüce Allah ve içinde benim özelliklerimin geçtiği semavi kitapların ilmine sahip olanlar yeter. Allah kimin doğruluğuna şahitlik ederse, onu yalanlayanın yalanlaması zarar vermez.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
42- Onlardan öncekiler de tuzaklar kurmuştu. Ne var ki bütün tuzaklar, Allah’a aittir. O, herkesin ne kazandığını bilir. Kâfirler de pek yakında bu yurdun sonunun kimin olacağını bileceklerdir. 43- Kâfir olanlar:“Sen (Allah tarafından) gönderilmiş (bir peygamber) değilsin” derler. De ki:“Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitabın bilgisi bulunanlar yeter.”
42. “Onlardan öncekiler de” kendilerine gönderilen peygamberlere ve bu peygamberlerin getirdikleri hakka karşı “tuzaklar kurmuştu.” Ancak onların bu tuzak kurmalarının kendilerine hiçbir faydası olmadı. Hiçbir sonuç alamadılar. Zira onlar, esasen Allah’a karşı savaş açmakta ve O’na meydan okumaktadırlar. “Ne var ki bütün tuzaklar, Allah’a aittir.” Hiç kimse Allah’ın izin vermediği bir tuzağı kurma gücü yoktur. Her şey O’nun kaza ve takdiri çerçevesindedir. Onlar, Allah’ın dinine karşı tuzak kuruyor olsalar dahi, onların bu tuzak kurmaları pek yakında aleyhlerine dönecek, hüsrana uğrayacaklar ve pişman olacaklardır. Çünkü Allah “herkesin ne kazandığını bilir.” Her nefsin içinden geçirdiklerini, ne yapmak istediğini, zahiri ve batıni bütün amellerini bilir. Tuzak kurmak da nefsin kazandığı bu işlerden biridir. O halde onların tuzakları da Allah’a gizli kalmaz. O nedenle onların, hakka ve hak ehline zarar verecek ve kendilerine fayda sağlayacak herhangi bir tuzak kurmalarına imkân yoktur. “Kâfirler de pek yakında bu yurdun sonunun kimin olacağını bileceklerdir.” Onların mı yoksa Allah’ın peygamberlerinin mi? Bilindiği gibi güzel âkıbet takvâ sahiplerinindir. Küfrün ve kâfirlerin değildir.
43. “Kâfir olanlar: Sen (Allah tarafından) gönderilmiş (bir peygamber) değilsin, derler.” Yani seni ve seninle gönderilenleri yalanlıyorlar. Şâyet onlar, bu konuda bir tanık isteyecek olurlarsa onlara “de ki: Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah... yeter.” O’nun sözü ile fiili ile ve ikrarı ile şahitliği yeter. O’nun sözlü şahitliği, insanların en doğru sözlüsüne risaletini ispatlayıcı olmak üzere indirmiş olduğu vahiyleridir. Fiilî şahitliğine gelince Yüce Allah, Rasûlünü desteklemiş, ona hem kendisinin hem ashabının hem de ona tâbi olanların kudretlerinin çerçevesi dışında kalacak şekilde yardımcı olmuş, zafer vermiştir. Bu da Yüce Allah’ın bu hususta onu fiili olarak desteklemesi suretiyle yaptığı şahitliğidir. İkrarı ile şahitliğine gelince Allah Rasûlü, O’nun peygamberi olduğunu haber vermiş ve insanlara da kendisine uymalarını emretmiştir. Kendisine uyanın Allah’ın rızasına ve lütfuna nail olacağını, kendisine uymayanlar için de cehennem ateşi ve ilâhi gazap olduğunu, böylesinin malının da kanının da helâl olacağını bildirmişti. Yüce Allah da peygamberinin bu söylediklerini takrir etmiştir. Eğer o, Yüce Allah’a karşı yalan birtakım sözler uydurmuş olsaydı O, derhal onu cezalandırırdı. “Ve yanında Kitabın bilgisi bulunanlar yeter.” Bu, Tevrat ve İncil ehlinin bütün ilim adamlarını kapsar. Onlar arasından iman edip hakka tâbi olanlar, Allah Rasûlünün peygamberliğine şahitlik eder ve yapmakla yükümlü olduğu bu şahitliği açıkça dile getirmiş olur. Bunu gizleyenlere gelince Yüce Allah’ın bunlar hakkında yapmaları gereken bir şahitliklerinin bulunduğunu haber vermesi, bizzat onların haber vermelerinden daha beliğ, daha ileridir. Eğer onların yanında yapmaları gereken bir şahitlik bilgisi bulunmasaydı onlar, delilini ortaya koyarak bu şahitlik talebini reddederlerdi. Onların bu konuda susmaları, yapmaları gereken bir şahitliği gizlediklerinin delilidir. Yüce Allah’ın Kitap ehlinin şahitliğini göstermesini emretmesi, onların bu işe ehil olmalarından dolayıdır. Zira her hususta o işin ehlinin ve başkalarına göre o hususu daha çok bilenlerin tanıklığına başvurulur. Arapların ve diğer kavimlerin müşrikleri arasındaki ümmiler gibi bu hususlara yabancı olanların şahitliğine ise başvurulmaz. Çünkü onların bu konuda bilgi ve malumatları olmadığından dolayı onların şahitliğine başvurmanın bir faydası yoktur.
Ra’d Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah’a hamdolsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Peygamber için “onun gerçek bir Allah elçisi” olduğunu Allah’ın, kendisinin ve bu konuda bilgi sahibi olanların bilmesi yeterlidir. İnanmayanların ona “Sen peygamber değilsin” demeleri tabii ve etkisizdir.
“Kitap bilgisine sahip olanlar”dan maksadın kimler olduğu konusunda iki ihtimal vardır:
a) Bundan maksat Tevrat ve İncil bilgisine sahip olan yahudi ve hıristiyan âlimleridir; çünkü yukarıda belirtildiği üzere (âyet 36) Kur’an amelî konularda bazı farklılıklar getirse de dinin esasları itibariyle önceki kitaplarla uyuşuyor ve onları tasdik ediyordu (Mâide 5/48); ayrıca onların kitaplarında Hz. Peygamber’in evsafı ile ilgili bilgiler ve geleceğine dair müjdeler vardı; dolayısıyla Ehl-i kitap‘tan kendi dinlerine samimiyetle bağlı olanlar Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an’dan da hoşlanıyor ve memnun oluyorlardı. Bu sebeple yüce Allah Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğuna dair onların şahit gösterilmesini elçisine emretmiştir.
b) Bunlar Varaka b. Nevfel gibi Mekkeliler’den olup yahudi veya hıristiyan olmadıkları halde Tevrat ve İncil’i bilen kimselerdir. Nitekim Hz. Peygamber’e ilk vahiy geldiğinde eşi Hz. Hatice onu Varaka’nın yanına götürmüş, o da Hz. Muhammed’e vahiy getiren meleğin daha önce Hz. Mûsâ’ya vahiy getiren melek olduğunu söylemişti, Mekkeliler de bu olaydan haberdar olmuşlardı (Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3).
c) Kitap bilgisine sahip olanları belli bir grupla sınırlandırmak yerine, “Allah’ın vahyi, gönderdiği kitaplar konusunda bilgisi olanlar, bunları okuyup anlayarak hakkı bâtıldan ayırma ölçütü kazanmış bulunanlar” şeklinde anlamak daha uygundur. Bu takdirde, yukarıda geçen iki grup dışında, meselâ Kur’an’ı okuyan, bu kitap hakkında yeterli bilgiye sahip olanlar da, “kitap hakkında bilgi sahibi” olanlara dahil sayılacaklardır. Çünkü Hz. Muhammed’in peygamberliğinin en açık ve kesin delili Kur’an’dır.