Diyanet İşleri
Gerçek dua ve ibadet ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları putlar kendilerine hiçbir cevap vermezler. Durumları, suyun ağzına gelmesi için avuçlarını ona açmış bekleyen adamın durumu gibidir. Hiçbir zaman suya kavuşamaz. İşte kafirlerin yalvarışıda böyle, boşunadır
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerçek dua O'nadır. O'nun dışında yalvarıp durdukları ise onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa ağzına su gelsin diye iki avucunu açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin duası hep bir sapıklık içindedir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Gerçek dua yalnız O'na/hak davet yalnız O'nun için yapılır. O'nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri, şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.
Süleyman Ateş
Gerçek du'a, ancak O'na yapılır. O'ndan başka du'a ettikleri ise, kendilerinin hiçbir isteklerini karşılayamazlar. (Onların durumu) tıpkı ağzına gelsin diye suya avuçlarını uzatan kimse gibidir. Oysa (uzanıp suyu avuçlamadıkça su) on(un ağzın)a gelmez. İşte kafirlerin du'ası, öyle boşa gider.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Dua/ibadet yalnızca Allah'a yapılır. Bu hususta hiç kimse O'na ortak değildir. Müşriklerin Allah'tan gayrısına dua ettiği putlar hangi husus olursa olsun dua edenin duasına icabet edemezler. Onların ettiği dua ancak susamış kimsenin su içmek için elini (uzaktan) suya uzatması gibidir. Su ağzına ulaşmayacaktır. Kafirlerin putlarına yaptıkları dua/ibadet ancak zayi olmak/kaybetmek ve haktan uzak olmaktır. Çünkü (o putlar) onlara fayda sağlayamazlar ve zarar da veremezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
14- Hak davet/dua yalnız O’na mahsustur. O’nun dışında yalvardıkları ise kendilerine hiçbir şekilde karşılık veremezler. (Onların durumu) ancak ağzına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu (uzaktan) açan kimseye benzer ki su, ona asla ulaşacak değildir. Kâfirlerin duası da ancak (böyle) tamamen boşunadır.
14. “Hak davet/dua” hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca O’na ibadet etmek, gerek ibadet kastı ile gerekse dilekte bulunmak kastı ile yapılan dualar “yalnız O’na” bir ve tek olan “Allah’a mahsustur.” Yani duanın, korkunun, umudun, sevginin, isteklerin, çekincelerin ve yönelişin yalnızca O’na yapılması gerekir. Çünkü yalnızca O’nun ulûhiyeti hak ve gerçektir. O’ndan başkalarının ulûhiyeti ise bâtıldır. “O’nun dışında yalvardıkları” Allah’a ortak kabul ettikleri putlar, O’na eş koştukları ortaklar, ibadet ve dua ettikleri varlıklar “ise kendilerine” dünya ve de âhiret ile ilgili taleplerinde az ya da çok “hiçbir şekilde karşılık veremezler. (Onların durumu) ancak ağzına ulaşsın diye suya doğru iki avucunu (uzaktan) açan kimseye benzer” Suya doğru avuçlarını açmakla birlikte su, kendisinden uzak olduğu için bir türlü avuçları suya yetişmeyen kimsenin haline benzer. Böyle bir kimse susuzdur, aşırı derecede susuz olduğu için de ellerini ulaşması imkânsız olan suya doğru uzatır, fakat bir türlü o suya ulaşamaz. İşte Allah ile birlikte başka ilahlara ibadet edip dua eden kâfirlerin durumu da böyledir. Bu uydurma ilahlar, onların hiçbir dualarını kabul edemez. En ileri derecede onlara ihtiyaç duydukları vakitlerde de onlara hiçbir fayda sağlayamazlar. Çünkü onlara dua ve ibadet edenler muhtaç ve aciz varlık oldukları gibi bu uydurma ilahlar da muhtaç ve acizdir. “Onlar ne göklerde ne de yerde zerre ağırlığınca bir şeye sahiptirler. Onların buralarda hiçbir ortaklığı yoktur, Allah'ın onlardan bir yardımcısı da yoktur.”(Sebe, 34/22)“Kâfirlerin duası da ancak (böyle) tamamen boşunadır.” Çünkü Allah’tan başka dua ve ibadet ettikleri varlıklar da boştur, batıldır. Bu sebepten onların ibadetleri ve duaları da boşunadır. Çünkü gayenin batıl olması, vasıtanın da batıl olmasını gerektirir. Allah ise mutlak egemen ve apaçık hakkın ta kendisi olduğu için O’na ibadet de haktır ve bu ibadetin, yapana dünyada da âhirette de faydası olacaktır. Kâfirlerin Allah’tan başkasına dua ve ibadet etmelerinin, avuçlarını ağzına ulaşsın diye uzaktaki suya doğru uzatan kimseye benzetilmesi, en güzel misallerden birisidir. Bu, imkânsız bir duruma dair bir benzetmedir. Böyle bir şey imkânsız olduğuna göre ona benzetilen şey de imkânsızdır. İmkânsız olan bir şeye bağlı olarak söz konusu edilmesi de bir şeyin reddedilmesi için kullanılan en beliğ, en etkili ifadedir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenlere -hiç şüphesiz- gök kapıları açılmayacaktır ve onlar deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Biz, günahkârları işte böyle cezalandırırız.”(el-A’râf, 7/40)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsanoğlu daima kendisinden daha güçlü bir varlığa sığınma, tapınma, yalvarma ve yardım isteme ihtiyacında olmuştur. Allah’ın gönderdiği hak dine ve peygamberlere inananlar Allah’a sığınmış, O’na tapmış ve O’ndan yardım dilemişlerdir. Hak dine inanmayanlar ise çeşitli bâtıl tanrılara tapıp, onlardan yardım istemişlerdir. İşte âyet-i kerîme insanların bu durumunu bir benzetme ile tasvir ederek sonucu ortaya koymaktadır: Su almak için uzaktan avuçlarını suya uzatan kimsenin ağzına su kendiliğinden gelip onun ihtiyacına cevap vermeyeceği gibi, bâtıl tanrılara sığınıp onlardan yardım isteyenlerin istek ve dileklerine de hiçbir şekilde cevap verilmeyecektir. Zira tanrı diye taptıkları o varlıklar yaratan değil, yaratılmış varlıklardır; bu sebeple başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaktan âcizdirler. Şüphe yok ki kendisine el açıp yalvarılmaya lâyık olan tek tanrı yüce Allah’tır. Evrendeki her şeyin yaratıcısı olan Allah, kullarına şah damarından daha yakındır, kalplerinden geçenleri dahi bilir; onların açıktan ve gizli yakarışlarını işitir, ihtiyaçlarını karşılar, istedikleri şey mevcut değilse yaratır. Kendilerine tanrı diye tapılan şuursuz putlar veya diğer tanrılar ise yaratıcı güce sahip olmadıkları için insanların dua ve isteklerine cevap verecek durumda değillerdir. Bu sebeple onlara dayanıp sığınmak ve onlardan yardım istemek bâtıldır, yararsızdır; bu tanrılara yapılan dualar boşa gitmiş, hedefini şaşırmış dualardır. Âyet-i kerîmenin son cümlesi bunu ifade etmektedir (dua hakkında bk. Bakara 2/186; A‘râf 7/55).