Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
İster af dile onlar için, ister dileme. Yetmiş kez af dilesen de onlar için, Allah onları affetmeyecktir. Çünkü onlar Allah'ı da resulünü de inkâr ettiler. Allah, yoldan çıkmış böyle bir topluluğa kılavuzluk etmez.
Süleyman Ateş
Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allah onları affetmez. Böyledir, çünkü onlar Allah'ı ve Elçisini tanımadılar; Allah, yoldan çıkan kavmi yola iletmez.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.3%
İngilizce
Ask forgiveness for them, [O Muhammad], or do not ask forgiveness for them. If you should ask forgiveness for them seventy times - never will Allah forgive them. That is because they disbelieved in Allah and His Messenger, and Allah does not guide the defiantly disobedient people
Fransızca
Que tu demandes pardon pour eux, ou que tu ne le demandes pas - et si tu demandes pardon pour eux soixante dix fois - Allah ne leur pardonnera point. Et ce parce qu'ils n'ont pas cru en Allah et en Son messager et Allah ne guide pas les gens pervers
İspanyolca
Es igual [¡oh, Mujámmad!] que pidas perdón por ellos o que no lo hagas. Aunque pidieras perdón por ellos setenta veces, Dios no los perdonaría, porque no creyeron en Dios ni en Su Mensajero, y Dios no guía a los perversos
Rusça
Будешь ли ты просить прощения для них или не будешь делать этого, Аллах все равно не простит их, даже если ты попросишь для них прощения семьдесят раз, ибо они не уверовали в Аллаха и Его Посланника. Аллах не ведет прямым путем нечестивых людей
Endonezce
(Sama saja) engkau (Muhammad) memohonkan ampunan bagi mereka atau tidak memohonkan ampunan bagi mereka. Walaupun engkau memohonkan ampunan bagi mereka tujuh puluh kali, Allah tidak akan memberi ampunan kepada mereka. Yang demikian itu, karena mereka ingkar (kafir) kepada Allah dan Rasul-Nya. Dan Allah tidak memberi petunjuk kepada orang-orang yang fasik
Bengalce
তুমি তাদের জন্য ক্ষমা প্রার্থনা কর আর না কর। যদি তুমি তাদের জন্য সত্তর বারও ক্ষমাপ্রার্থনা কর, তথাপি কখনোই তাদেরকে আল্লাহ ক্ষমা করবেন না। তা এজন্য যে, তারা আল্লাহকে এবং তাঁর রসূলকে অস্বীকার করেছে। বস্তুতঃ আল্লাহ না-ফারমানদেরকে পথ দেখান না।
-Ey Peygamber!- Onlar için ister af dile, ister dileme. Sen, onlar için yetmiş kez af dilemiş olsan da çokça af dilemiş olman onları, Allah'ın rahmetine kesinlikle ulaştıramaz. Çünkü onlar, Allah ve Allah'ın resulüne (iman etmeyip) kâfir olmuşlardır. Allah Teâlâ bilerek ve amaçlayarak dininden çıkmış olan kimseleri hakka hidayete muvaffak kılmaz.
79- Mü’minlerden gönülden bağışta bulunanları (verdikleri fazla) sadakalar hakkında ayıplayanlar ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamay(ıp az sadaka veren) kimselerle de alay edenler var ya, Allah da onlarla alay eder. Onlar için can yakıcı bir azap vardır. 80- O (münafıklar) için ister mağfiret dile, ister dileme (fark etmez). Onlar için yetmiş defa mağfiret dilesen bile yine de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü onlar, Allah’ı ve Peygamberi inkar edip kafir olmuşlardır. Allah fâsıklar topluluğuna hidâyet vermez.
79. İşte bu da münafıkların rezil davranışlarından biridir. Onlar -kahrolasıcalar- İslâm ve Müslümanlar hakkında aleyhte bir şeyler söyleyecek bir fırsat buldular mı mutlaka söyleceklerini söyler, haksızca ve haddi aşarak onlara dil uzatırlardı. İşte Yüce Allah ve Rasûlü, sadaka vermeye teşvik edince müslümanlar bu işe yöneldiler ve herkes kendi durumuna göre mallarından bir şeyleri cömertçe feda etti. Çok verenler olduğu gibi az verenler de oldu. Münafıklar da çok veren kimseleri bu sadakasını riya olsun ve işitilsin diye verdiğini söyleyerek ayıplıyor, az miktarda sadaka veren fakirler hakkında da: Şüphesiz Allah bunun sadakasına muhtaç değildir, diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle buyurdu:“Mü’minlerden gönülden bağışta bulunanları (verdikleri fazla) sadakalar hakkında ayıplayanlar” onları ayıplayarak tenkid edenler ve: Bunlar, övünme ve riya maksadı ile sadaka veren riyakarlardır, diyenlerle “güçlerinin yettiğinden başkasını bulamay(ıp az sadaka veren)” ancak güç yetirebildikleri kadarını sadaka olarak veren “kimselerle de alay edenler” ve: Allah’ın bunların sadakalarına ihtiyacı yoktur, diyenler “var ya, Allah da” yaptıklarına karşılık olarak davranışlarının benzeri bir ceza olmak üzere “onlarla alay eder. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Çünkü onlar bu sözleri ile birçok sakıncalı hususları bir arada işlemiş oluyorlardı: 1. Mü’minlerin hallerini araştırıyorlar ve haklarında iler geri konuşup tenkid edecek bir taraf bulmaya çalışıyorlardı. Halbuki Yüce Allah:“Şüphe yok ki mü’minler arasında hayasızlıkların yayılmasını arzulayanlara dünyada da âhirette de çok acı bir azap vardır”(en-Nur, 24/19) buyurmaktadır. 2. Bir diğer sakıncalı husus ise imanları sebebi ile mü’minlere -Yüce Allah’ı inkâr ve dine buğz ederek- dil uzatıp onları tenkid etmeleridir. 3. İnsanları ayıplamak, onlara dil uzatıp tenkit etmek haramdır. Hatta bu, dünyevî hususlarda büyük günahlar arasında yer alır ki dini hususlarda bu, çok çok daha çirkindir. 4. Allah’a itaat ederek herhangi bir hayır yolunda bağışta bulunan kimseye yardımcı olmak ve onu bu ameline teşvik etmek gerekir. Bunlar ise bu kimseler hakkında söyledikleri sözleri ile onların gayret ve maneviyatlarını kırmak istediler ve onları bundan dolayı ayıpladılar. 5. Çok miktarda mal infak eden kimse hakkında onun riyakâr olduğuna dair hüküm vermeleri çok büyük bir yanlıştır. Ayrıca gayb olan bir konuda hüküm vermek ve zanna dayanarak karanlığa kurşun sıkmaktır. Bundan daha büyük bir kötülük olabilir mi? 6. Diğer taraftan onların az miktarda sadaka veren kimse hakkında:“Allah’ın bunun sadakasına ihtiyacı yoktur” demeleri, batıl bir maksat ile söylenmiş bir sözdür. Çünkü Allah, az sadaka verenin de çok verenin de sadakasına muhtaç değildir. Hatta O, göklerde ve yerde bulunanların hiçbirine muhtaç değildir. Aksine O, kullarına kendilerinin muhtaç oldukları emirleri vermiştir. O nedenle Yüce Allah, her ne kadar verdiği emirlere muhtaç değil ise de onların, o emirlere ihtiyacı vardır. Zira “kim zerre ağırlığınca bir hayır yaparsa onu görecektir.”(ez-Zilzal, 99/7) Böyle bir sözün ise hayra karşı şevki kırdığı açıkça ortadadır. Bundan dolayı da onların cezaları, Allah’ın da onlarla alay etmesi, onları maskaraya çevirmesi olmuştur. Ayrıca onlar için can yakıcı bir azap vardır.
80. “O (münafıklar) için ister mağfiret dile, ister dileme (fark etmez). Onlar için yetmiş defa” bu, mübalağa kastı ile kullanılmış bir ifadedir. Aksi takdirde hiçbir anlamı olmazdı “mağfiret dilesen bile yine de Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır.” Nitekim bir başka âyet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlar için mağfiret dilesen de dilemesen de haklarında birdir. Allah onlara asla mağfiret etmez.”(el-Münafıkûn, 63/6) Daha sonra da Allah, onların günahlarını bağışlamasını engelleyen sebebi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Çünkü onlar, Allah'ı ve Peygamberi inkar edip kafir olmuşlardır.” Kâfire ise mağfiret dilemenin de kendi amelinin de -kâfir kaldığı sürece- hiçbir faydası olmaz. “Allah fâsıklar topluluğuna hidâyet vermez.” Yani fâsıklık, onu başkasını tercih etmeyecek ve onu başkaları ile değiştirmeyecek şekilde ayrılmaz bir nitelikleri olan ve kendilerine gelen apaçık hakkı reddeden yoldan çıkmışları, Allah hidâyete iletmez ve hakka muvaffak kılmamak suretiyle onları cezalandırır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber münafıkların bağışlanması için yetmiş defa yalvarsa da Allah’ın onları bağışlamayacağının bildirilmesi değişik biçimlerde yorumlanmıştır. Hâkim kanaate göre belirtilen sayı çokluktan kinaye olup bununla, Resûlullah ne kadar dua ederse etsin, artık âyette işaret edilen münafıklar için bağışlanma ümidi taşımaması istenmektedir (Zemahşerî, II, 164-165; Şevkânî, II, 441). Münafıklardan Hz. Peygamber’e gelip özür dileyenler için onun Allah’a yalvarması, onların samimi olabilecekleri ihtimaline dayanıyordu. Âyet ise onların dürüst ve samimi davranmadıklarını haber vermiş olmaktadır. Tefsirlerde, münafıkların başı Abdullah b. Übeyy’in ölümü ve iyi bir mümin olan oğlunun ricası üzerine Hz. Peygamber’in onun cenaze namazını kılmasına Hz. Ömer’in itiraz ettiği, Resûlullah’ın bu âyete dayanarak istiğfar sayısını arttırma hakkını kullandığını söylediği, bunun üzerine de 84. âyetin nâzil olduğu yönünde bir rivayet yer almaktadır (Taberî, X, 198-200; Şevkânî, II, 443).
Kanaatimizce bu ve benzeri rivayetlerde geçen ifadelerle ilgili tartışmalardan çok, âyetten kolayca anlaşılan şu iki hususun üzerinde durulması âyetin sağlıklı anlaşılması bakımından daha önemli görünmektedir: Birincisi, Resûlullah’ın, yıllarca gösterdiği engin hoşgörü ve iyi niyete türlü entrikalarla karşılık veren, kuyusunu kazmak için her fırsatı değerlendiren münafıklar hakkında dahi ümidini yitirmemeye ve kendisinin herkes için rahmet olduğu hitabının (Enbiyâ 21/107) gerektirdiği biçimde davranmaya çalışmasıdır. Münafıkların cehennemin en derinlerine atılacağını bildiren âyetlerde dahi istisna yapıldığını, bunlardan tövbe edip kendini düzelten ve gönülden teslimiyet içine girenlerin Allah’ın büyük mükâfatlara lâyık gördüğü müminlerle beraber olacaklarının bildirildiğini (Nisâ 4/146-147) dikkate alan Hz. Peygamber’in bu tutumu, müslümanlara şu mesajı vermektedir: Asıl erdemlilik, güçlü olduğu halde yanlış yoldaki insanları dışlama yönüne gitmeyip, onların ıslahı ve kazanılması için çaba harcamaktır.
Âyetten anlaşılan ikinci husus da, kendilerinden söz edilen münafıkların affedilme şanslarını tamamen yitirmiş olduklarıdır. Bunun gerekçesi âyette şöyle açıklanmıştır: “Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr etmişlerdir. Allah (böylesine) kötülüğe saplanmış kimseleri doğru yola iletmez.” Öyle görünüyor ki bu istisnaî bir durumdur. Zira âyette işaret edilen kimselerin, Hz. Peygamber’in Medine’de dış düşmanlara karşı verdiği mücadelede ne büyük bir kambur oluşturduğu herkes tarafından biliniyor, onlar da ilâhî vahyi insanlara tebliğ eden Resûlullah’ın hak peygamber olduğunu ayan beyan görüyorlardı. Böylesine büyük bir imkânı değerlendirmeyen ve gönüllerini imana bütünüyle kapatmış olan bu kimselerin durumu Allah tarafından Hz. Peygamber’e haber verilmekte ve artık dış görüntülerine göre muamele gören bu kesime karşı açık bir tavır ortaya konması istenmektedir.
-Ey Peygamber!- Onlar için ister af dile, ister dileme. Sen, onlar için yetmiş kez af dilemiş olsan da çokça af dilemiş olman onları, Allah'ın rahmetine kesinlikle ulaştıramaz. Çünkü onlar, Allah ve Allah'ın resulüne (iman etmeyip) kâfir olmuşlardır. Allah Teâlâ bilerek ve amaçlayarak dininden çıkmış olan kimseleri hakka hidayete muvaffak kılmaz.