Önceki ayet· 33:3Sonraki ayet· 33:5

Ahzâb Suresi 4. Ayet· 33:4

↗ Ahzâb suresi
Medeni
مَّا جَعَلَ ٱللَّهُ لِرَجُلٖ مِّن قَلۡبَيۡنِ فِي جَوۡفِهِۦۚ وَمَا جَعَلَ أَزۡوَٰجَكُمُ ٱلَّـٰٓـِٔي تُظَٰهِرُونَ مِنۡهُنَّ أُمَّهَٰتِكُمۡۚ وَمَا جَعَلَ أَدۡعِيَآءَكُمۡ أَبۡنَآءَكُمۡۚ ذَٰلِكُمۡ قَوۡلُكُم بِأَفۡوَٰهِكُمۡۖ وَٱللَّهُ يَقُولُ ٱلۡحَقَّ وَهُوَ يَهۡدِي ٱلسَّبِيلَ
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah insanın içine iki kalp koymamıştır. Allah, zıhar yapmanız suretiyle eşlerinizi, anneleriniz gibi yaratmamıştır; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamıştır. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söylemektedir, doğru yola O eriştirir
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar.
Süleyman Ateş
Allah, bir adamın (göğüs) boşluğunda iki kalb yaratmadı ve zıhar yaptığınız (sen bana, annemin sırtı gibisin dediğiniz) eşlerinizi, sizin anneleriniz yapmadı; evlatlıklarınızı da sizin öz oğullarınız kılmadı. Bunlar sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.1%
İngilizce
Allah has not made for a man two hearts in his interior. And He has not made your wives whom you declare unlawful your mothers. And he has not made your adopted sons your [true] sons. That is [merely] your saying by your mouths, but Allah says the truth, and He guides to the [right] way
Fransızca
Allah n'a pas placé à l'homme deux cœurs dans sa poitrine. Il n'a point assimilé à vos mères vos épouses [à qui vous dites en les répudiant]: «Tu es [aussi illicite] pour moi que le dos de ma mère». Il n'a point fait de vos enfants adoptifs vos propres enfants. Ce sont des propos [qui sortent] de votre bouche. Mais Allah dit la vérité et c'est Lui qui met [l'homme] dans la bonne direction
İspanyolca
Dios no puso dos corazones en el interior del hombre. Dios no ha hecho que aquellas esposas que hayan repudiado diciendo "eres tan ilícita para mí como el cuerpo de mi madre" sean [realmente] sus madres, como tampoco ha hecho que sus hijos adoptivos sean [realmente] hijos suyos: estas son solo expresiones [equivocadas] de sus bocas, Dios es quien expresa la verdad [absoluta] y guía al sendero [recto]
Rusça
Аллах не даровал человеку двух сердец в одном теле. Он не сделал вашими матерями тех ваших жен, которых вы объявляете запретными для себя, и не сделал ваших приемных сыновей вашими сыновьями. Это - всего лишь слова из ваших уст. Аллах же глаголет истину и наставляет на прямой путь
Endonezce
(Allah tidak menjadikan bagi seseorang dua hati dalam rongganya; dan Dia tidak menjadikan istri-istrimu yang kamu zihar664) itu sebagai ibumu, dan Dia tidak menjadikan anak angkatmu sebagai anak kandungmu (sendiri). Yang demikian itu hanyalah perkataan di mulutmu saja. Allah mengatakan yang sebenarnya dan Dia menujukkan jalan (yang benar)
Bengalce
আল্লাহ কোন মানুষের মধ্যে দুটি হৃদয় স্থাপন করেননি। তোমাদের স্ত্রীগণ যাদের সাথে তোমরা যিহার কর, তাদেরকে তোমাদের জননী করেননি এবং তোমাদের পোষ্যপুত্রদেরকে তোমাদের পুত্র করেননি। এগুলো তোমাদের মুখের কথা মাত্র। আল্লাহ ন্যায় কথা বলেন এবং পথ প্রদর্শন করেন।
Çince
安拉没有在任何人的胸膛里创造两个心。你们的妻子,你们把她们的脊背当做自己的母亲的脊背——安拉没有把她们当做你们的母亲,也没有把你们的义子当做你们的儿子。这是你们信口开河的话。安拉是说明真理的,是指示正道的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah, hiçbir adamın göğsüne iki kalp koymamış ve eşlerinizi sizlere anneleriniz gibi haram konumunda kılmamıştır. Aynı şekilde üvey evladı da öz evlat konumuna koymamıştır. Şüphesiz ki zıhâr -kocanın karısını annesi ve kız kardeşi gibi kendisine haram kılması- ve evlat edinmek, İslam'ın hükmünü ortadan kaldırdığı cahiliye adetlerindendir. Zıhâr ve evlat edinme dillerinizde söylediğiniz fakat hakikatı olmayan sözlerinizdir. Eş, anne değildir; oğlu olduğu iddia edilen (üvey) çocuk da o kimsenin oğlu değildir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kullarının amel etmesi için hakkı söyler ve O doğru yola iletir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
4- Allah, hiçbir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız hanımlarınızı analarınız saymamıştır. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar, ağızlarınızla gevelediğiniz (boş) sözlerden ibarettir. Allah, hakkı söyler ve doğru yola da O iletir. 5- Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha âdildir. Eğer babalarını bilmiyorsanız onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yaptığınız hatalardan dolayı size bir günah yoktur; ama bile bile yaptıklarınız (böyle değildir). Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 4. Yüce Allah, kullarını gerçekle ilgisi olmayan sözleri dolayısı ile azarlamakta ve gerçeğin söyledikleri gibi olmadığını açıklamaktadır. Çünkü onların bu kabilden sözleri asılsız bir yalandır ve dinen çirkin birtakım hususlar, bu gibi sözlerin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, Yüce Allah’ın takdir etmediği şeylerin var olduğunu ya da meydana geldiğini haber veren her tür konuşma hakkında geçerlidir. Ancak Yüce Allah, bunlar arasından şu hususları -bizzat meydana gelmiş olmaları ve açıklanmalarına ileri derecede ihtiyaç duyulması dolayısı ile- özellikle söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah hiçbir adamın içinde iki kalp yaratmamıştır.” Böyle bir şey olmaz. O bakımdan sakın siz herhangi bir kimse için: Onun göğsünde iki kalp vardır, demeyesiniz. O takdirde sizler ilâhî hilkat hakkında yalan söylemiş olursunuz. Sizlerin hanımlarınıza: Sen benim için annemin sırtı gibisin yahut sen bana annem gibisin (haramsın) demek sureti ile “zıhâr yaptığınız hanımlarınızı analarınız saymamıştır.” Allah, onları sizin anneleriniz kılmamıştır; çünkü kişinin annesi, ancak kendisini doğuran kadındır. Anne, kişi için hem haramlık, hem hürmet itibari ile kadınlar arasında en üstün değere sahip olandır. Hanım ise kişiye en helâl olan kadındır. Birbiri ile bu kadar zıt konumda olan iki kadının biri ötekine nasıl benzetilebilir? Böyle bir şey caiz değildir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Aranızdan hanımlarına zıhâr yapanların hanımları onların anaları değildir. Onların anaları ancak onları doğuranlardır. Şüphe yok ki bunlar elbette çirkin ve yalan bir söz söylüyorlar.”(el-Mücadele, 58/2)“Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır.” Bu buyruktaki “evlâtlıklar” anlamına gelen “الأدعياء” kelimesi, kişinin kendisinden olmadığı halde çocuğu olduğunu iddia ettiği yahut onu evlatlık edinmiş olması sebebi ile kendisine nispet edilen çocuk demektir. Cahiliye döneminde ve İslâm’ın ilk yıllarında bu vardır. Yüce Allah, bu uygulamayı iptal edip ortadan kaldırmayı murat ettiğinden öncelikle bunun çirkinliğini ve böyle bir iddianın batıl ve yalan olduğunu açıklamıştır. Batıl ve yalan olan hiçbir şeyin ise Allah’ın şeriatında yeri yoktur. O nedenle Allah’ın kullarının da böyle bir vasfı kazanmamaları gerekir. O nedenle Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah, sizden olmadığı halde kendinize ait olduğunu ileri sürdüğünüz yahut size nispet edilen çocukları, sizin öz oğullarınız kılmamıştır. Sizin gerçek evlâtlarınız, sizden doğanlar, sizden olanlardır. Kendinize nispet ettiğiniz ama başkalarından olma olan çocuklara gelince bunlar, sizin kendi öz çocuklarınız gibi olamazlar. “Bunlar” sizin evlâtlıklar hakkında söylediğiniz: Bu filanın oğludur, yahut Onun babası falandır, şeklindeki sözleriniz “ağızlarınızla gevelediğiniz (boş) sözlerden ibarettir.” Yani bunun aslı da hiçbir anlamı da yoktur. “Allah, hakkı söyler.” Kesin doğru ve gerçek olanı bildirir. Bundan dolayı O, size buyrukları ve şeriati ile buna uymanızı emretmiştir. O’nun sözü de haktır, şeriati de haktır. Batıl olan söz ve fiiller ise hiçbir şekilde ona nispet edilemez. Bunların, O’nun hidâyeti ile hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü O, ancak dosdoğru ve hak olan yollara iletir. Her ne kadar iyi kötü hepsi O’nun meşîeti ile meydana gelmiş olsa da bu böyledir. Çünkü O’nun meşîeti hayır ve şer namına var olan her bir şeyi kuşatacak şekilde umumidir. Daha sonra Yüce Allah, onlara batıl iddiaları ihtiva eden önceki hallerini açıkça terk etmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır: 5. “Onları” yani evlat edindiğiniz kimseleri onların gerçek “babalarına nispet ederek çağırın. Bu Allah katında daha âdildir.” Daha doğru ve daha uygundur. “Eğer” gerçek “babalarını bilmiyorsanız onlar, din kardeşleriniz ve dostlarınızdır.” Yani bunlar, Allah’ın dininde sizin kardeşleriniz ve bu yolla sizin dostlarınız olan kimselerdir. O bakımdan onları gerçek iman kardeşliği ile ve bu esas üzere dostlukla çağırın. Onları evlat edinenlere nispet ederek çağırmayı terk etmek, kesin bir emirdir ve böyle bir şey yapmak caiz değildir. Öz babalarına nispet ederek çağırmaya gelince eğer babalarının kim oldukları biliniyor ise onlara nispet edilerek çağırılmalıdırlar. Şâyet babalarının kim oldukları bilinmiyor ise onlar hakkında bilinenle yetinilmelidir. Bu ise din kardeşliği ve din üzere dostluktur. Sakın babalarını bilmeyişiniz, onları kendilerini evlat edinenlere nispet ederek çağırmanıza mazeret olur, zannetmeyesin. Çünkü bu konudaki sakınca, bu bilmeyiş ile ortadan kalkmaz. Sizden herhangi bir kimse dili sürçüp yanlışlıkla “yaptığınız hatalardan dolayı” onu evlat edinen kimseye nispet edip çağırması sebebi ile “size bir günah yoktur.” Bundan dolayı sorumluluk söz konusu değildir. Yahut gerçekte babası olmamakla birlikte zahiren babası olduğu bilinen kimseye nispet ederek o şahsı çağıracak olursanız, hata ile olması halinde, bunda bir vebal yoktur. “Ama bile bile yaptıklarınız (böyle değildir).” Kasten caiz olmayan sözleri söylemenizden ötürü sizi sorumlu tutacaktır. “Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Günahlarınızı bağışlamış ve size merhamet etmiştir. Çünkü geçmişte yaptıklarınızdan dolayı sizi cezalandırmamıştır. Yaptığınız hataları da müsamaha ile karşılamıştır. Din ve dünyanızı ıslah eden hükümleri sizlere açıklaması da size olan merhametindendir. Bu sebeple Yüce Rabbimize hamd-ü senâlar olsun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kalp, mecazi olarak duygu ve düşünce merkezi anlamında da kul­lanılmaktadır. Gelecek âyetlerde bazı Câhiliye âdetleriyle münafıklardan söz edileceği, bu âdetlerin fıtrata ve gerçekliğe ters düştüğü, bir kimsenin iki tanrısı ve iki dini olamayacağı ifade edileceği için bunlara bir giriş ve dayanak olmak üzere vecize değerindeki şu cümleye yer verilmiştir: “Allah bir kişinin göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır.” Evet Allah insanda tek kişilik, tek vicdan ve tek akıl yaratmıştır. İdrak, duygu, karar ve iman bu yeteneklerle elde edilmektedir. İki yüzlüler, inanmış görünen ama içten inanmayanlar, gizli olarak farklı din taşıyanlar iki dinli değillerdir, onların da bir dini vardır, bu din İslâm’a aykırı olduğundan münafıklar da inkârcıdır; üstelik bu durumlarını menfaatleri sebebiyle gizledikleri için müslüman olmayanların en aşağı mertebesinde bulunmaktadırlar (Nisâ 4/145). Kezâ bir insanın karısı ile anasına, başkalarının çocukları ile kendi çocuklarına karşı duyguları farklıdır. Karının aynı zamanda ana, başkalarından olma çocukların öz evlât olabilmesi için insanın iki kalbi, iki kişiliği olması gerekir. Bu da olmadığına göre karısını anasına benzeten, –eski Arap geleneğine göre– “anam olsun, anamdır, bana haramdır” diyerek yemin eden kimsenin eşi onun anası ve dolayısıyla kendisine haram olmaz. İslâm’dan önce Araplar eşlerine, “Sen bana anamın sırtı gibisin” derler ve bu söz ile onları bosamış olur, mağdur ederlerdi. Zıhâr denilen bu boşama âdetini İslâm kınamış, kadınların zarar görmelerini engelleyecek hükümler getirmiştir (bilgi için bk. Mücadele 58/1-4). Bir başka Câhiliye uygulaması da babası belli olan veya olmayan çocukları evlât edinmek, onların gerçek soylarıyla ilişkilerini keserek kendi soylarına eklemek şeklinde oluyordu. Bir göğüste iki kalbin olmaması nasıl bir tabiat kanunu ise A’nın çocuğunun evlât edinme yoluyla B’nin çocuğu olamayacağı da bir fıtrat ve tabiat kanunudur. Ayrıca İslâm’ın koyduğu örtünme vecibesi, evlenme imkânı veya yasağı, çocuk-ebeveyn ilişkisi, karşılıklı haklar ve ödevler, miras gibi konulara dair kurallar da, çocuklarla gerçek ana babalarının soy bağlarının kesilip değiştirilmesine, başkalarına ait çocukların –yakın akraba olmayan ailelerde– ailenin bir ferdi gibi kalıp yaşamasına ters düşüyordu. Yapılmakta olan sosyal ve ahlâkî ıslahat içinde sıra bu âdetin kaldırılmasına gelmiş, “...babalarının soy adları ile anın” emri ile bu uygulamaya son verilmiştir. Tefsir kitaplarında bu münasebetle Hz. Peygamber’in evlâtlığı Zeyd b. Hârise’den söz edilir ve âyetin inişine onun bu durumunun sebep olduğu söylenir. Zeyd çocuk iken kendi kabilesinden zorla alınmış, köleleştirilerek satılmış, elden ele dolaşarak Hz. Hatice’ye gelmişti. Hatice Hz. Peygamber ile evlenince Zeyd’i de ona vermişti. Peygamberimiz onu âzat etti ve evlât edindi. Zeyd’in ailesi, Mekke’ye gelip çocuklarını bulmuşlardı. Peygamberimiz kendisini seçimde serbest bıraktığı halde Zeyd Allah’ın resulünü tercih etti, ailesi ile memleketine dönmedi. Bu âyet gelinceye kadar kendisine Muhammed oğlu Zeyd derlerdi, âyet gelince kendi babasına nisbet ederek Hârise oğlu Zeyd dediler. Artık o, Peygamber ailesinin bir ferdi değil, müslümanların din kardeşi, Hz. Peygamber’in sâdık bir bağlısı idi (İbn Kesîr, VI, 377; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1504 vd.). İslâm’a göre himayeye muhtaç çocuklara bakmak, onları beslemek, büyütmek sevaptır ve şerefli bir insanlık ödevidir. Sevgili Peygamberimiz “Kimsesiz çocukları koruması altına alan kimse ile ben, cennette yan yana iki parmak gibi beraber olacağım” buyurmuştur (Müslim, “Zühd”, 42). Ancak bunu yapmak için çocuğun kendi soy kütüğü ile ilişkisini kesmek, öz ana babasını unutturmak kimsenin hakkı olmadığı gibi kanunî mirasçıların arasına katmak, aile içinde mahremiyet bakımından öz evlât gibi davranmak da doğru ve gerekli değildir. Bunun yerine İslâm’ın tavsiyesi, koruma altına almak, bakmak, büyütmek, ihtiyaçlarını karşılamak; hukuk ve helâl-haram kuralları bakımından ona öz çocuk gibi değil, bir din kardeşi gibi muamele etmektir (ayrıca bk. Şûrâ 42/49-50).
Ahzâb Suresi 4. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah, hiçbir adamın göğsüne iki kalp koymamış ve eşlerinizi sizlere anneleriniz gibi haram konumunda kılmamıştır. Aynı şekilde üvey evladı da öz evlat konumuna koymamıştır. Şüphesiz ki zıhâr -kocanın karısını annesi ve kız kardeşi gibi kendisine haram kılması- ve evlat edinmek, İslam'ın hükmünü ortadan kaldırdığı cahiliye adetlerindendir. Zıhâr ve evlat edinme dillerinizde söylediğiniz fakat hakikatı olmayan sözlerinizdir. Eş, anne değildir; oğlu olduğu iddia edilen (üvey) çocuk da o kimsenin oğlu değildir. Allah -Subhânehû ve Teâlâ- kullarının amel etmesi için hakkı söyler ve O doğru yola iletir.