Önceki ayet· 10:21Sonraki ayet· 10:23

Yûnus Suresi 22. Ayet· 10:22

↗ Yûnus suresi
Mekki
هُوَ ٱلَّذِي يُسَيِّرُكُمۡ فِي ٱلۡبَرِّ وَٱلۡبَحۡرِۖ حَتَّىٰٓ إِذَا كُنتُمۡ فِي ٱلۡفُلۡكِ وَجَرَيۡنَ بِهِم بِرِيحٖ طَيِّبَةٖ وَفَرِحُواْ بِهَا جَآءَتۡهَا رِيحٌ عَاصِفٞ وَجَآءَهُمُ ٱلۡمَوۡجُ مِن كُلِّ مَكَانٖ وَظَنُّوٓاْ أَنَّهُمۡ أُحِيطَ بِهِمۡ دَعَوُاْ ٱللَّهَ مُخۡلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ لَئِنۡ أَنجَيۡتَنَا مِنۡ هَٰذِهِۦ لَنَكُونَنَّ مِنَ ٱلشَّـٰكِرِينَ
Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları anda ise Allah'ın dinine sarılarak, "Bizi bu tehlikeden kurtarırsan and olsun ki şükredenlerden oluruz" diye O'na yalvarırlar
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O'dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O yürütüyor sizi karada ve denizde. Diyelim, gemidesiniz: Gemiler, içindekileri latîf bir rüzgârla götürüyorlar. İçerdekiler ferah ve sevinç duymaktalar. Birden korkunç bir kasırga geliverdi. Her taraftan dalgalar üzerlerine çullandı. Çepeçevre kuşatıldıklarını düşünüp dini yalnız Allah'a özgüleyerek duaya koyuldular: "Eğer bizi şu durumdan kurtarırsan, yemin olsun, sana şükredenlerden olacağız."
Süleyman Ateş
Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Gemide olduğunuz zaman(ı düşünün): Gemiler, içinde bulunanları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü, ve (yolcular) bununla sevindikleri sırada, birden gemiye, şiddetli bir kasırga gelip de, her yerden gelen dalgalar onları sardığı ve artık kendilerinin tamamen kuşatıldıklarını (bir daha kurtulamayacaklarını) sandıkları zaman, dini, yalnız Allah'a halis kılarak O'na şöyle yalvarmağa başlarlar: "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, şükredenlerden olacağız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.0%
İngilizce
It is He who enables you to travel on land and sea until, when you are in ships and they sail with them by a good wind and they rejoice therein, there comes a storm wind and the waves come upon them from everywhere and they assume that they are surrounded, supplicating Allah, sincere to Him in religion, "If You should save us from this, we will surely be among the thankful
Fransızca
C'est Lui qui vous fait aller sur terre et sur mer, quand vous êtes en bateau. [Ces bateaux] les emportèrent, grâce à un bon vent. Ils s'en réjouirent jusqu'au moment où, assaillis par un vent impétueux, assaillis de tous côtés par les vagues, se jugeant enveloppés [par la mort], ils prièrent Allah, Lui vouant le culte [et disant]: «Certes, si Tu nous sauves de ceci, nous serons parmi les reconnaissants!»
İspanyolca
Él es Quien facilitó que puedan transitar por la tierra y por el mar. Cuando navegan con buenos vientos se complacen, pero si los sacude una fuerte tormenta y las olas los golpean por todos lados y creen que ya no tienen salvación, entonces invocan solamente a Dios con toda sinceridad diciendo: "Si nos salvas de ésta seremos de los agradecidos
Rusça
Он - Тот, Кто предоставил вам возможность путешествовать по суше и по морю. Вы путешествуете на кораблях, плывущих вместе с ними при благоприятном ветре, которому они рады. Но вдруг подует ураганный ветер, и волны подступят к ним со всех сторон. Они решат, что они окружены, и станут взывать к Аллаху, очищая перед Ним веру: «Если Ты спасешь нас отсюда, то мы будем одними из благодарных!»
Endonezce
Dialah Tuhan yang menjadikan kamu dapat berjalan di daratan, (dan berlayar) di lautan. Sehingga ketika kamu berada di dalam kapal, dan meluncurlah (kapal) itu membawa mereka (orang-orang yang ada di dalamnya) dengan tiupan angin yang baik, dan mereka bergembira karenanya; tiba-tiba datanglah badai dan gelombang menimpanya dari segenap penjuru, dan mereka mengira telah terkepung (bahaya), maka mereka berdoa dengan tulus ikhlas kepada Allah semata. (Seraya berkata), "Sekiranya Engkau menyelamatkan kami dari (bahaya) ini, pasti kami termasuk orang-orang yang bersyukur
Bengalce
তিনিই তোমাদের ভ্রমন করান স্থলে ও সাগরে। এমনকি যখন তোমরা নৌকাসমূহে আরোহণ করলে আর তা লোকজনকে অনুকূল হাওয়ায় বয়ে নিয়ে চলল এবং তাতে তারা আনন্দিত হল, নৌকাগুলোর উপর এল তীব্র বাতাস, আর সর্বদিক থেকে সেগুলোর উপর ঢেউ আসতে লাগল এবং তারা জানতে পারল যে, তারা অবরুদ্ধ হয়ে পড়েছে, তখন ডাকতে লাগল আল্লাহকে তাঁর এবাদতে নিঃস্বার্থ হয়ে যদি তুমি আমাদেরকে এ বিপদ থেকে উদ্ধার করে তোল, তাহলে নিঃসন্দেহে আমরা কৃতজ্ঞ থাকব।
Çince
安拉使你们在陆上和海上旅行。当你们坐在船中,乘顺风而航行,并因风而欣喜的时候,暴风向船袭来,波涛从各处滚来,船里的人猜想自己已被包围,他们虔诚地祈祷安拉:“如果你使我们脱离这次灾难,我们必定感谢你。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey insanlar!- Sizleri karada ayaklarınızın ve bineklerinizin üzerinde yürüten O'dur. Denizde gemiler içerisinde sizleri götüren de O'dur. Öyle ki sizler, denizde gemide güzel bir rüzgâr ile mutlu bir şekilde akıp giderken yolcular bu güzel rüzgara sevindiler. Onlar sevinç içindeyken çok kuvvetli bir rüzgar gelir de her taraftan öyle dalgalar gelmeye başlar ki onlar bu dalgalar sebebi ile helak olacaklarını zannettiler. Dini yalnızca Allah'a halis kılıp O'na hiçbir şeyi ortak koşmayarak: Eğer bizi bu helak edici zorluktan kurtarırsan bize bahşettiğin nimetlerden dolayı mutlaka sana şükredenlerden olacağız" diye Allah'a dua ederek yalvarırlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
22- Sizi karada ve denizde gezdiren O’dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindeki yolcuları hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve yolcular da bu rüzgar dolayısıyla sevindikleri sırada gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar. Dalgalar dört bir taraftan yolculara hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatılıp (sonlarının geldiğini) anlarlar. İşte o vakit dini yalnızca Allah’a halis kılarak şöyle dua ederler:“Andolsun eğer bizi bu halden kurtarırsan kesinlikle şükredenlerden olacağız.” 23- Ama Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki yeryüzünde (yine) haksız yere taşkınlık ediyorlar. Ey insanlar! Taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. (Onunla sadece) dünya hayatının menfaatini elde edersiniz. Sonra dönüşünüz bize olacak ve biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. 22. Yüce Allah, sıkıntıdan sonra rahmetin, zorluktan sonra kolaylığın gelmesi halinde insanların tavrı ile ilgili genel kuralı söz konusu ettikten sonra burada da bunu teyit eden bir durumu zikretmektedir. Bu da onların denizdeki şiddetli durum ve korkulu son karşısındaki halleridir. İşte yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizi karada ve denizde” bu ikisinde de sizin için kolaylaştırdığı sebepler ve size gösterdiği yollar ile kolaylık sağlayarak “gezdiren O’dur. Hatta siz” denizlerde yol alan “gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de içindeki yolcuları” arzularına uygun, rahatsız etmeyen ve zorluk çıkarmayan “hoş bir rüzgarla alıp götürdüğü ve yolcular da bu rüzgar dolayısıyla sevindikleri” böylelikle de huzur içinde bulundukları bir “sırada gemiye şiddetli” esen “bir fırtına gelip çatar. Dalgalar dört bir taraftan yolculara hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatılıp (sonlarının geldiğini) anlarlar” yani helâk olacaklarına inanırlar “İşte o vakit” bütün yaratıklarla olan bağları kesilir ve bu sıkıntıdan kendilerini yalnızca Allah’ın kurtaracağını anlarlar. O nedenle de “dini yalnızca Allah’a halis kılarak” ve mutlaka yerine getireceklerine dair bir söz vererek “şöyle dua ederler: Andolsun eğer bizi bu halden kurtarırsan kesinlikle şükredenlerden olacağız.” 23. “Ama Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki yeryüzünde (yine) haksız yere taşkınlık ediyorlar” Yani o sıkıntıyı da o yaptıkları duayı da kendileri adına verdikleri sözü de unutuverirler. Sıkıntılardan kendilerini kurtaramayacağını ve darlıkları önleyemeyeceğini itiraf ettikleri varlıkları Allah’a ortak koşarlar. Halbuki sıkıntılı hallerde ibadetlerini yalnızca Allah’a halis kıldıkları gibi, rahat ve bolluk hallerinde böyle bir ihlâs ile Allah’a ibadet etmeleri gerekmez mi?! Ancak bu azgınlığın, bu haddi aşmanın vebali onlara döner. Yüce Allah bunu da şöyle açıklamaktadır:“Ey insanlar! Taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. (Onunla sadece) dünya hayatının menfaatini elde edersiniz.” Sizin bu azgınlıkla ve Allah’a ihlastan kaçışınızla elde etmeyi umabileceğiniz en ileri şey, dünya hayatının çabucak geçen ve hepsi de yok olmaya mahkum değersiz menfaatinden ve önemsiz makamlardan başkası değildir. Sonra istemeseniz dahi bütün bunları bırakıp orayı terk edeceksiniz. “Sonra” kıyamet gününde “dönüşünüz bize olacak ve biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz.” Bu, davranışlarını sürdürmemeleri için ileri derecede bir uyarı ve sakındırmadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Allah’a mahsus işaretler, deliller üzerinde hile yapmak” çeşitli şekillerde olmaktadır; âyette zikredildiği gibi “Allah müşrikleri lutuf olarak bir sıkıntıdan kurtardığı, böylece onlara varlık ve birliğinin işaretini verdiği halde bu lutfun putlardan geldiğini ifade etmek, sıkıştıklarında Allah’a sığınıp bir daha kötülük yapmayacaklarına söz verdikleri halde O’nun lutfuyla selâmete çıkınca yine haksızlık ve günahkârlık yoluna sapmak” bunun tipik örnekleridir.
Yûnus Suresi 22. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey insanlar!- Sizleri karada ayaklarınızın ve bineklerinizin üzerinde yürüten O'dur. Denizde gemiler içerisinde sizleri götüren de O'dur. Öyle ki sizler, denizde gemide güzel bir rüzgâr ile mutlu bir şekilde akıp giderken yolcular bu güzel rüzgara sevindiler. Onlar sevinç içindeyken çok kuvvetli bir rüzgar gelir de her taraftan öyle dalgalar gelmeye başlar ki onlar bu dalgalar sebebi ile helak olacaklarını zannettiler. Dini yalnızca Allah'a halis kılıp O'na hiçbir şeyi ortak koşmayarak: Eğer bizi bu helak edici zorluktan kurtarırsan bize bahşettiğin nimetlerden dolayı mutlaka sana şükredenlerden olacağız" diye Allah'a dua ederek yalvarırlar.