Önceki ayet· 12:55Sonraki ayet· 12:57

Yûsuf Suresi 56. Ayet· 12:56

↗ Yûsuf suresi
Mekki
وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي ٱلۡأَرۡضِ يَتَبَوَّأُ مِنۡهَا حَيۡثُ يَشَآءُۚ نُصِيبُ بِرَحۡمَتِنَا مَن نَّشَآءُۖ وَلَا نُضِيعُ أَجۡرَ ٱلۡمُحۡسِنِينَ
Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yusuf'u böylece o memlekete yerleştirdik; istediği yerlerde oturabilirdi. Rahmetimizi tıpkı bu misalde olduğu gibi istediğimize veririz; iyi davrananların ecrini zayi etmeyiz
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İşte böylece biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz.
Süleyman Ateş
Böylece biz Yusuf'a o ülke'de iktidar verdik. Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız, güzel davrananların ecrini zayi etmeyiz.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
And thus We established Joseph in the land to settle therein wherever he willed. We touch with Our mercy whom We will, and We do not allow to be lost the reward of those who do good
Fransızca
Ainsi avons-nous affermi (l'autorité de) Joseph dans ce territoire et il s'y installait là où il le voulait. Nous touchons de Notre miséricorde qui Nous voulons et ne faisons pas perdre aux hommes de bien le mérite [de leurs œuvres]
İspanyolca
Así fue como hice a José gobernar la tierra [de Egipto], donde pudo establecerse a su gusto. Concedo Mi misericordia a quien quiero, y no dejo que se pierda la recompensa de los que hacen el bien [en este mundo]
Rusça
Так Мы наделили Йусуфа (Иосифа) властью на земле. Он мог поселиться там, где желал. Мы одаряем Своей милостью, кого пожелаем, и не теряем вознаграждения творящих добро
Endonezce
Dan demikianlah Kami memberi kedudukan kepada Yusuf di negeri ini (Mesir); untuk tinggal dimana saja yang dia kehendaki. Kami melimpahkan rahmat kepada siapa yang Kami kehendaki dan Kami tidak menyia-nyiakan pahala orang-orang yang berbuat baik
Bengalce
এমনিভাবে আমি ইউসুফকে সে দেশের বুকে প্রতিষ্ঠা দান করেছি। সে তথায় যেখানে ইচ্ছা স্থান করে নিতে পারত। আমি স্বীয় রহমত যাকে ইচ্ছা পৌছে দেই এবং আমি পূণ্যবানদের প্রতিদান বিনষ্ট করি না।
Çince
我这样使优素福在国内获得权力,在他所要的地方占优势,我把我的慈恩降给我所意欲者,我不会让行善者徒劳无酬。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yusuf'un suçsuzluğunu ispat ederek ve hapisten kurtararak lütufta bulunduğumuz gibi, Mısır'da kalmasına da imkan sağladık. Dilediği yere gelip orada konaklardı. Dünyada rahmetimizi dilediğimiz kulumuza veririz. İyilik edenleri mükâfatsız bırakmayız. Bilakis eksiksiz olarak tam bir şekilde karşılığını veririz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
50- Hükümdar “Onu bana getirin.” dedi. Bunun üzerine elçi yanına gelince (Yusuf) dedi ki: “Efendine dön de o ellerini kesen kadınların durumu neymiş, diye sor. Şüphe yok ki benim Rabbim o kadınların tuzaklarını çok iyi bilendir.” 51- (Hükümdar onları toplayıp) dedi ki: “Yusuf’tan murad istediğiniz zaman durumunuz ne idi?” Kadınlar: “Allah'ı tenzih ederiz! Biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz” dediler. Aziz’in karısı da şöyle dedi:“Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben ona sahip olmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.” 52- “Bu, gıyabında ona hıyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir.” 53- “Bununla beraber ben nefsimi de temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, şüphesiz var gücüyle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettikleri müstesnâdır. Çünkü Rabbim çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” 54- Hükümdar:“Onu bana getirin de kendime has (danışman) kılayım” dedi. Onunla konuşunca da şöyle dedi:“Sen bugün nezdimizde önemli bir mevki sahibi ve güvenilir birisin.” 55- Dedi ki:“Beni ülkenin hazine işlerinin başına tayin et. Çünkü ben (bu konuda), oldukça titiz ve bilgiliyim.” 56- İşte böylece o ülkede Yusuf’a iktidar imkanı verdik. O, orada dilediği yerde konaklardı. Biz rahmetimizi dilediğimize veririz. İyilik sahiplerinin de ecrini zayi etmeyiz. 57- İman edip de takva üzere olanlar için âhiret mükâfatı ise elbette daha hayırlıdır. 50. “Hükümdar” yanında bulunanlara “Onu bana getirin, dedi.” Yani Yusuf aleyhisselam’ın hapishaneden çıkartılmasını ve yanına getirilmesini emretti. “Bunun üzerine elçi yanına gelince” ve ona çıkıp hükümdarın yanına gitmesini emredince Yusuf tam anlamı ile suçsuzluğu ortaya çıkmadıkça zindandan çıkmak istemedi. Bu ise onun sabrı, mükemmel akıl ve görüş sahibi oluşunun bir neticesi idi. Gelen elçiye “dedi ki: Efendine” yani hükümdara “dön de o ellerini kesen kadınlara durumu neymiş, diye sor.” Ona bu kadınların durumlarının ne olduğunu, başlarından geçen olayın mahiyetini sor. Onların durumu gâyet açık bir şekilde ortadadır. “Şüphe yok ki benim Rabbim o kadınların tuzaklarını çok iyi bilendir.” 51. Hükümdar, bunun üzerine o kadınları huzuruna getirtti:“Dedi ki: Yusuf’tan murad almak istediğiniz zaman durumunuz ne idi?” Siz onda insanı şüpheye düşürecek bir hal gördünüz mü? “Kadınlar” hep birlikte onun bu işlerden uzak olduğunu belirttiler ve: “Allah'ı tenzih ederiz; biz onun hiçbir kötülüğünü bilmiyoruz, dediler.” Az olsun, çok olsun onun bir kötülük işlediğini bilmiyoruz. Artık Yusuf’u itham etmeyi gerektiren sebep ortadan kalkmış ve geriye sadece Aziz’in karısının durumu ve onun bu konudaki kanaati kalmıştı. Bunun üzerine “Aziz’in karısı da şöyle dedi: Şimdi gerçek ortaya çıktı.” Daha önce biz onu hapse atılmasını gerektirecek şekilde itham ederken, ona kötülük isnad ederken artık gerçek açıkça ortaya çıkmış bulunuyor. “Ben ona sahip olmak istemiştim. Şüphesiz ki o” sözlerinde ve suçsuzluk iddiasında “doğru söyleyenlerdendir.” 52. “Bu” yani benim Yusuf’tan murad almak istediğime dair bu ikrarım “gıyabında ona hıyanet etmediğimi…” Bu sözleri ile kocasını kasdetmiş olma ihtimali vardır. Yani ben, bu ikrarda bulunup da Yusuf’tan murad almak istediğimi söyledim, ancak bu, onun gıyabında kendisine hıyanet etmediğimi bilsin diyedir. Yani ben sadece ondan murad almak istedim, ama onun namusuna leke sürmedim. Bu sözleri ile şunu kasdetmiş olma ihtimali de vardı: Yusuf’tan murad almak isteyenin ben olduğumu, onun da doğru sözlü olduğunu ikrar ettiğimde onun, yanımda bulunmadığı sırada ona hainlik etmediğimi Yusuf’un bilmesi içindir. “ve Allah’ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir.” Çünkü hainlik eden herkesin bu hainlik ve tuzağının kendi başına dönmesi ve işinin mutlaka açığa çıkması kaçınılmaz bir şeydir. 53. Kadının söylediği bu ifadelerde bir bakıma kendisini temize çıkarma anlamı bulunduğundan ve Yusuf ile ilgili kendisinin herhangi bir günahı olmadığı anlaşılır gibi olduğundan, bunu telafi etmek kastı ile şunları söylemiştir:“Bununla beraber ben nefsimi” Yani ben kendimi Yusuf’tan murad almak, bunun için çalışmak, bunu şiddetle arzulamak ve bunun için de gerekli planı kurmaktan yana “temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şüphesiz var gücüyle kötülüğü emreder.” Her nefis sahibine kötülüğü çokça emreder. Yani hayasızlığı ve diğer günahları işlemesini ister. Çünkü nefis şeytanın bineğidir. Onun vasıtası ile şeytan insanı saptırır. “Ancak Rabbimin merhamet ettikleri” Allah’ın, kötülüğü emreden nefsine karşı koruduğu, böylece nefsi Rabbine doğru huzurla giden, hidâyet davetçisine itaat eden ve helake çağırana karşı koyan kimseler “müstesnâdır.” Bu ise nefsin kendisinden değil, aksine Allah'ın kuluna olan lütuf ve rahmetindendir. “Çünkü Rabbim çok bağışlayıcıdır,” Günah işleme cesaretini gösteren kimselere tevbe edip Allah’a yöneldikleri takdirde günahlarını bağışlar; “pek merhametlidir.” tevbesini kabul etmesi ve salih amelleri işleme muvaffakiyetini vermesi sureti ile de merhamet eder. Bu ayetin tefsirinde doğru olan, bu sözlerin Yusuf’un sözleri değil de Aziz’in hanımının sözlerinden olduğudur. Çünkü ifadeler, Aziz’in hanımının sözlerinin devamı niteliğindedir. Yusuf da o vakit hapishanede bulunuyordu, henüz çıkmamıştı. 54. Hükümdar ve insanlar, Yusuf’un tam anlamı ile masum olduğunu anlayınca hükümdar, Yusuf’a haber gönderdi:“Onu bana getirin de onu kendime has (danışman) kılayım, dedi.” Onu kendimin en has, en yakın adamlarımdan kılayım. Onlar da onu saygı ve ihtiram ile getirdiler. “Onunla konuşunca da” hükümdar onun sözlerini beğendi ve nezdindeki konumunu daha da yükselterek ona şöyle dedi: “Bugün sen bizim nezdimizde önemli bir mevki sahibi ve güvenilir birisin.” Sırlarımızı sana güvenerek teslim edebiliriz. 55. Yusuf kamu menfaatine ait bir işe talip olarak “dedi ki: beni ülkenin hazine işlerinin başına tayin et.” Arazilerden toplanacak gelirlerin başına görevli bir sorumlu ve idareci olarak ata. “Çünkü ben (bu konuda) oldukça titiz ve bilgiliyim” üzerime aldığım görevi gereği gibi yerine getiririm. Ondan hiçbir şey boşa gitmez ve olması gereken yerden başkasına konmaz. Gireni, çıkanı da iyi tespit ederim. Bu işin idare ediliş şeklini verme, vermeme ve her türlü tasarruf keyfiyetini çok iyi bilenim. Yusuf’un bu talebi, kamu yönetiminin başına getirilmesi için bir hırstan kaynaklanmıyordu. Aksine kamuya faydalı olmayı arzuladığından dolayı bu talepte bulunmuştu. Ayrıca kendisinin bu konuda onların bilmediği derecede bir yeterliliğe, güvenilirliğe ve titizliğe sahip olduğunu biliyordu. Bundan dolayı hükümdardan kendisini ülkenin hazinelerinin başına getirmesini istedi. Hükümdar da onu yeryüzü hazinelerinin başına getirdi ve bu görevi ona verdi. 56. Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“İşte böylece” yani sözü edilen bu sebepler ve mukaddimelerle “o ülkede Yusuf’a iktidar imkanı verdik. O, orada dilediği yerde konaklardı.” Rahat bir yaşayış, bol nimetler ve oldukça büyük ve yetkili bir mevkide bulunuyordu. “Biz rahmetimizi dilediğimize veririz.” Bu, Yüce Allah’ın Yusuf’a ihsan ettiği, onun için takdir ettiği bir rahmetidir. Ayrıca onun bu rahmeti dünya nimetiyle de sınırlı değildir. “İyilik sahiplerinin de ecrini zayi etmeyiz.” Yusuf aleyhisselam ise iyilik sahiplerinin efendileri arasında yer alır. Bu yüzden onun için dünyada da iyilik, âhirette de iyilik vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 57. “İman edip de takvâ üzere olanlar” yani hem takvâ hem de imanı şahsında toplayanlar “için âhiret mükâfatı ise” dünya mükâfatından “elbette daha hayırlıdır.” Çünkü takva ile büyük olsun, küçük olsun haram olan bütün işler terk edilir. Tam bir iman ile de kalp, Yüce Allah’ın tasdik edilmesini emrettiği şeyleri tasdik eder. Bunun arkasından farz ve müstehab olan kalbî ameller ve azalar ile yapılan ameller gelir. Yusuf aleyhisselam hazine işlerinin başına geçtikten sonra o işleri en güzel şekilde düzenledi ve yönetti. Bütün Mısır topraklarında verimli yıllar boyunca çok büyük ölçülerde ziraat yaptı ve onlar için büyük mahzenler hazırladı. Çok büyük miktarda yiyecek topladı, onları muhafaza etti ve tam anlamı ile koruma altına altı. Kıtlık yılları gelip de etrafta yaygın bir şekilde kendisini hissettirince etkileri, Yakub ve oğullarının ikamet ettiği Filistin topraklarına kadar vardı. Yakub da Mısır’dan azık getirmek üzere oğullarını oraya gönderdi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kral, Hz. Yûsuf hakkında edindiği bilgilerden onun yüksek karaktere sahip, ülke yönetiminde liyakatli biri olduğunu anladı ve tereddüt etmeksizin onu devletinde yüksek bir makama getirdi. Maliyenin yönetimini ona teslim etti ve tam yetki verdi. Olaylar Yûsuf’un, kralın rüyasını yorumladığı gibi cereyan etti. Hz. Yûsuf, gereken tedbiri alarak bolluk yıllarında tarıma önem verdi, üretimi arttırdı, ihtiyaç fazlası ürünleri depoladı. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer depolanmış olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Çünkü kıtlık sadece Mısır’da değil, Kuzey Arabistan, Ürdün, Filistin ve Suriye’de de etkisini göstermiş, bu bölgelerin halkı da yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Ancak Hz. Yûsuf’un aldığı tedbirler sayesinde Mısır halkı kıtlık yıllarını rahatlıkla geçirdi, hatta erzak fazlasını ihraç etti. Her taraftan insanlar gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Hz. Ya‘kūb da Yûsuf’un öz kardeşi Bünyâmin hariç, diğer oğullarını erzak almak için Mısır’a gönderdi. 50-57. ayetler grubundan çıkan sonuca göre üretim, tasarruf ve ekonomi yönetiminin ehil ellerde olması iktisadın temel ilkelerindendir.
Yûsuf Suresi 56. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yusuf'un suçsuzluğunu ispat ederek ve hapisten kurtararak lütufta bulunduğumuz gibi, Mısır'da kalmasına da imkan sağladık. Dilediği yere gelip orada konaklardı. Dünyada rahmetimizi dilediğimiz kulumuza veririz. İyilik edenleri mükâfatsız bırakmayız. Bilakis eksiksiz olarak tam bir şekilde karşılığını veririz.