Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler
Elmalılı Hamdi Yazır
O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O'nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, "Kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz!" dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: "Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir."
Süleyman Ateş
Gökleri ve yeri altı günde yaradan O'dur. O zaman Arş'ı su üzerinde idi. (Bu kainatı yarattı) Ki, hanginizin daha güzel iş yaptığınızı denesin. Böyle iken yine sen: "Öldükten sonra diriltileceksiniz" desen, inkar edenler, mutlaka: "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir." derler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.5%
İngilizce
And it is He who created the heavens and the earth in six days - and His Throne had been upon water - that He might test you as to which of you is best in deed. But if you say, "Indeed, you are resurrected after death," those who disbelieve will surely say, "This is not but obvious magic
Fransızca
Et c'est Lui qui a créé les cieux et la terre en six jours, - alors que Son Trône était sur l'eau, - afin d'éprouver lequel de vous agirait le mieux. Et si tu dis: «Vous serez ressuscités après la mort», ceux qui ne croient pas diront: «Ce n'est là qu'une magie évidente»
İspanyolca
Él es Quien ha creado los cielos y la Tierra en seis eras, y Su Trono se encontraba sobre el agua, para probar quiénes de ustedes obran mejor. Si les dices [¡oh, Mujámmad!]: "Serán resucitados después de la muerte", dirán los que se niegan a creer: "Esto no es sino hechicería evidente
Rusça
Он - Тот, Кто создал небеса и землю за шесть дней, когда Его Трон находился на воде, дабы испытать, чьи деяния будут лучше. Если ты скажешь: «Вы будете воскрешены после смерти», - то неверующие скажут: «Это - не что иное, как очевидное колдовство!»
Endonezce
Dan Dialah yang menciptakan langit dan bumi dalam enam masa, dan Arasy-Nya di atas air, agar Dia menguji siapakah diantara kamu yang lebih baik amalnya. Jika engkau berkata (kepada penduduk Mekkah), "Sesungguhnya kamu akan dibangkitkan setelah mati," niscaya orang kafir itu akan berkata, "Ini hanyalah sihir yang nyata
Bengalce
তিনিই আসমান ও যমীন ছয় দিনে তৈরী করেছেন, তাঁর আরশ ছিল পানির উপরে, তিনি তোমাদেরকে পরীক্ষা করতে চান যে, তোমাদের মধ্যে কে সবচেয়ে ভাল কাজ করে। আর যদি আপনি তাদেরকে বলেন যে, "নিশ্চয় তোমাদেরকে মৃত্যুর পরে জীবিত ওঠানো হবে, তখন কাফেরেরা অবশ্য বলে এটা তো স্পষ্ট যাদু
Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, bütün azamet ve büyüklüğüne rağmen gökleri ve yeri ve her ikisinde bulunanları altı günde yaratandır. Bunları yaratmadan önce arşı su üzerinde idi. Ey İnsanlar!- O; bunları, sizleri imtihan etmek için yarattı. Zira sizin hanginiz en güzel ameli işleyerek, Yüce Allah'ı razı edecek ve hanginiz de kötü amel işleyerek O'nu gazaplandıracaktır. En sonunda yüce Allah herkese yaptığının karşılığını verecektir. -Ey Peygamber!- Şayet sen, onlara: -Ey insanlar!- Sizler, hesaba çekilmek için ölümünüzden sonra muhakkak diriltileceksiniz desen, Allah'ı inkâr eden bu kimseler yeniden diriltilmeyi de inkâr ederek şöyle derler: Senin okumuş olduğun bu Kur'an sihirden başka bir şey değildir. Bu apaçık bir batıldır, derler.
7- Arş’ı su üzerinde iken hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için gökleri ve yeri altı günde yaratan, O’dur. Andolsun ki:“Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler. 8- Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek mutlaka:“Onu alıkoyan nedir?” derler. Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir ve alay etmekte oldukları şey de onları çepeçevre kuşatacaktır.
7. Yüce Allah “gökleri ve yeri altı günde” yarattığını haber vermektedir. Bu yaratmanın birinci günü pazar, sonuncu günü de Cumadır. O, gökleri ve yeri yarattığında “Arş’ı su üzerinde” yedinci semanın üstünde idi. Gökleri ve yeri yaratmasından sonra arşın üzerine istivâ etti. İşleri istediği gibi idare etmekte, kaderî ve şer’î hükümleri ile dilediği gibi tasarrufta bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki “hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için” buyurmaktadır. Yani O, sizi imtihana çekmek için böyle yapmıştır. Göklerde ve yerde bulunan her şeyi sizin için yaratmış, emir ve yasakları ile sizi sınamak istemiştir. Ta ki hanginizin daha güzel amelde bulunacağı ortaya çıksın. Fudayl b. İyad -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir:“En güzel amel, en ihlaslı ve en doğru olan ameldir.” Ona: “En güzel ve en doğru amel ne demektir?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Amel ihlasla yapılmakla birlikte doğru olmazsa kabul olunmaz, amel doğru olmakla birlikte ihlaslı olmazsa yine kabul olunmaz. Mutlaka hem ihlaslı, hem de doğru olması gerekir. İhlaslı amel, onun Allah rızası için yapılması demektir. Doğru amel ise yapılan amelde şeriata ve sünnete tâbi olmak demektir.[30] Bu ayet, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzzemektedir: “Ben cinleri de insanları da -başka bir şey için değil- sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 51/56)“Allah yedi gök ve yerden de onlar gibisini yaratandır. Buyruğu onlar arasında iner durur. Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bilesiniz diye.”(et-Talâk, 65/12) Yüce Allah insanları kendisine ibadet etsinler, isim ve sıfatları ile kendisini tanısınlar diye yaratmış ve onlara bu emri vermiştir. Her kim bu emre boyun eğer ve emrolunduğunu yerine getirirse şüphesiz ki o, başarı ve mutluluğa erenlerden olur. Kim de bundan yüz çevirirse işte onlar hüsrana uğrayanlardandır. Şüphesiz ki Allah, onları kendilerine vermiş olduğu emir ve yasaklar dolayısı ile sorguya çekip amellerin karşılığını vereceği âhiret yurdunda bir araya getirecektir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah müşriklerin yalanlamalarına karşılık vereceği cezayı şöylece söz konusu etmektedir:“Andolsun ki: “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler.” Yani bunlara ölümden sonra diriliş olduğunu haber verecek olsan seni doğrulamazlar. Aksine en ileri derecede yalanlarlar ve bu getirdiğini tenkit ederek:““Bu, ancak apaçık bir sihirdir, derler.” Oysa bu, apaçık hakkın ta kendisidir.
8. “Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek” yani belli bir süreye kadar erteleyecek olsak, onun geciktiğini ileri sürerek cahilliklerinden ve zulümlerinden “mutlaka: “Onu alıkoyan nedir?” derler.” Bu, zımnen gelecek olan azâbı yalanlamaktır. Azabın başlarına hemen gelmemesini, azâbın geleceğini haber veren peygamberin yalan söylediğine delil gösterirler. Böyle bir delillendirme, haktan ne kadar da uzaktır! “Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir.” Durumları hakkında düşünme ve değerlendirmede bulunma imkânı dahi bulamayacaklardır. “ve alay etmekte oldukları şey de” azâp da “onları çepeçevre kuşatacaktır.” Onun gerçekleşeceğini haber verenin yalancı olduğunu kesin olarak ileri sürecek kadar ehemmiyetsiz gördükleri o azâp, onları çepeçevre kuşatacak ve tepelerine inecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah Teâlâ, önceki âyette ilim ve kudretinin sonsuzluğunu gösteren delillere değindikten sonra, burada da o sıfatlarının tecellileri ve eserlerinden olan gökleri ve yeri yaratanın kendisi olduğunu ifade ederek, yine ilminin ve kudretinin sonsuzluğuna işaret etmektedir. Burada “gökler ve yer” ifadesinin onlardaki diğer varlıkları da içerdiğinde şüphe yoktur. Nitekim yüce Allah başka âyetlerde bu ikisinin arasında bulunan varlıkları da kendisinin yarattığını ifade buyurmuştur (meselâ bk. Furkan 25/59; Rûm 30/8; Duhân 44/38; Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yaratması ve arş hakkında bk. A‘râf 7/54; Elmalılı, III, 2171-2185).
Burada anlatılan arşın mahiyeti bilinmediği gibi suyun mahiyeti de bilinmediği için “Allah’ın arşının su üzerinde olması” müteşâbih kalmakta, bundan maksadın ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir (müteşâbih hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/7). Bu sebeple “Bundan ne kastedildiğini Allah Teâlâ daha iyi bilir” demekle yetinmek en uygun yoldur.Allah Teâlâ insanların hangisinin daha güzel davranacağını denemek için gökleri ve yeri yarattığını; başka bir ifadeyle göklerin ve yerin yaratılış hikmetinin insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini denemek olduğunu ifade buyurmuştur. Çünkü yer ve göklerin nimetlerinden faydalananlar insanlardır. Nitekim Kur’an-ı Kerîm’de yeryüzünde ne varsa hepsinin insanlar için yaratılmış olduğu (bk. Bakara 2/29), göklerde ve yerde bulunan her varlık ve imkânın Allah’ın bir lutfu olarak insanın emrine verildiği bildirilmektedir (bk. Câsiye: 45/13); insanın yaratılışındaki hikmet ise yaratana kulluk etmektir (bk. Zâriyât, 51/56). Sonuçta göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Allah’a kulluk etmeye imkân vermek, ortam oluşturmak üzere yaratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yer ve göklerin insanlığa hizmetinin yanında daima yüce Allah’ı tesbih ettiği de bildirilmiştir (bk. İsrâ 17/44). Buna göre insan dışındaki varlıklar da ilâhî iradeye boyun eğerek bir mânada O’na kulluk etmektedirler.
“Düzmece” diye tercüme ettiğimiz sihr kelimesi sözlükte, “bir şeyi aslî durumundan çıkarıp başka bir duruma sokmak, mahiyetini değiştirmek” anlamlarına gelmektedir (bk. Âsım Efendi, Kamus Tercemesi, “sihr” md.); dolayısıyla sahte ve gerçek dışı olan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek mânasında düzmece kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanıldığı görülmektedir. Bağlam dikkate alındığında burada sihr kelimesinden bu mânanın kastedildiği anlaşılır. Zira âhirete inanmayanlara dünyada yaptıklarından hesaba çekileceklerini haber vermek üzere, “Öldükten sonra mutlaka diriltileceksiniz” denildiğinde, “Bu apaçık bir sihirdir” diye verdikleri cevaptan maksatları bilinen (büyü) anlamındaki sihir değil, onlara göre varlıklıların dünya hayatının tadını çıkarmalarını engellemek, fakir ve yoksulları da avutmak maksadıyla ortaya atılmış düzmece sözlerdir.
“Bu, apaçık bir düzmecedir” cümlesindeki işaret zamirini müfessirler farklı anlamlarda yorumlamışlardır: ☼a) “Öldükten sonra dirileceklerine dair” olan bu söz, insanları dünya nimetlerinden mahrum etmek, onları kendinize boyun eğdirip itaat ettirmek için uydurduğunuz bir hiledir.
☼b) Bundan maksat Kur’an’dır yani öldükten sonra dirilme olayının gerçekleşeceğini söyleyen Kur’an sihir gibi bâtıl, gerçek olmayan bir düzmecedir. Dolayısıyla ona hiçbir konuda inanılamaz ve güvenilemez.
Ayrıca sihr kelimesinin sehir veya sâhir şeklindeki farklı kıraatine göre cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Bu (Muhammed) düpedüz bir sihirbazdır” (Zemahşerî, II, 260; Râzî, XVII, 188 vd.; sihir hakkında bilgi için bk. Bakara 2/102).
Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, bütün azamet ve büyüklüğüne rağmen gökleri ve yeri ve her ikisinde bulunanları altı günde yaratandır. Bunları yaratmadan önce arşı su üzerinde idi. Ey İnsanlar!- O; bunları, sizleri imtihan etmek için yarattı. Zira sizin hanginiz en güzel ameli işleyerek, Yüce Allah'ı razı edecek ve hanginiz de kötü amel işleyerek O'nu gazaplandıracaktır. En sonunda yüce Allah herkese yaptığının karşılığını verecektir. -Ey Peygamber!- Şayet sen, onlara: -Ey insanlar!- Sizler, hesaba çekilmek için ölümünüzden sonra muhakkak diriltileceksiniz desen, Allah'ı inkâr eden bu kimseler yeniden diriltilmeyi de inkâr ederek şöyle derler: Senin okumuş olduğun bu Kur'an sihirden başka bir şey değildir. Bu apaçık bir batıldır, derler.