Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yahut altı üstüne gelmiş bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" dedi, "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi, "Hayır yüz yıl kaldın, yiyeceğine içeceğine bak, bozulmamış; eşeğine bak ve hem seni insanlar için bir ibret kılacağız, kemiklere bak, onları nasıl birleştirip, sonra onlara et giydiriyoruz" dedi; bu ona apaçık belli olunca, "Artık Allah'ın her şeye Kadir olduğuna inanmış bulunuyorum" dedi
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ya şu kişi gibisini görmedin mi? Çatıları çökmüş, duvarları-damları yere inmiş bir kente uğramıştı da şöyle demişti: "Allah şurayı ölümünden sonra nasıl hayata kavuşturacak?" Bunun üzerine Allah, o kişiyi yüz yıllık bir süre için öldürmüş, sonra diriltmişti. "Ne kadar bekledin?" demişti. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar bekledim." dedi. "Hayır, dedi, aksine sen, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak! Henüz bozulmamış. Eşeğine bak! Seni insanlara bir ibret yapalım diyedir bu. Kemiklere bak, nasıl yerli yerince düzenliyoruz onları ve sonra et giydiriyoruz onlara." İş kendisi için açıklık kazanınca şöyle dedi o: "Allah'ın her şeye kadir olduğunu biliyorum."
Süleyman Ateş
Yahut şu kimse gibisini (görmedin mi) ki, duvarları, çatıları üstüne yığılmış (alt üst olmuş) ıssız bir kasabaya uğramıştı; "Allah, bunu böyle öldükten sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allah da kendisini yüz sene öldürüp sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün, ya da bir günün birazı kadar kaldım" dedi. (Allah) "Hayır, dedi, yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, bozulmamış. Eşeğine bak, seni insanlar için bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, nasıl onları birbiri üstüne koyuyor, sonra onlara et giydiriyoruz!" Bu işler ona açıkça belli olunca: "Allah'ın herşeye kadir olduğunu biliyorum." dedi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
Or [consider such an example] as the one who passed by a township which had fallen into ruin. He said, "How will Allah bring this to life after its death?" So Allah caused him to die for a hundred years; then He revived him. He said, "How long have you remained?" The man said, "I have remained a day or part of a day." He said, "Rather, you have remained one hundred years. Look at your food and your drink; it has not changed with time. And look at your donkey; and We will make you a sign for the people. And look at the bones [of this donkey] - how We raise them and then We cover them with flesh." And when it became clear to him, he said, "I know that Allah is over all things competent
Fransızca
Ou comme celui qui passait par un village désert et dévasté: «Comment Allah va-t-Il redonner la vie à celui-ci après sa mort?» dit-il. Allah donc le fit mourir et le garda ainsi pendant cent ans. Puis Il le ressuscita en disant: «Combien de temps as-tu demeuré ainsi?» «Je suis resté un jour, dit l'autre, ou une partie d'une journée.» «Non! dit Allah, tu es resté cent ans. Regarde donc ta nourriture et ta boisson: rien ne s'est gâté; mais regarde ton âne... Et pour faire de toi un signe pour les gens, et regarde ces ossements, comment Nous les assemblons et les revêtons de chair». Et devant l'évidence, il dit: «Je sais qu'Allah est Omnipotent»
İspanyolca
[No has reparado] en aquel [‘Uzeir] que pasó por una ciudad en ruinas [Jerusalén], y exclamó: "¿Cómo va Dios a darle vida ahora que está en ruinas?" Y entonces, Dios lo hizo morir por cien años y después lo resucitó. Le preguntó [Dios]: "¿Cuánto tiempo has permanecido así?" Respondió: "Un día o menos aún". Dijo [Dios]: "No, has permanecido así cien años, observa tu comida y tu bebida, no se han podrido, pero mira tu asno [del que por el contrario solo quedan sus huesos]. Haremos de ti un signo para la gente. Mira los huesos [de tu asno] cómo los reuní y luego los cubrí de carne [resucitándolo]". Y cuando lo vio con claridad dijo: "Ahora sé que Dios es sobre toda cosa Poderoso
Rusça
Или над тем, кто проходил мимо селения, разрушенного до основания? Он сказал: «Как Аллах воскресит это после того, как все это умерло?». Аллах умертвил его на сто лет, а затем оживил и сказал: «Сколько ты пробыл здесь?». Он сказал: «Я пробыл день или часть дня». Он сказал: «Нет, ты пробыл сто лет. Посмотри на свою еду и воду: они даже не изменились. И посмотри на своего осла. Мы непременно сделаем тебя знамением для людей. Посмотри же, как Мы соберем кости, а затем покроем их мясом». Когда это было показано ему, он сказал: «Я знаю, что Аллах способен на всякую вещь»
Endonezce
Atau seperti orang yang melewati suatu negeri yang (bangunan-bangunannya) telah runtuh hingga menutupi (puing-puing) atap-atapnya, dia berkata, "Bagaimana Allah menghidupkan kembali (negeri) ini setelah hancur?" Lalu Allah mematikannya (orang itu) selama seratus tahun, kemudian membangkitkannya (menghidupkannya) kembali. Dan (Allah) bertanya, "Berapa lama engkau tinggal (disini)?" Dia (orang itu) menjawab, "Aku tinggal (disini) sehari atau setengah hari." Allah berfirman, "Tidak! Engkau telah tinggal seratus tahun. Lihatlah makanan dan minumanmu yang belum berubah, tetapi lihatlah keledaimu (yang telah menjadi tulang belulang). Dan agar Kami jadikan engkau tanda kekuasaan Kami bagi manusia. Lihatlah tulang belulang (keledai itu), bagaimana Kami menyusunnya kembali, kemudian Kami membalutnya dengan daging." Maka ketika telah nyata baginya, dia pun berkata, "Saya mengetahui (yakin) bahwa Allah Mahakuasa atas segala sesuatu
Bengalce
তুমি কি সে লোককে দেখনি যে এমন এক জনপদ দিয়ে যাচ্ছিল যার বাড়ীঘরগুলো ভেঙ্গে ছাদের উপর পড়ে ছিল? বলল, কেমন করে আল্লাহ মরনের পর একে জীবিত করবেন? অতঃপর আল্লাহ তাকে মৃত অবস্থায় রাখলেন একশ বছর। তারপর তাকে উঠালেন। বললেন, কত কাল এভাবে ছিলে? বলল আমি ছিলাম, একদিন কংবা একদিনের কিছু কম সময়। বললেন, তা নয়; বরং তুমি তো একশ বছর ছিলে। এবার চেয়ে দেখ নিজের খাবার ও পানীয়ের দিকে-সেগুলো পচে যায় নি এবং দেখ নিজের গাধাটির দিকে। আর আমি তোমাকে মানুষের জন্য দৃষ্টান্ত বানাতে চেয়েছি। আর হাড়গুলোর দিকে চেয়ে দেখ যে, আমি এগুলোকে কেমন করে জুড়ে দেই এবং সেগুলোর উপর মাংসের আবরণ পরিয়ে দেই। অতঃপর যখন তার উপর এ অবস্থা প্রকাশিত হল, তখন বলে উঠল-আমি জানি, নিঃসন্দেহে আল্লাহ সর্ব বিষয়ে ক্ষমতাশীল।
Çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış, sakinleri helak olmuş ve ıssız hale gelmiş bir köye uğrayan kimsenin halini gördün mü? Bu adam şaşkınlık ile şöyle demişti: "Ölümünden sonra bu köy halkını Allah nasıl diriltecek?" Böylece Allah, bu adamı yüz yıl öldürdü ve sonra diriltip ona: "Kaç yıl ölü olarak kaldın?" diye sordu. O, cevaben şöyle dedi: "Bir gün yahut daha az" Allah, ona: "Hayır, aksine tam yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak ki değişikler en çabuk yiyecek ve içecekte olmasına rağmen o bulunduğu hal üzere kalmış ve henüz bozulmamıştır. Ve ölü eşeğine de bak. Seni insanlara onlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerine dair açık bir delil kılacağız." dedi. "Şimdi sen eşeğinin birbirinden ayrılıp uzaklaşmış olan kemiklerine bak, onları nasıl kaldırıyor ve birbirine geçirip düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyor ve böylece ondaki hayatı nasıl geri döndürüyoruz." dedi. Adam bunu görünce onun için işin hakikati ortaya çıktı ve Allah'ın kudretini anlayıp itiraf ederek dedi ki: "Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.
259- Yahut şu kimseyi (görmedin mi)? Duvarları çatıları üstüne çökmüş bir kasabaya uğramıştı da “Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Allah da onu öldürmüş, yüzyıl sonra dirilterek:“Ne kadar kaldın?” demişti. O da:“Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım” demişti. (Allah da:)“Hayır; yüz yıl kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Bir de merkebine bak! Biz seni insanlara bir delil kılalım diye böyle yaptık. (Şimdi) kemiklere bak! Onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz sonra da onlara et giydiriyoruz” buyurmuştu. Durum kendisine apaçık belli olunca:“Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir” demişti. 260- Hani İbrahim de:“Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. (Allah:)“İnanmadın mı ki?” buyurmuştu. O da:“Elbette ki inandım, fakat kalbimin mutmain olması için” demişti. Buyurdu ki:“O halde dört kuş al, onları kendine alıştır, sonra her dağ başına onlardan birer parça bırak. Sonra da onları çağır. Süratle sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.”
259. Bu buyruklarda öldükten sonra dirilişe ve amellerin karşılığının görüleceğine dair âhiretten önce dünyada görülen somut iki büyük delil söz konusu edilmektedir. Bu delillerden birisini Yüce Allah -âyet-i kerimenin de delâletine ve sahih kabul edilen görüşe göre- öldükten sonra dirilişte şüphesi bulunan bir adam vasıtası ile gerçekleştirmiştir. Diğeri ise İbrahim vasıtası ile gerçekleştirilmiş bir delildir. Nitekim bundan önce tevhide dair delil de İbrahim vasıtası ile gerçekleştirilmişti. Âyetin söz konusu ettiği adam alabildiğine yıkılıp tahrip olmuş ve duvarları çatıları üzerine çökmüş bir kasabanın yanından geçiyordu. Bu kasabanın ahalisi ölmüş, mamur yerleri yıkılmış bulunuyordu. Bu adam şüphe ile ve uzak bir ihtimal görerek:“Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Yani burası bu halde iken böyle bir şey uzak bir ihtimaldir. Aynı durum -o anda kalbinde oluşan kanaate göre- diğer kasabalar için de geçerlidir. Yüce Allah bu kişiye rahmet ihsan etmeyi diledi ve insanlara da rahmet olmak üzere onu yüz yıllık bir süre ölü halde tuttu. Bu kişinin beraberinde bir de eşeği vardı. Eşeğini de onunla birlikte öldürdü. Beraberinde yiyecek ve içeceği bulunuyordu. Yüce Allah bu uzun süre boyunca yiyeceğini, içeceğini aynen muhafaza etti. Yüz yıl geçtikten sonra Allah onu diriltti ve:“Ne kadar kaldın?” dedi, o da:“Bir gün yahut günün bir kısmı kadar kaldım” diye cevap verdi. Bu cevap onun kanaatine göre idi. Yüce Allah ise:“Hayır, yüz yıl kaldın” dedi. Anlaşıldığı kadarı ile bu soru ve cevap bir peygamber vasıtası ile gerçekleştirilmiştir. Yine Yüce Allah gerek ona, gerekse de insanlara rahmetinin tamamlayıcı bir unsuru olarak gereği gibi kanaat sahibi olsun diye, bu mucizeyi gözleri ile ona gösterdi. Bu adam önce ölü iken daha sonra Allah’ın kendisini dirilttiğini anladıktan sonra ona:“İşte yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış.” Yani bu uzun süre boyunca olduğu gibi kalmış, denildi. Bu da Allah’ın kudretinin belgelerindendir. Çünkü özellikle müfessirlerin sözünü ettiğine göre bu yiyecek ve içecek meyve ve meyve suyu idi ki bunlar kısa zamanda bozulurlar. Yüce Allah ise bu yiyecek ve içeceği yüz yıl korudu. Yine bu adama:“Bir de merkebine bak” dedi. Merkebinin darmadağın ve kemiklerinin çürümüş olduğunu gördü. “(Şimdi) kemiklere bak, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz.” Yani kemiklerin birini diğerinin yanına ekliyor, onları önceleri darmadağın ve un ufak iken birbirlerine bitiştiriyoruz. Bu bitiştirmekten “sonra da onlara et giydiriyoruz” ve sonra da onlara tekrar hayat veriyoruz. “Durum kendisine apaçık belli olunca” yani hiçbir şekilde şüphe ve tereddüde mahal olmayacak şekilde gözleriyle bunu görünce: “Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.” dedi. Bu sözleri ile Yüce Allah’ın her şeye gücünün yettiğini itiraf ederek bütün insanlığa bir âyet (mucize ve delil) oldu. Çünkü insanlar onun ve merkebinin ölmüş olduğunu ve onun bu durumunu biliyorlardı. Sonra da bu büyük mucizeyi bizzat müşahade ettiler. İşte bu adam ile ilgili doğru görüş budur. Müfessirlerin birçoğunun bu kişinin bir mü’min yahut da bir peygamber -Uzeyr veya bir başkası- olduğuna dair görüşlerine ve bu kişinin:“Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek!” şeklindeki sözünün “Bu kasaba önceleri tahrip olmuş iken nasıl bir daha mamur hale gelecek?” anlamında olduğuna, Yüce Allah’ın da ona tekrar bu kasabanın nasıl imar edildiğini göstermek ve bu süre zarfında buranın mamur hale dönerek insanların -daha önceleri yıkılmış ve tahrip edilmiş iken- tekrar buraya geri dönmek sureti ile burayı mamur hale nasıl getirdiklerini gösterdiği şeklindeki görüşlerine gelince, ayetin lafızlarında bu görüşün lehinde bir delil bulunmamaktadır. Aksine âyetteki lafızlar onun aksini göstermektedir. Ayrıca anlam da buna delil teşkil etmemektedir. Yıkılmış ve tahrip edilmiş şehirlerin yeniden imar edilmesinde (dirilişe dair) delil ve mucize olacak ne vardır? Çünkü bu duruma sürekli olarak tanık olunmaktadır. Kimi kasabalar ve meskenler imar edilirken kimileri tahrip olmaktadır. Asıl delil ve mucize, bu kişinin ölümünden sonra diriltilmesinde, merkebinin diriltilmesinde, yiyecek ve içeceğinin kokmaksızın ve değişmeksizin olduğu gibi muhafaza edilmesindedir. Diğer taraftan Yüce Allah’ın:“Durum kendisine apaçık belli olunca” buyruğu gerçeğin ancak, Yüce Allah’ın kudretinin kemaline delalet eden bu hali müşahade etmesinden sonra onun için açık seçik ortaya çıktığı hususunda gâyet sarih bir ifadedir.
260. Öldükten sonra dirilişe dair diğer delile gelince bu şöyledir: İbrahim aleyhisselam Yüce Allah’tan ölüleri nasıl dirilttiğini kendisine göstermesi istedi. Yüce Allah da Halil’i hakkında şüpheye düşülme ihtimalini kaldırmak için:“İnanmadın mı ki?” diye buyurdu. İbrahim aleyhisselam da:“Elbette, inandım” Ey Rabbim, dedi. Ben senin her şeye kadir olduğuna, ölüleri dirilttiğine, kullara amellerinin karşılığını vereceğine inandım; “fakat kalbimin mutmain olması için” ve ayne’l-yakin derecesine ulaşmak için bunu istiyorum. Yüce Allah İbrahim’e bir lütuf, kullarına da bir rahmet olmak üzere onun bu duasını kabul etti ve:“O halde dört kuş al” buyurdu. Bu kuşların hangileri olduğu beyan edilmemiştir. Hangi türden olursa olsunlar mucize tahakkuk etmiştir ki maksat da budur. “Onları kendine alıştır” yanına al, daha sonra onları kes ve parçala “sonra her dağ başına onlardan birer parça bırak. Sonra da onları çağır. Koşarak sana geleceklerdir. Bil ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.” İbrahim bu denileni yaptı. Kuşların parçalarını etrafındaki dağlara dağıttı ve kuşları isimleri ile çağırdığında yanına geldiler. Çabucak hem de. Çünkü ayetteki “koşarak” süratli gelişi ifade eder. Yoksa ayakları üzerinde koşarak geldikleri kastedilmemektedir. Aksine uçarak ve onlar için hayatın en mükemmel derecesinde geldiler. Özellikle kuşların bu mucizede diriltilmeleri, kuşları diriltmenin diğer canlıları diriltmekten daha mükemmel ve daha açık oluşundandır. Aynı şekilde Yüce Allah, batıl peşinde koşan nefislere arız olabilecek her türlü vehmi de böylelikle izale etmiştir. Şöyle ki İbrahim aleyhisselam bu dört kuşu tespit ettikten sonra, onların hepsini parçaladı ve onları dağların tepelerine bıraktı ki bu husus apaçık ve aleni olsun ve uzaktakiler de yakındakiler de buna tanık olsun. Bu kuşları kendisinden alabildiğine uzaklaştırdı ki herhangi bir kimse onun herhangi bir hile yapmış olduğu zannına kapılmasın. Ardından Yüce Allah ona kuşları çağırmasını emretmiş, kuşlar da hızlıca ona gelmişlerdir. İşte bu mucize, Allah’ın izzet ve hikmetinin kemaline en büyük delildir. Ayrıca bu buyrukla öldükten sonra dirilişte kulların Allah’ın izzet, hikmet ve azametinin kemalini, egemenliğinin genişliğini, tam adalet ve lütfunu açıkça göreceklerine de dikkatler çekilmektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yukarıda “Allah iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkârcıların velisi ise sahte tanrılardır; aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar” buyurulmuştu. Arkasından örnekler sıralanmaya başlandı. Birinci örnek Hz. İbrâhim ile Nemrud arasında geçen tartışma idi. Ona “yahut” denilerek bağlanan ikinci örnek sakinleri çekilmiş, bütün binaları yıkılmış bir kasabaya uğrayan bir şahısla ilgili olanıdır. Birinci örneğin hedefi insanların, Allah’a şirk koşma veya O’nu inkâr etme sapıklık ve karanlığından tevhid aydınlığına gelmelerini sağlamaktır. İkinci örnek ise öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr şeklinde ortaya çıkan bir başka sapmayı düzeltmeye yöneliktir.
İslâmî kaynaklarda verilen bilgilere göre örnekte geçen kasaba Beytülmakdis, buraya uğrayan şahıs ise bir rivayette Yeremya b. Hilkiyâ, bir başka rivayete göre ise Üzeyr b. Şerhiyâ’dır (Ezrâ b. Serayâ). İbn Âşûr bu kişinin, İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberlerden Hezekiel olduğu tesbitini tercih etmiştir. Bu peygamber Yeremya ve Dânyâl ile aynı çağda yaşamıştır. Milâttan önce 586’da Kudüs’ü işgal eden Buhtunnasr Beytülmakdis’i tahrip etmiş, halkını da esir ederek Bâbil’e götürmüştü. Hezekiel peygamber bu zalim hükümdarın, Hz. Mûsâ’dan kalan kutsal emanetleri ve sandığı da alıp götürmesinden korkmuş, bunları Kudüs’te bir kuyuya atıp üzerine de bir alâmet koymuştu. Esir olarak Bâbil’e gittikten sonra burada vahye dayalı bazı yazılar yazmıştı; bunlardan birinde konumuz olan âyette geçen olayın bir benzeri de vardır. Hezekiel 560 yılında vefat etmiş, Kudüs ise Üzeyir aleyhisselâm zamanında 458’de yeniden imar edilmiştir. Aradan geçen zaman yaklaşık yüzyıldır. Anlaşılan vefatından yüzyıl sonra Allah Teâlâ Hezekiel peygamberi diriltmiş, ona ölü kemiklere nasıl can verdiğini, bozulmamış yiyecek ve içeceğini, kendine iade ettiği eşeğini göstermiş ve bütün bunları (peygamberine lutfettiği mûcizeleri), öncelikle orada bulunanlara, sonra da Kur’an’ın gelişine kadar vahiy yoluyla bu bilgiye ulaşan insanlara ibret kılmıştır. Bu ibret Allah Teâlâ’nın insanları öldürdükten sonra tekrar diriltmeye kadir olduğunu göstermektedir ve âhiret inancının bir delilidir (Taberî, III, 28 vd.; Şevkânî, I, 307-309; İbn Âşûr, II, s. 35).
Baruch kitabının Habeşçe nüshasına göre Abdel-Melek 66 yıl uyumuş, Bâbil esareti sonrasında uyandığında Kudüs’ü yeniden inşa edilmiş bir halde bulmuş, halbuki mûcize eseri ekmeğinin ve incirinin, bir gün önceden kalmış gibi taze olduğunu görmüştür (Hamîdullah, Le Saint Coran, s. 43).
Allah’ın, hidayete yönelen kullarını doğru yola kavuşturması ve gerçeği bulmalarını sağlaması üç şekilde olmaktadır: a) Aklî deliller getirerek. Hz. İbrâhim’in Nemrud’la tartışması bunun örneğidir. b) Gerçeğin ve bildirilen vâkıanın nasıl ve neden ibaret olduğunu göstererek. Hezekiel kıssası da bunun örneğidir. c) Bizzat yaptırarak, yaşatarak, sebep ve sonucu deney halinde göstererek. 260. âyette göreceğimiz olay da bunun örneğidir.
Çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış, sakinleri helak olmuş ve ıssız hale gelmiş bir köye uğrayan kimsenin halini gördün mü? Bu adam şaşkınlık ile şöyle demişti: "Ölümünden sonra bu köy halkını Allah nasıl diriltecek?" Böylece Allah, bu adamı yüz yıl öldürdü ve sonra diriltip ona: "Kaç yıl ölü olarak kaldın?" diye sordu. O, cevaben şöyle dedi: "Bir gün yahut daha az" Allah, ona: "Hayır, aksine tam yüz sene kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak ki değişikler en çabuk yiyecek ve içecekte olmasına rağmen o bulunduğu hal üzere kalmış ve henüz bozulmamıştır. Ve ölü eşeğine de bak. Seni insanlara onlar öldükten sonra tekrar diriltileceklerine dair açık bir delil kılacağız." dedi. "Şimdi sen eşeğinin birbirinden ayrılıp uzaklaşmış olan kemiklerine bak, onları nasıl kaldırıyor ve birbirine geçirip düzenliyor, sonra ona nasıl et giydiriyor ve böylece ondaki hayatı nasıl geri döndürüyoruz." dedi. Adam bunu görünce onun için işin hakikati ortaya çıktı ve Allah'ın kudretini anlayıp itiraf ederek dedi ki: "Şimdi iyice biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi.