Önceki ayet· 2:163Sonraki ayet· 2:165

Bakara Suresi 164. Ayet· 2:164

↗ Bakara suresi
Medeni
إِنَّ فِي خَلۡقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَٱخۡتِلَٰفِ ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِ وَٱلۡفُلۡكِ ٱلَّتِي تَجۡرِي فِي ٱلۡبَحۡرِ بِمَا يَنفَعُ ٱلنَّاسَ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن مَّآءٖ فَأَحۡيَا بِهِ ٱلۡأَرۡضَ بَعۡدَ مَوۡتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٖ وَتَصۡرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ وَٱلسَّحَابِ ٱلۡمُسَخَّرِ بَيۡنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلۡأَرۡضِ لَأٓيَٰتٖ لِّقَوۡمٖ يَعۡقِلُونَ
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yararlı şeylerle denizde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra dirilttiği suda, her türlü canlıyı orada yaymasında, rüzgarları ve yerle gök arasında emre amade duran bulutları döndürmesinde, düşünen kimseler için deliller vardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah'ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgârların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete memur edilen bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.
Süleyman Ateş
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün değişmesinde, insanların faydasına olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölmüş olan yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarlarıve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için (Allah'ın varlığına ve birliğine) deliller vardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
Indeed, in the creation of the heavens and earth, and the alternation of the night and the day, and the [great] ships which sail through the sea with that which benefits people, and what Allah has sent down from the heavens of rain, giving life thereby to the earth after its lifelessness and dispersing therein every [kind of] moving creature, and [His] directing of the winds and the clouds controlled between the heaven and the earth are signs for a people who use reason
Fransızca
Certes dans la création des cieux et de la terre, dans l'alternance de la nuit et du jour, dans le navire qui vogue en mer chargé de choses profitables aux gens, dans l'eau qu'Allah fait descendre du ciel, par laquelle Il rend la vie à la terre une fois morte et y répand des bêtes de toute espèce dans la variation des vents, et dans les nuages soumis entre le ciel et la terre, en tout cela il y a des signes, pour un peuple qui raisonne
İspanyolca
En la creación de los cielos y de la Tierra, la sucesión de la noche y el día, el barco que surca el mar para provecho de la gente, el agua que Dios hace descender del cielo con la que da vida a la tierra árida, en la que diseminó toda clase de criaturas, y en la dirección de los vientos y el control de las nubes que están entre el cielo y la tierra, en todo ello hay signos para quienes razonan
Rusça
Воистину, в сотворении небес и земли, в смене ночи и дня, в кораблях, которые плывут по морю с тем, что приносит пользу людям, в воде, которую Аллах ниспослал с неба и посредством которой Он оживил мертвую землю и расселил на ней всевозможных животных, в смене ветров, в облаке, подчиненном между небом и землей, заключены знамения для людей разумеющих
Endonezce
Sesungguhnya pada penciptaan langit dan bumi, pergantian malam dan siang, kapal yang berlayar di laut dengan (muatan) yang bermanfaat bagi manusia, apa yang diturunkan Allah dari langit berupa air, lalu dengan itu dihidupkan-Nya bumi setelah mati (kering), dan Dia tebarkan di dalamnya bermacam-macam binatang, dan perkisaran angin dan awan yang dikendalikan antara langit dan bumi, (semua itu) sungguh, merupakan tanda-tanda (kebesaran Allah) bagi orang-orang yang mengerti
Bengalce
নিশ্চয়ই আসমান ও যমীনের সৃষ্টিতে, রাত ও দিনের বিবর্তনে এবং নদীতে নৌকাসমূহের চলাচলে মানুষের জন্য কল্যাণ রয়েছে। আর আল্লাহ তা’ আলা আকাশ থেকে যে পানি নাযিল করেছেন, তদ্দ্বারা মৃত যমীনকে সজীব করে তুলেছেন এবং তাতে ছড়িয়ে দিয়েছেন সবরকম জীব-জন্তু। আর আবহাওয়া পরিবর্তনে এবং মেঘমালার যা তাঁরই হুকুমের অধীনে আসমান ও যমীনের মাঝে বিচরণ করে, নিশ্চয়ই সে সমস্ত বিষয়ের মাঝে নিদর্শন রয়েছে বুদ্ধিমান সম্প্রদায়ের জন্যে।
Çince
天地的创造,昼夜的轮流,利人航海的船舶,安拉从天上降下雨水,借它而使已死的大地复生,并在大地上散布各种动物,与风向的改变,天地间受制的云,对于能了解的人看来,此中确有许多迹象。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hiç şüphe yok ki, göklerin ve yeryüzünün yaratılışında ve orada bulunan yaratılış harikalarında, gece ve gündüzün birbirini takip etmesinde, insanlar için faydalı olan yemek, elbise, ticaret malı ve ihtiyaç duyulan her bir şeyi deniz sularında taşıyarak giden gemilerde, yüce Allah'ın kendisiyle yetişen ekin ve yeşillikleri canlandırmak için gökyüzünden indirdiği yağmur sularında ve bu vesileyle yeryüzüne yaydığı canlı varlıklarda, rüzgârın bir yönden diğer bir yöne değişmesinde, yeryüzü ile gökyüzü arasında alçaltılmış bulutlarda, bütün bu sayılanlarda akıl edebilen hüccetler, delil ve kanıtlardan anlayan kimseler için, Allah Subhânehû'nun birliğini gösteren apaçık deliller vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
164- Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün değişmesinde, insanlar için yararlı şeylerle denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği suda -ki O onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltir ve orada her çeşit canlıyı yayar-, rüzgârların estirilişinde ve gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutlarda aklını kullanan bir topluluk için nice âyetler vardır. 164. Yüce Allah bu ayette, bu büyük ve muazzam yaratıklarda yaratıcının birliğine ve ulûhiyetine, egemenliğinin, rahmetinin vb. sıfatlarının azametine dair apaçık belgeler olduğunu haber vermektedir. Ancak bu belgeler “aklını kullanan bir topluluk” içindir. Yani akıllarını yaratılış sebepleri doğrultusunda kullananlar içindir. Yüce Allah kuluna lütfettiği akıl oranında o da bu âyetlerden yararlanır. Akıl, fikir ve tedebbürü (düşünmesi) ile bunları bilip tanır. “Göklerin ve yerin yaratılışında” göklerin yükseltilmiş olmasında, genişliğinde, son derece sağlam yapısında, mükemmel düzeninde, Allah’ın orada yaratmış olduğu güneş, ay ve yıldızlarda, kulların maslahatına uygun bir şekilde düzenlenmiş olmalarında; yeryüzünün de insanlar için üzerinde durabilecekleri ve faydalanıp ibret alabilecekleri şekilde bir döşek kılınmış olmasında, Yüce Allah’ın yaratma ve idarede bir ve tek olduğuna delil teşkil edecek birçok belgeler vardır. Bu belgeler O’nun bütün bunları muazzam kudreti ile yaratmış olduğunu, eşsiz hikmeti ile bunları sapasağlam kıldığını, en güzel şekilde düzenlediğini, ilim ve rahmeti ile bunlara insanların menfaat ve maslahatlarını, zaruri olan ve olmayan ihtiyaçlarını tevdi etmiş olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İşte bütün bunlar Allah’ın kemal sıfatlarına sahip olduğunun en kesin ve açık delilleridir. Bunlar yalnızca O’na ibadet edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadırlar. Çünkü tek başına yaratan ve bütün varlıkları idare eden O’dur, kullarının işlerini gören, ihtiyaçlarını gideren O’dur. “Gece ile gündüzün değişmesinde” sürekli olarak birinin diğerinin arkasından gelmesinde, biri giderken diğerinin gelmesinde, sıcaklık, soğukluk, ılıklık, uzunluk ve kısalık yönlerinden değişmelerinde, buna bağlı olarak Ademoğullarının, hayvanların, yeryüzünde bulunan her türlü ağaç ve bitkinin maslahatının düzene girmesini sağlayan mevsimlerde… Bütün bunlar hiç şüphesiz düzenli bir şekilde meydana gelmekte, ilâhî tedbirin ve musahhar kılışın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Akıl bunlar karşısında hayrete düşer, üstün akıl sahipleri bunu gereği gibi idrak etmekten yana acze düşerler. Bu ise bunları gerçekleştirenin kudretine, ilmine, hikmetine, geniş rahmetine, kapsamlı lütfuna, eşsiz tasarruf ve tedbirine, azametine, egemenlik ve saltanatının büyüklüğüne delildir. Bütün bunlar ise yalnızca O’nun ilâh edinilmesini ve O’na ibadet edilmesini gerektirir. Yalnızca O’nun sevilmesini, O’nun tazim edilmesini, O’ndan korkulmasını ve O’ndan umulmasını gerektirir. O’nun sevdiği ve razı olacağı alanlarda bütün gayreti harcamayı gerektirir. “İnsanlar için yararlı şeylerle denizde akıp giden gemilerde” Yüce Allah’ın kullarına yapımlarını ilham ettiği büyük ve küçük gemi, kayık ve benzerlerinde, bunları yapabilme ve yönetebilme gücünü kendileri ile elde ettikleri dahili ve harici türlü aletleri onlar için yaratmasında... Diğer taraftan Allah bu araçlar için bu muazzam denizleri ve rüzgarları boyun eğdirmiştir. İçindeki yolcuları ile ve insanlar için yararlı olan malları, ticaret eşyaları ve kendileri vasıtasıyla maslahatlarının ayakta kalabildiği ve geçimlerinin düzenlendiği eşyalarıyla üzerinde akar giderler. İnsanlara bu araçları yapma ilhamını veren, bunları yapabilme gücünü ihsan eden ve kendileri vasıtası ile bu araçları yapabilecekleri gereçleri yaratan kimdir? Bu gemiler için denizi amade kılarak orada izni ile gemileri yürüten denizi ve rüzgarları musahhar kılan kimdir? Kara ve deniz vasıtaları için ateşi, bunların hareketlerine yardımcı olan ve yüklerini teşkil eden malları taşımalarını sağlayan enerji ve özel madenleri yaratan kimdir? Bütün bunlar kendiliklerinden mi meydana gelmiştir? Acaba annesinin karnından hiçbir bilgi ve güce sahip olmaksızın dünyaya gelen, sonra da Rabbi tarafından ona bu güç verilip ve dilediği şeyleri öğretilen bu aciz ve zayıf varlık mı hiçbir şeye bağımlı olmaksızın bunları meydana getirebilmiştir? Yoksa bütün bunları yapan bir ve tek hakim, alim, hiçbir şeyin aciz bırakmadığı ve kendisi için hiçbir şeyin imkânsız olmadığı Yüce Yaratıcı mıdır? Elbette! Her şey onun rububiyeti önünde itaatle boyun eğmiştir. Azameti önünde boyun bükmüştür, onun ceberrutu karşısında zillet ve itaatini sunmuştur. Zayıf ve güçsüz olan kul ise nihâyetinde kendileri dolayısıyla bu büyük işlerin var olduğu sebeplerde küçük bir parça olmaktan ibarettir. İşte bu da Yüce Allah’ın yarattıklarına rahmet ve inâyetinin delillerindendir. Bu da bütün muhabbetin O’na tahsis edilmesini, yalnız O’ndan korkulup yalnız O’ndan umulmasını, bütün itaatin, zillet ve tazimin O’na tahsis edilmesini gerektirir. “Allah’ın gökten indirdiği suda” yani bulutlardan inen yağmurda “ki O onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltir” bu yağmur vesilesi ile yeryüzü çeşitli gıdaları, çeşitli bitkileri ortaya çıkarır. Bunlar ise yaratıklar için zorunlu şeylerdir, bunlar olmadan yaşayamazlar. İşte bu, bu suyu indirenin ve bununla onca bitkiyi ortaya çıkaranın kudretine, kullarına olan rahmet ve lütfuna, onların maslahatlarını temin ettiğine, kullarının O’na son derece ve her bakımdan zorunlu olarak muhtaç olduklarına açık bir delil değil midir? Durumun böyle olması Allah’ın onların yegane ma’bud ve ilâhları olmasını gerektirmiyor mu? Yine bu, ölülerin diriltileceğine, amellerinin karşılıklarının da kendilerine verileceğine bir delil değil midir? “ve orada” yani yeryüzünde “her çeşit canlıyı yayar” yeryüzünün her bir bölgesinde türlü canlıları yaymış olması da O’nun kudretine, azametine, vahdaniyetine, uçsuz bucaksız egemenliğine bir delildir. O bütün bunları insanlara amade kılmıştır ve insanlar bütün yönleri ile bunlardan yararlanmaktadırlar. Bu canlı varlıkların kimilerinin etlerini yerler, kimilerinin sütlerini içerler, kimilerinin de sırtına binerler. Kimileri insanlar için faydalı işleri görmekte, onları korumakta, kimileri de insanların ibret almasına vesile olmaktadır. Kısacası O, yeryüzünde her türlü canlıyı yaymış bulunmaktadır. Bütün bu canlıların da rızıklarını veren, onların gıda ve ihtiyaçlarını teminat altına alan O’dur. “Yeryüzünde rızkı Allah tarafından karşılanmayan hiçbir canlı yoktur. O her bir canlının karar kıldığı yeri de emanet bırakıldığı yeri de bilir.”(Hud, 11/6)“Rüzgarların estirilişinde” sıcak ve soğuk, güneyden ve kuzeyden, doğudan ve batıdan ve bunların arasındaki yönlerden estirilmesinde… Kimi rüzgârlar bulutları kaldırır, kimi rüzgârlar bulutları birbirine yakınlaştırıp kaynaştırır, kimi rüzgârlar bulutları aşılar, kimi rüzgârlar yağmur yağdırır, kimi rüzgarlar bulutları dağıtır ve zararlarını ortadan kaldırır, kimi rüzgarlar rahmettir; kimi rüzgarlar azap gönderilmesine vesiledir. Bu rüzgârları, bu şekilde evirip çeviren ve bunlara kulların muhtaç olmamaları söz konusu olmayacak menfaatleri tevdi eden kimdir? Bütün canlıların yaşamalarına sebep olsun diye bedenler, ağaçlar, tahıllar ve bitkiler yaşayabilsin diye bunları musahhar kılan Aziz, Hakim, Rahim, kullarına Latif, her türlü zilletin ve itaatin arz edilmesine, sevginin, tevbe ile dönüşün ve ibadetin kendisine tahsis edilmesine layık olandan başka kim olabilir? “Gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulut” hafifliğine ve letafetine rağmen pek çok su taşır. Yüce Allah bu bulutları dilediği yere sürer. Bu bulutlarla toprakları ve kulları ihya eder. Tepeleri ve ovaları sular. İnsanlara bu yağmuru ihtiyaç duydukları vakit indirir. Fazlası onlara zarar verecek olursa yağdırmaz. Buna göre o yağmuru rahmet ve lütuf olmak üzere indirir, inâyet ve şefkat kastı ile yağdırır. Onun saltanatı ne büyük, ihsanı ne bol, lütufları ne kadar inceliklidir. Onun rızkı ile yararlanan, ihsanı ile geçinen kulların, bunları Allah’ı gazaplandıracak işlerde, masiyet yolunda kullanmaları çirkin bir iş değil midir? İnsanlar bunu yapmakla birlikte O’nun bunca ihsanı hilmine, sabrına, affına, bağışlamasına ve lütfunun büyüklüğüne delil değil midir? Başında da sonunda da hamd yalnız O’nundur. Gizlisi ile açığı ile hamd yalnız O’nadır. Hülasa aklı başında olan bir insan bu yaratıklar üzerinde düşündükçe, bu harikulade mahlûkatın harikulade özelliklerini düşünmeye daldıkça, ilâhi sanatı yakından inceleyip bunlardaki yüce Rabbin, ihsan ve hikmetinin inceliklerini daha bir gördükçe bunların hak için ve hak ile yaratılmış olduğunu bilir. Yine bilir ki bunlar, Allah’ın kendi zatı ve vahdaniyetine dair bildirdiklerine ve peygamberlerin de âhiret gününe dair verdikleri haberlere delil teşkil eden ve bu mahlûkatın musahhar kılındıklarını ve hiçbirisinin idare edilmesinin, onları yaratan ve idare eden zat için bir zorluğu olmadığını gösteren ilâhî âyetlerin sahifeleri ve kitapları olduğunu bilmiş olur. Bunları düşünen bir akıl, âlem-i ulvinin de alem-i süflinin de O’na muhtaç olduğunu, O’na boyun eğdiklerini, O’nun ise hiçbir mahlukata muhtaç olmadığını görür. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Onun dışında hiçbir Rab yoktur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah’ın birliğini, eşsiz, benzersiz ve bir tek Tanrı olduğunu, O’ndan başka bir tanrı bulunmadığını, O’nun rahmân ve rahîm olduğunu bildiren âyetin ardından bütün bu bildirilenlerin kanıtları olmak üzere 164. âyette sekiz ayrı kozmolojik delil sıralanmaktadır: 1. Göklerin yaratılışı. 2. Yerin yaratılışı. 3. Gece ve gündüzün değişmesi. 4. Gemilerin denizlerde seyretmesi. 5. Yağmurun yağması ve onunla ölü haldeki toprağın canlanıp yeşermesi. 6. Yeryüzünde her çeşit canlının gelişip yayılması. 7. Rüzgârların çeşitli yönlere doğru hareket etmesi. 8. Bulutların yer değiştirmesi. Bütün bu kanıtların insanı kuşatan, onun her gün görüp durduğu, içinde yaşadığı alelâde tabiat olaylarından seçilmiş olması ilgi çekicidir. Buna göre insanoğlu her an Allah’ın varlığını, birliğini, kudretinin yüceliğini yansıtan kanıtların ortasında yaşamaktadır. Tabiat bizâtihî mûcizedir; fakat insan tabiat olaylarını her gün görüp durduğu için bu olaylardaki tecellilerin farkında değildir. Meselâ gökler yani gök cisimleri ve bunların sistemi başka türlü kurulsaydı, yer başka türlü yaratılsaydı orada, bildiğimiz hayat düzeni ve canlılar olmazdı. Gece ve gündüzün aynı düzen içinde durmadan değişmesi, yalnız insanlar için değil bütün canlılar ve özellikle bitkiler için pek çok yarar sağlamaktadır. Gemilerin denizlerde seyretmesi esasen nakil araçlarının ve bu araçları kullanıp yararlanmamızı sağlayan ilâhî yasaların varlığımızı devam ettirip hayatımızı rahatlatmadaki önemine örnek teşkil eder. Yağmur, dünyayı yaşanır kılan en önemli tabiat olaylarındandır. Rüzgârın çeşitli yönlere doğru esmesi, kezâ bulutların çeşitli yönlere hareket etmesi de meteorolojik olayların düzeninden bitkilerdeki döllenmeye ve yağışların dağılımına kadar sayılamayacak derecede geniş yarar sağlamaktadır. Allah var olduğu içindir ki tabiat vardır ve tabiattaki düzen sürmektedir. Tabiatın düzenli işleyişi Allah’ın sadece varlığını değil, onun birliğini, ortaksızlığını; bilgisinin, iradesinin ve kudretinin mükemmelliğini, sürekliliğini, eşya üzerindeki tasarruf ve tesirini de kanıtlamaktadır. Çünkü O’nun evrene yönelik ilgisi bir an duracak, kesilecek olsa evren o anda yok olur veya ortada sadece bir kaos kalırdı. Bu kısa açıklamalar da gösteriyor ki, vahiy kitabının yanında kâinat kitabı da bize Allah’ı kanıtlayan âyetlerle doludur; fakat bu âyetleri ancak aklını kullananlar görüp anlarlar. Bu sebeple âyetin sonunda bütün bu sıralanan varlık ve olaylarda “aklını işleten bir topluluk için elbette nice deliller vardır” buyurulmuştur. Zira akıl Allah’ın insana bahşettiği en büyük nimetlerden biri olup insanın, başka konularda olduğu gibi yüce yaratıcının varlığını, birliğini ve kudretini kanıtlayan olayları sağlıklı olarak inceleyip doğru sonuçlara ulaşabilmesi için de akıl yeteneğini doğru işletmesi gerekir. Fahreddin er-Râzî’ye göre bu âyet, yaratıcının varlığını kanıtlama hususunda sadece geleneksel bilgilerle yetinmeyip aklî delillerden de yararlanmanın gerekliliğini göstermektedir (IV, 179). Tabiattaki varlıkların ve olayların doğru incelenmesi, gözlenmesi, bu alanda bilimsel hakikatlere ulaşılması ve bu suretle tabiattaki ilâhî düzen ve kanunların keşfedilmesi, nihayet tabiatta bizi Allah’a götüren “âyetler”in görülebilmesi için de inceleme, görme ve keşfetme yöntemleri demek olan tabiat bilimlerini öğrenmek gerekir. Tabiatı inceleyecek ilmî yetişmişliğe sahip olmayan bir kimsenin oradaki kanunları ve âyetleri görmesi, yakalaması da mümkün değildir. Bu da gösteriyor ki Kur’an bizi bilgi ve bilim dünyasından geçirerek imana ve hidayete götürmektedir.
Bakara Suresi 164. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hiç şüphe yok ki, göklerin ve yeryüzünün yaratılışında ve orada bulunan yaratılış harikalarında, gece ve gündüzün birbirini takip etmesinde, insanlar için faydalı olan yemek, elbise, ticaret malı ve ihtiyaç duyulan her bir şeyi deniz sularında taşıyarak giden gemilerde, yüce Allah'ın kendisiyle yetişen ekin ve yeşillikleri canlandırmak için gökyüzünden indirdiği yağmur sularında ve bu vesileyle yeryüzüne yaydığı canlı varlıklarda, rüzgârın bir yönden diğer bir yöne değişmesinde, yeryüzü ile gökyüzü arasında alçaltılmış bulutlarda, bütün bu sayılanlarda akıl edebilen hüccetler, delil ve kanıtlardan anlayan kimseler için, Allah Subhânehû'nun birliğini gösteren apaçık deliller vardır.