De ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır; and olsun ki, sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
De ki: "göklerde ve yerde olanlar kimindir?", "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır; and olsun ki, sizi vukuu şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerine yazık ettiler; çünkü onlar inanmazlar
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi nefsine yazmıştır. Sizi, varlığında asla şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini zarara sokanlar inanmazlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Sor: "Kimindir gökler ve yer?" Cevap ver: "Allah'ındır." O Allah ki, rahmeti öz benliği üzerine yazmıştır. O sizi, varlığında hiç kuşku bulunmayan kıyamet gününde bir araya mutlaka toplayacaktır. Benliklerini hüsrana yuvarlamış kişiler var ya, onlar iman etmezler.
Süleyman Ateş
De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" "Allah'ındır" de. O, rahmet etmeyi kendi üstüne yazmış(acımayı kendisine prensip edinmiş)tir. Sizi elbette varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır. Ama kendilerini ziyana sokanlar, inanmazlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
Say, "To whom belongs whatever is in the heavens and earth?" Say, "To Allah." He has decreed upon Himself mercy. He will surely assemble you for the Day of Resurrection, about which there is no doubt. Those who will lose themselves [that Day] do not believe
Fransızca
Dis: «A qui appartient ce qui est dans les cieux et la terre?» Dis: «A Allah!» Il S'est à Lui-même prescrit la miséricorde. Il vous rassemblera, certainement, au Jour de la Résurrection: il n'y a pas de doute là-dessus. Ceux qui font leur propre perte sont ceux qui ne croient pas
İspanyolca
Pregúntales [a los idólatras]: "¿A quién pertenece cuanto hay en los cielos y en la Tierra?" Diles: "A Dios". Él ha prescrito para Sí mismo la misericordia. Él los reunirá el Día indubitable de la Resurrección, en el que solo serán desventurados quienes se hayan negado a creer
Rusça
Скажи: «Кому принадлежит то, что на небесах и на земле?». Скажи: «Аллаху! Он предписал Себе милосердие. Он непременно соберет вас вместе в День воскресения, в котором нет сомнения. Те, которые потеряли самих себя, никогда не уверуют»
Endonezce
Katakanlah (Muhammad), "Milik siapakah apa yang di langit dan di bumi?" Katakanlah, "Milik Allah." Dia telah menetapkan (sifat) kasih sayang pada diri-Nya.308) Dia sungguh akan mengumpulkan kamu pada hari Kiamat yang tidak diragukan lagi. Orang-orang yang merugikan dirinya, mereka itu tidak beriman
Bengalce
জিজ্ঞেস করুন, নভোমন্ডল ও ভুমন্ডলে যা আছে, তার মালিক কে? বলে দিনঃআল্লাহ। তিনি অনুকম্পা প্রদর্শনকে নিজ দায়িত্বে লিপিবদ্ধ করে নিয়েছেন। তিনি অবশ্যই তোমাদেরকে কেয়ামতের দিন একত্রিত করবেন। এর আগমনে কোন সন্দেহ নেই। যারা নিজেদের কে ক্ষতিগ্রস্ত করেছে, তারাই বিশ্বাস স্থাপন করে না।
Ey Resul! Onlara de ki: Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki bulunanların mülkü kimindir? De ki: Hepsinin mülkü Allah'ındır! O, kullarına rahmet etmeyi lütuf olarak kendi üzerine yazmıştır. Onları günahları sebebi ile cezalandırmada acele etmez. Eğer tövbe etmezlerse kıyamet gününde hepsini bir araya toplayacaktır ve bu günde hiç şüphe yoktur. Kendilerini Allah'a küfrederek hüsrana uğratanlar iman etmez ve kendilerini hüsrandan kurtaramazlar.
12- De ki:“Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” De ki: “Allah’ındır. O, rahmeti kendi üzerine yazmıştır. Andolsun ki hepinizi hakkında hiçbir şüphe olmayan Kıyamet gününde toplayacaktır. Kendilerini zarara uğratanlar, işte onlar iman etmezler.”
12. Yüce Allah peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır: Şu müşriklere, tevhidi itiraf ve kabul etmelerini sağlamak üzere “De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” Yani bunları yaratan, bunlara mutlak malik olan ve bunlarda dilediği gibi tasarruf eden kimdir? Onlara “de ki: Allah’ındır.” Zaten onlar da bunu kabul etmekte ve inkâr etmemektedirler. Peki, Yüce Allah’ın tek başına mutlak malik ve mutlak idareci olduğunu itiraf ediyorlar da niçin ihlas ile yalnızca O’na yönelmeyi ve tevhidi kabul etmiyorlar? “O rahmeti kendi üzerine yazmıştır” Yani ulvi alem de süfli alem de O’nun yönetimi ve idaresi altındadır. O yüce Zat rahmet ve ihsanını bunlara yazmıştır. Onları rahmet ve lütfuna gark etmiştir. O kendi Zatı hakkında rahmetinin gazabını geçtiğini yazmıştır.[1] Bağış ve ihsanda bulunmak, alıkoyup vermemekten daha çok sevdiği bir şeydir. Eğer günahları sebebi ile bu kapıları kendi yüzlerine kapatmayacak olurlarsa Allah bütün kullara rahmetinin kapılarını açmıştır. Eğer masiyet ve kusurları bu rahmeti talep etmelerine engel değilse O, onları bu kapılara davet etmektedir. “Andolsun ki hepinizi hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır.” Haber verenlerin en doğrusu olduğu halde Allah, bu buyruğunda yemin etmektedir. Halbuki bu hususa dair pek çok delil ve belgeyi de ortaya koymuştur. Bu belgeler bunu hakk-ı yakîn (kesin gerçek) haline getirmiştir. Fakat zalimler küfürden başka bir yola yönelmiyorlar. Yüce Allah’ın, ölüleri diriltme kudretini inkâr ediyorlar, O’na isyana dalıp gidiyorlar. O’na kafirlik etme cüretkârlığını gösteriyorlar. Böylelikle dünyalarını da âhiretlerini de kaybetmektedirler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kendilerini zarara uğratanlar, işte onlar iman etmezler.”
Şu bilinmelidir ki, bu şerefli sûre aklî ve naklî bütün deliller ile tevhidin beyanını içermektedir. Hatta neredeyse sûre bütünüyle tevhide ve Allah’a ortak koşup peygamberini yalanlayan müşrikler ile tartışma konusuna münhasırdır. İşte bu âyet-i kerimelerde de Yüce Allah hidâyeti açıkça ortaya çıkartan ve şirki yok eden hususları söz konusu etmiş ve şöyle buyurmuştur:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu sûrenin ilk âyetinde gökleri ve yeri Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı, 3. âyetinde göklerde ve yerde hükümran olan tek Tanrı’nın O olduğu belirtilmişti. Burada ise göklerde ve yerde bulunanların yalnızca O’nun mülkü olduğu, dolayısıyla rubûbiyyette olduğu gibi mâbûdiyyette de O’nun ortağı bulunmadığı, yalnız O’nun rab olarak bilinmesi ve yalnız O’na ibadet edilmesi gerektiği soru-cevap şeklinde bir üslûpla vurgulanmaktadır. Sorunun tek ve kesin bir cevabı olduğu için hemen arkasından kısa ve net bir şekilde “Allah’ındır” şeklinde cevap verilmesi istenmiştir. Bütün varlıkların yaratıcısı, mâlik ve sahibi Allah olduğuna ve esasen müşrikler de buna inandıklarına göre, bu varlıklar içinde yükümlü tutulanları yani insanları hesaba çekme yetkisi de O’na ait bulunduğu için âyette, kesin olarak vuku bulacak olan kıyamet gününde Allah’ın muhakkak surette insanları hesaba çekmek üzere bir araya toplayacağı bildirilmiştir. Burada ayrıca, bir bakıma varlıkların mebdei (başlangıcı) ve meâdıyla (âkıbeti) ilgili iki bölümün arasına “O kendi üzerine (kulları için) rahmeti yazmıştır” şeklinde bir kayıt konulması özellikle ilgi çekicidir. Bu suretle sanki insanlara şöyle bir uyarıda bulunulmuştur: Diğer bütün varlıklar gibi sizi de Allah yarattı; kıyamet vuku bulup da O’nun huzurunda hesap vermek için toplanmadan önce, hayatta iken Allah’ın kesin olan rahmetinden yararlanmaya bakınız; inanıp hayırlı işler yapınız; bu geniş rahmete nâil olmak için günahlarınızdan tövbe ediniz. Açık seçik delillere rağmen, müşriklerin yaptığı gibi, Hz. Peygamber’in tebliğlerini yalanlamak için türlü bahaneler ileri sürmek yerine, Allah’ın rahmetinin üzerinizdeki eserlerinden olan aklınızı kullanarak Hz. Peygamber’in doğruluğunu tasdik ediniz. Bunun aksine, geçici menfaatlerine, mânasız inatlarına ve benlik iddialarına kapılarak gerçeği kabule yanaşmayanlar, böylece kendilerini ziyana sokanlar artık iman etmekten de mahrum kalırlar ve sonuçta Allah’ın çok geniş olan rahmetinden yararlanma fırsatını kaçırmış, kendi kendilerine yazık etmiş olurlar.
Ey Resul! Onlara de ki: Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki bulunanların mülkü kimindir? De ki: Hepsinin mülkü Allah'ındır! O, kullarına rahmet etmeyi lütuf olarak kendi üzerine yazmıştır. Onları günahları sebebi ile cezalandırmada acele etmez. Eğer tövbe etmezlerse kıyamet gününde hepsini bir araya toplayacaktır ve bu günde hiç şüphe yoktur. Kendilerini Allah'a küfrederek hüsrana uğratanlar iman etmez ve kendilerini hüsrandan kurtaramazlar.