Önceki ayet· 92:7Sonraki ayet· 92:9

Leyl Suresi 8. Ayet· 92:8

↗ Leyl suresi
Mekki
وَأَمَّا مَنۢ بَخِلَ وَٱسۡتَغۡنَىٰ
Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse,
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse,
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Kim de cimrilik eder ve kendini hiçbir şeye ihtiyacı kalmamış görür.
Yaşar Nuri Öztürk
Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,
Süleyman Ateş
Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse,
Diller arası (7 dil)ıraksama 17.0%
İngilizce
But as for he who withholds and considers himself free of need
Fransızca
Et quant à celui qui est avare, se dispense (de l'adoration d'Allah)
İspanyolca
Pero a quien sea avaro, crea que puede prescindir [de Dios]
Rusça
А тому, кто был скуп и полагал, что ни в чем не нуждается
Endonezce
Dan adapun orang yang kikir dan merasa dirinya cukup (tidak perlu pertolongan Allah)
Bengalce
আর যে কৃপণতা করে ও বেপরওয়া হয়
Çince
至于吝惜钱财,自谓无求,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Fakat her kim de malında cimrilik ederse ve üzerine farz olan yerlerde onu harcamaz, malından ötürü Allah’a karşı kendini yeterli görür ve Allah’ın kereminden hiçbir şey istemezse.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun örtüp bürüdüğü zaman geceye; 2- Açılıp aydınlandığı zaman gündüze; 3- Erkeği ve dişiyi yaratana ki; 4- Sizin amelleriniz farklı farklıdır. 5- Kim verir ve korkup sakınırsa, 6- En güzel (sözü) de tasdik ederse, 7- Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız. 8- Ama kim de cimrilik eder ve (Allah'a) ihtiyacı olmadığını düşünürse, 9- En güzel (sözü) de yalanlarsa, 10- Biz de ona en zor yolu kolaylaştırırız. 11- (Cehenneme) yuvarlandığı zaman da malı kendisine fayda vermez. 12- Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir. 13- Âhiret de dünya da yalnız Bizimdir. 14- İşte Ben sizi alev alev yanan bir ateşle uyardım. 15, 16- Oraya yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimselerden başkası girmez. 17, 18- Malını arınmak için veren, en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur. 19- Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur. 20- (O nedenle o, verdiğini) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). 21- Yakında da o, elbette (yaptıklarının karşılığını alarak) razı olacaktır. (Mekke’de inmiştir. 21 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Burada Yüce Allah, kulların fiillerinin içinde bulundukları farklı hallerine göre ortaya çıktığı zamana yemin etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Andolsun” karanlığı ile bütün yaratıkları “örtüp bürüdüğü zaman” ve böylelikle her bir varlık kendi barınağına ve meskenine çekildiği ve kulların çalışmaktan yorulduktan sonra, dinlenmeye çekildiği vakit olan “geceye” 2. Işığı ile insanlar için “açılıp aydınlandığı zaman gündüze;” ki onlar onun aydınlığında işleri ve maslahatları için etrafa yayılırlar. 3. “Erkeği ve dişiyi yaratana ki;” Bu, Yüce Allah’ın erkek ve dişilerin yaratıcısı olma sıfatına sahip olması anlamında kendi şerefli zatına yapılmış bir yemin olabileceği gibi O’nun erkeği ve dişiyi yaratması fiiline yapılmış bir yemin de olabilir. Yüce Allah’ın bu husustaki hikmeti kemâl derecesindedir. Çünkü O, hayatta kalmalarını dilediği canlıların bütününü, erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Böylelikle o canlı türü hayatta kalabilmekte ve yok olmamaktadır. Bunların birini de diğerine şehvet zinciri ile bağlamış ve her birini diğerine uygun olarak yaratmış bulunmaktadır. En güzel yaratıcı olan Allah’ın şanı ne yücedir! 4. “Sizin amelleriniz farklı farklıdır.” Hakkında yemin edilen husus budur. Yani ey mükellefler, sizin yaptıklarınız birbirinden çok farklıdır. Bizzat ameller ve onların miktarları farklı olduğu gibi bu amelleri yapmaktaki gayretler ve bu amellerden gözetilen maksatlar da birbirinden çok farklıdır: Acaba yapılan bu amel, baki ve en yüce Allah’ın rızası için midir? Ki o takdirde bu amelin mükâfatı -Allah’ın baki olması sebebiyle kalıcıdır- ve sahibi ondan sürekli yararlanır. Yoksa bu amel, yok olmaya ve faniliğe mahkûm bir maksat için midir? Ki o takdirde de bu maksat batıl olduğu için onun için yapılan çaba da batıl olur. Bu gayenin yok oluşu ile amel de yok olur gider. İşte Allah’tan başkasının rızası gözetilerek yapılan bütün ameller böyledir. Bundan dolayı Yüce Allah, amelde bulunanlar arasında üstünlük farkı bulunduğunu belirtmekte ve onların amellerinin niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 5. “Kim verir” yani zekât, nafakalar, keffâretler, sadakalar, çeşitli hayır yollarına yapılan harcamalar gibi malî ibadetleri yerine getirirse; namaz, oruç ve buna benzer bedeni ibadetleri ifa ederse; hac, umre ve benzeri her ikisinin de bir arada bulunduğu (hem mali hem bedeni) ibadetleri yaparsa; “ve korkup sakınırsa” kendisine yasak kılınmış haramlardan ve masiyetlerden her türü ile uzak durursa; 6. “En güzel (sözü)”“Lâ ilâhe illallah”ı ve bunun delalet ettiği dinî akideleri ve bunun sonucu olarak verilecek mükâfatları “tasdik ederse;” 7. “Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız.” İşini ona kolaylaştırır, her türlü hayrı kolayca işlemesini, her türlü kötülüğü de kolayca terk etmesini sağlarız. Çünkü o, bu kolaylaştırmayı beraberinde getiren sebepleri işlemiştir. O bakımdan Allah da bunları ona kolaylaştırır. 8. “Ama kim de” emrolunduğu şeyleri yerine getirmekte “cimrilik eder” farz ve müstehab olan infakı terk edip de nefsi Allah’ın farzlarını eda etme noktasında cömert davranmazsa, “ve” Allah’a “ihtiyacı olmadığını düşünürse” nefsinin Rabbine son derece muhtaç olduğunu kabul etmeyerek O’na ibadeti bir kenara atarsa… Halbuki nefsin kurtuluşu, umduğunu elde etmesi ve felâhı, ancak Allah’ı sevmesi, O’nu esas gaye görüp O’nu yöneldiği mabudu olarak kabul etmesi ile olur. 9. “En güzel (sözü) de” Allah’ın kullarına farz kılmış olduğu güzel inançları tasdik etmeyerek “yalanlarsa;” 10. “Biz de ona” nerede olursa olsun, kötülüğü kolaylaştırmak ve masiyetleri işleme imkânını vermek sureti ile “en zor yolu” en zor hali ve en kötü hasletleri “kolaylaştırırız.” Allah’tan esenlik dileriz. 11. “(Cehenneme) yuvarlandığı” helâk olduğu “zaman da” kendisini azdıran, kendisi sebebi ile Allah’a ihtiyacı olmadığını düşündüğü ve cimrilik ederek infâk etmediği “malı kendisine fayda vermez.” Çünkü insan ile birlikte salih amelinden başka bir şey gitmez. Farz haklarını çıkarıp vermediği malına gelince bu, onun için bir vebal olur. Zira o maldan, âhirette yarayacak şeyleri önden göndermemiştir. 12. “Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir.” Dosdoğru yol olan hidâyet Allah’a ulaştırır, O’nun rızasına yakınlaştırır. Sapıklığın yolları ise Allah’a ulaşmaz. Kişiyi çetin azaptan başka bir yere de götürmez. 13. “Âhiret de dünya da” mülkiyet ve tasarrufları itibari ile “yalnız Bizimdir.” Her ikisinde de O’nun hiçbir ortağı yoktur. O halde istekleri olanlar, O’ndan istesinler. Yaratılmışlara bel bağlamasınlar. 14. “İşte Ben sizi alev alev yanan” alevli, kaynayıp coşan “bir ateşle uyardım.” 15-18. “Oraya” Allah'ın bildirdiklerini “yalanlayıp” Rabbinin emirlerinden “yüz çeviren en bedbaht kimseden başkası girmez. Malını” nefsini arındırmak, onu günahlardan ve kirlerden temizlemek ve Yüce Allah’ın rızasını ummak suretiyle “arınmak için veren en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur.” Bu buyruklar, şuna delil teşkil etmektedir: Eğer müstehap olan bir infak, beraberinde farz olan borç ödeme, nafaka ve benzeri bir farzı terk etmeyi getiriyorsa meşru değildir. Aksine böyle bir kimsenin verdiği, çoğu ilim adamlarının kanaatine göre geçersizdir. Çünkü böyle bir kimse, farzı yerine getirme imkânını ortadan kaldıran bir müstehab ile arınmış olmaz. 19. “Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur.” Bu “en takvalı kimse” üzerinde mahlukattan herhangi bir kimsenin, karşılığı verilmesi gereken bir iyiliği yoktur. Kimin ona iyiliği dokunmuşsa o, mutlaka ona karşılığını vermiştir. Hatta belki kendisinin diğer insanlar üzerinde karşılığı ödenmedik iyilikleri vardır. Bu bakımdan o, Allah’ın halis bir kuludur. Çünkü yalnızca O’nun ihsanının kölesidir. İnsanların lütuf ve iyiliği karşısında borçlu kalan kimse, eğer bunların karşılığını vermeyecek olursa mutlaka onların hatırı için bir şeyleri terk eder ya da yapar ki bu da onun ihlâsını eksiltir. Bu âyet-i kerime elbette ki Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh’ı kapsamına alır. Hatta bu âyetin nüzul sebebinin o olduğu dahi söylenmiştir. Çünkü onun üzerinde kimseye karşılığını vermesi gereken bir minnet borcu yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bile. Zira onun, onun üzerinde sadece karşılığının ödenmesine imkân bulunmayan Allah Rasûlü olma nimeti vardır. Bu da İslâm dinine davet etmek, hidâyeti öğretmek ve hak dini göstermek nimetidir. Bu yönüyle Allah’ın ve Rasûlünün herkes üzerinde nimeti ve lütfu vardır. Bu lütfun karşılığını vermeye ise imkân yoktur. Bu âyet-i kerime Ebu Bekir radıyallahu anh’ı öncelikle kapsamına almakla birlikte elbette ki bu üstün vasfa sahip olup hiçbir mahluka karşı minnet borcu olmayan ve böylelikle bütün amelleri sırf Allah rızası için olan herkesi de kapsamına alır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 20-21. “(O nedenle o, verdiği) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). Yakında da o, elbette (yaptıklarını karşılığını alarak) razı olacaktır.” Bu, en takvalı kişi, Allah’ın kendisine bağışlayacağı pek çok lütuf, ihsan ve mükâfat çeşitlerinden dolayı hoşnut olacaktır. Leyl Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Cimrilik edip kendisiyle yetinen, yani kendi gücüne ve elindekilere güvenip Allah karşısında bile kendisini ihtiyaçsız görecek kadar kibirde ileri giden kişinin zora sokulmasından söz edilirken “en zor” anlamına gelen usrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu sebeple cümle genellikle “Biz onu en zora hazırlarız” şeklinde anlaşılmıştır. Allah’ın kulunu zor olana hazırlamasından maksat da kulun, Allah ve resulünün gösterdiği yolu kabul etmeyerek yanlışlarda ısrar etmesi, bu sûre bağlamında ise cimriliğini sürdürmesi neticesinde Allah’ın ondan hidayet ve yardımını çekmesi, onu kendi haline bırakmasıdır. Bu ise insan için en büyük mahrumiyettir. Çünkü bu şekilde kendi başına kalan kul helâl haram demeden nefsânî arzularını tatmine çalışır; kötülük yapmak, günah işlemek ona kolay gelir, bunlardan zevk alır. Sonunda da cehennemi boylar; dünyada cimrilik edip biriktirmiş olduğu servetini orada fidye olarak verip cehennem azabından kurtulmak ister ama bu da mümkün olmaz (bk. Mâide 5/36; Meâric 70/11-16).
Leyl Suresi 8. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Fakat her kim de malında cimrilik ederse ve üzerine farz olan yerlerde onu harcamaz, malından ötürü Allah’a karşı kendini yeterli görür ve Allah’ın kereminden hiçbir şey istemezse.