Önceki ayet· 92:6Sonraki ayet· 92:8

Leyl Suresi 7. Ayet· 92:7

↗ Leyl suresi
Mekki
فَسَنُيَسِّرُهُۥ لِلۡيُسۡرَىٰ
Ona en kolay(yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ona en kolay(yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onu en kolay yola muvaffak kılacağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ona, en kolay olanı kolaylayacağız.
Süleyman Ateş
Ona en kolay(yolda gitmey)i kolaylaştırırız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
We will ease him toward ease
Fransızca
Nous lui faciliterons la voie au plus grand bonheur
İspanyolca
le facilitaré el camino del bien
Rusça
Мы облегчим путь к легчайшему (к праведным деяниям)
Endonezce
maka akan Kami mudahkan baginya jalan menuju kemudahan (kebahagiaan)
Bengalce
আমি তাকে সুখের বিষয়ের জন্যে সহজ পথ দান করব।
Çince
我将使他易于达到最易的结局。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de ona, salih ameller işlemeyi ve Allah yolunda infak etmeyi kolaylaştıracağız.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun örtüp bürüdüğü zaman geceye; 2- Açılıp aydınlandığı zaman gündüze; 3- Erkeği ve dişiyi yaratana ki; 4- Sizin amelleriniz farklı farklıdır. 5- Kim verir ve korkup sakınırsa, 6- En güzel (sözü) de tasdik ederse, 7- Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız. 8- Ama kim de cimrilik eder ve (Allah'a) ihtiyacı olmadığını düşünürse, 9- En güzel (sözü) de yalanlarsa, 10- Biz de ona en zor yolu kolaylaştırırız. 11- (Cehenneme) yuvarlandığı zaman da malı kendisine fayda vermez. 12- Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir. 13- Âhiret de dünya da yalnız Bizimdir. 14- İşte Ben sizi alev alev yanan bir ateşle uyardım. 15, 16- Oraya yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimselerden başkası girmez. 17, 18- Malını arınmak için veren, en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur. 19- Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur. 20- (O nedenle o, verdiğini) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). 21- Yakında da o, elbette (yaptıklarının karşılığını alarak) razı olacaktır. (Mekke’de inmiştir. 21 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Burada Yüce Allah, kulların fiillerinin içinde bulundukları farklı hallerine göre ortaya çıktığı zamana yemin etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Andolsun” karanlığı ile bütün yaratıkları “örtüp bürüdüğü zaman” ve böylelikle her bir varlık kendi barınağına ve meskenine çekildiği ve kulların çalışmaktan yorulduktan sonra, dinlenmeye çekildiği vakit olan “geceye” 2. Işığı ile insanlar için “açılıp aydınlandığı zaman gündüze;” ki onlar onun aydınlığında işleri ve maslahatları için etrafa yayılırlar. 3. “Erkeği ve dişiyi yaratana ki;” Bu, Yüce Allah’ın erkek ve dişilerin yaratıcısı olma sıfatına sahip olması anlamında kendi şerefli zatına yapılmış bir yemin olabileceği gibi O’nun erkeği ve dişiyi yaratması fiiline yapılmış bir yemin de olabilir. Yüce Allah’ın bu husustaki hikmeti kemâl derecesindedir. Çünkü O, hayatta kalmalarını dilediği canlıların bütününü, erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Böylelikle o canlı türü hayatta kalabilmekte ve yok olmamaktadır. Bunların birini de diğerine şehvet zinciri ile bağlamış ve her birini diğerine uygun olarak yaratmış bulunmaktadır. En güzel yaratıcı olan Allah’ın şanı ne yücedir! 4. “Sizin amelleriniz farklı farklıdır.” Hakkında yemin edilen husus budur. Yani ey mükellefler, sizin yaptıklarınız birbirinden çok farklıdır. Bizzat ameller ve onların miktarları farklı olduğu gibi bu amelleri yapmaktaki gayretler ve bu amellerden gözetilen maksatlar da birbirinden çok farklıdır: Acaba yapılan bu amel, baki ve en yüce Allah’ın rızası için midir? Ki o takdirde bu amelin mükâfatı -Allah’ın baki olması sebebiyle kalıcıdır- ve sahibi ondan sürekli yararlanır. Yoksa bu amel, yok olmaya ve faniliğe mahkûm bir maksat için midir? Ki o takdirde de bu maksat batıl olduğu için onun için yapılan çaba da batıl olur. Bu gayenin yok oluşu ile amel de yok olur gider. İşte Allah’tan başkasının rızası gözetilerek yapılan bütün ameller böyledir. Bundan dolayı Yüce Allah, amelde bulunanlar arasında üstünlük farkı bulunduğunu belirtmekte ve onların amellerinin niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 5. “Kim verir” yani zekât, nafakalar, keffâretler, sadakalar, çeşitli hayır yollarına yapılan harcamalar gibi malî ibadetleri yerine getirirse; namaz, oruç ve buna benzer bedeni ibadetleri ifa ederse; hac, umre ve benzeri her ikisinin de bir arada bulunduğu (hem mali hem bedeni) ibadetleri yaparsa; “ve korkup sakınırsa” kendisine yasak kılınmış haramlardan ve masiyetlerden her türü ile uzak durursa; 6. “En güzel (sözü)”“Lâ ilâhe illallah”ı ve bunun delalet ettiği dinî akideleri ve bunun sonucu olarak verilecek mükâfatları “tasdik ederse;” 7. “Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız.” İşini ona kolaylaştırır, her türlü hayrı kolayca işlemesini, her türlü kötülüğü de kolayca terk etmesini sağlarız. Çünkü o, bu kolaylaştırmayı beraberinde getiren sebepleri işlemiştir. O bakımdan Allah da bunları ona kolaylaştırır. 8. “Ama kim de” emrolunduğu şeyleri yerine getirmekte “cimrilik eder” farz ve müstehab olan infakı terk edip de nefsi Allah’ın farzlarını eda etme noktasında cömert davranmazsa, “ve” Allah’a “ihtiyacı olmadığını düşünürse” nefsinin Rabbine son derece muhtaç olduğunu kabul etmeyerek O’na ibadeti bir kenara atarsa… Halbuki nefsin kurtuluşu, umduğunu elde etmesi ve felâhı, ancak Allah’ı sevmesi, O’nu esas gaye görüp O’nu yöneldiği mabudu olarak kabul etmesi ile olur. 9. “En güzel (sözü) de” Allah’ın kullarına farz kılmış olduğu güzel inançları tasdik etmeyerek “yalanlarsa;” 10. “Biz de ona” nerede olursa olsun, kötülüğü kolaylaştırmak ve masiyetleri işleme imkânını vermek sureti ile “en zor yolu” en zor hali ve en kötü hasletleri “kolaylaştırırız.” Allah’tan esenlik dileriz. 11. “(Cehenneme) yuvarlandığı” helâk olduğu “zaman da” kendisini azdıran, kendisi sebebi ile Allah’a ihtiyacı olmadığını düşündüğü ve cimrilik ederek infâk etmediği “malı kendisine fayda vermez.” Çünkü insan ile birlikte salih amelinden başka bir şey gitmez. Farz haklarını çıkarıp vermediği malına gelince bu, onun için bir vebal olur. Zira o maldan, âhirette yarayacak şeyleri önden göndermemiştir. 12. “Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir.” Dosdoğru yol olan hidâyet Allah’a ulaştırır, O’nun rızasına yakınlaştırır. Sapıklığın yolları ise Allah’a ulaşmaz. Kişiyi çetin azaptan başka bir yere de götürmez. 13. “Âhiret de dünya da” mülkiyet ve tasarrufları itibari ile “yalnız Bizimdir.” Her ikisinde de O’nun hiçbir ortağı yoktur. O halde istekleri olanlar, O’ndan istesinler. Yaratılmışlara bel bağlamasınlar. 14. “İşte Ben sizi alev alev yanan” alevli, kaynayıp coşan “bir ateşle uyardım.” 15-18. “Oraya” Allah'ın bildirdiklerini “yalanlayıp” Rabbinin emirlerinden “yüz çeviren en bedbaht kimseden başkası girmez. Malını” nefsini arındırmak, onu günahlardan ve kirlerden temizlemek ve Yüce Allah’ın rızasını ummak suretiyle “arınmak için veren en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur.” Bu buyruklar, şuna delil teşkil etmektedir: Eğer müstehap olan bir infak, beraberinde farz olan borç ödeme, nafaka ve benzeri bir farzı terk etmeyi getiriyorsa meşru değildir. Aksine böyle bir kimsenin verdiği, çoğu ilim adamlarının kanaatine göre geçersizdir. Çünkü böyle bir kimse, farzı yerine getirme imkânını ortadan kaldıran bir müstehab ile arınmış olmaz. 19. “Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur.” Bu “en takvalı kimse” üzerinde mahlukattan herhangi bir kimsenin, karşılığı verilmesi gereken bir iyiliği yoktur. Kimin ona iyiliği dokunmuşsa o, mutlaka ona karşılığını vermiştir. Hatta belki kendisinin diğer insanlar üzerinde karşılığı ödenmedik iyilikleri vardır. Bu bakımdan o, Allah’ın halis bir kuludur. Çünkü yalnızca O’nun ihsanının kölesidir. İnsanların lütuf ve iyiliği karşısında borçlu kalan kimse, eğer bunların karşılığını vermeyecek olursa mutlaka onların hatırı için bir şeyleri terk eder ya da yapar ki bu da onun ihlâsını eksiltir. Bu âyet-i kerime elbette ki Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh’ı kapsamına alır. Hatta bu âyetin nüzul sebebinin o olduğu dahi söylenmiştir. Çünkü onun üzerinde kimseye karşılığını vermesi gereken bir minnet borcu yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bile. Zira onun, onun üzerinde sadece karşılığının ödenmesine imkân bulunmayan Allah Rasûlü olma nimeti vardır. Bu da İslâm dinine davet etmek, hidâyeti öğretmek ve hak dini göstermek nimetidir. Bu yönüyle Allah’ın ve Rasûlünün herkes üzerinde nimeti ve lütfu vardır. Bu lütfun karşılığını vermeye ise imkân yoktur. Bu âyet-i kerime Ebu Bekir radıyallahu anh’ı öncelikle kapsamına almakla birlikte elbette ki bu üstün vasfa sahip olup hiçbir mahluka karşı minnet borcu olmayan ve böylelikle bütün amelleri sırf Allah rızası için olan herkesi de kapsamına alır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 20-21. “(O nedenle o, verdiği) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). Yakında da o, elbette (yaptıklarını karşılığını alarak) razı olacaktır.” Bu, en takvalı kişi, Allah’ın kendisine bağışlayacağı pek çok lütuf, ihsan ve mükâfat çeşitlerinden dolayı hoşnut olacaktır. Leyl Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu ve benzeri sûrelerin indiği Mekke’de insanlar arasında büyük bir gelir farkı bulunuyor; tüccar ve zengin bazı putperest Araplar yoksullar karşısında son derece bencil, duyarsız, umursamaz davranıyor; hatta dönemin canlı şahidi olan Kur’ân-ı Kerîm’in bildirdiğine göre bunlar, “Dilese Allah’ın doyuracağı kimseleri biz mi besleyeceğiz!” diyecek kadar küstahlaşıyor (bk. Yâsîn 36/47), birbirlerine cimriliği öğütleyecek kadar acımasız davranıyorlardı (bk. Nisâ 4/37; Hadîd 57/24). Bu sebeple Mekke döneminde inen âyetlerin Allah’ın birliği inancının yerleştirilmesinin yanında en büyük hedefi yoksulluk sorununa el atmak, bunun âcil yollarından biri olarak insanların kalplerini yoksul ve himayesizlere karşı bencillik, sevgisizlik ve cimrilikten arındırmak; dertlerin de nimetlerin de paylaşılabildiği bir toplumsal ruh ve zihniyet geliştirmek olmuştur. Konumuz olan sûre bu zihniyeti hazırlayan anlamlı tesbitler, öğütler, uyarılar ve müjdeler içermektedir. Sonuç olarak sûrede iki farklı karakter tipi ortaya konmakta; açıkça belirtilmemekle birlikte ifadenin genelinden kolayca anlaşıldığı üzere bunlardan ilki olan cömert ve özverili tip müslüman insanı, cimri ve bencil tip de inkârcıyı temsil etmektedir. “Güzel karşılık” diye çevirdiğimiz 6. âyetteki hüsnâ kelimesini müfessirler “iman, kelime-i tevhid, en güzel din olan İslâm, namaz, oruç ve zekât, ibadetlerin güzel karşılığı” gibi anlamlarla açıklamışlardır (bk. Şevkânî, V, 530; Elmalılı, VIII, 5876). Bize göre hüsnâ kelimesi bu bağlamda inanç, ibadet, muâmelât ve ahlâk ilkeleriyle İslâm inanç ve uygulamaları bütününü ifade eder. 7. âyette geçen ve Allah’ın cömert kulu için kolaylaştıracağı bildirilen rahatlık ve mutluluk yolunu ifade etmek üzere “en kolay” anlamına gelen yüsrâ kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime “daha fazla iyilik yapma özelliği, erdemi” olarak da açıklanmıştır. Buna göre insan iyilik yapmaya çalıştıkça Allah da onda iyilik iradesini güçlendirir, iyilik yollarını kolaylaştırır ve sonunda cömertlik denilen güzel haslet onun kişiliğinin ayrılmaz bir özelliği, karakteri haline gelir.
Leyl Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz de ona, salih ameller işlemeyi ve Allah yolunda infak etmeyi kolaylaştıracağız.