Önceki ayet· 96:6Sonraki ayet· 96:8

Alak Suresi 7. Ayet· 96:7

↗ Alak suresi
Mekki
أَن رَّءَاهُ ٱسۡتَغۡنَىٰٓ
Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,
Meal ihtilafı: 10% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendisinin muhtaç olmadığını zannettiği için.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.
Süleyman Ateş
Kendini zengin (kendine yeterli) gördüğü için,
Diller arası (7 dil)ıraksama 16.1%
İngilizce
Because he sees himself self-sufficient
Fransızca
dès qu'il estime qu'il peut se suffire à lui-même (à cause de sa richesse)
İspanyolca
cuando se cree autosuficiente
Rusça
когда ему кажется, что он ни в чем не нуждается
Endonezce
apabila melihat dirinya serba cukup
Bengalce
এ কারণে যে, সে নিজেকে অভাবমুক্ত মনে করে।
Çince
因为他认为自己是无求的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsan sahip olduğu makam ve maldan ötürü kendisini yeterli gördüğü için azgınlık eder.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Oku, yaratan Rabbinin adıyla! 2- O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. 3- Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir. 4- Kalemle öğretendir. 5- O, insana bilmediklerini öğretmiştir. 6- Asla! İnsan gerçekten azar; 7- Kendini zengin/yeterli görünce. 8- Halbuki dönüş, ancak Rabbinedir. 9, 10- Namaz kılarken kulu(umuz Muhammed’i) engelleyeni gördün mü? 11- Ya o (namaz kılan) doğru yol üzerindeyse; 12- Yahut takvâyı emrediyorsa (nasıl onu engeller)!? 13- Ya (onu engelleyen de) yalanlayıp yüz çeviriyor ise?! 14- O, Allah’ın kendisini gördüğünü bilmiyor mu? 15- Asla! Eğer buna bir son vermezse andolsun onu alnından tuttuğumuz gibi (ateşe atarız)! 16- O yalancı ve günahkâr alnından. 17- O da çağırsın bakalım meclisindekileri, 18- Biz de Zebânileri çağırırız. 19- Asla! Ona itaat etme! Secde et ve (Allah'a) yaklaş! (Mekke’de inmiştir. 19 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Bu sûre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e inen ilk Kur’ân sûresidir. Nübüvvetinin başlangıcında nazil olmuştu. O vakit Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Kitab nedir, iman nedir, bilmiyordu. Cibril aleyhisselam ona risalet görevini getirip vermiş ve okumasını emretmişti. O ise mazeret beyan ederek:“Ben okuma bilen birisi değilim!” demişti. Cebrail, bu emrini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem okuyuncaya kadar tekrar etmişti. Ardından Yüce Allah şu buyrukları indirdi:“Oku” bütün varlıkları “yaratan Rabbinin adıyla!” 2. Sonra Alah, özellikle insanı ve onun yaratılışının başlangıcını anarak onu “bir kan pıhtısından” yarattığını belirtmektedir. İnsanı yaratan, var edilişinde ona oldukça itina gösteren bu yüce zatın, emir ve yasaklar ile de onun işlerini yönlendirmesi kaçınılmazdır. Bu da peygamberler göndermek ve Kitaplar indirmekle olur. İşte bundan dolayı okuma emrini verdikten sonra insanı yarattığını söz konusu etmekte ve daha sonra da şöyle buyurmaktadır: 3. “Oku! Rabbin, sonsuz lütuf sahibidir” Pe kçok sıfatta ve pek geniş kerem ve ihsanların sahibidir. Cömertliği pek boldur. Çeşitli ilimleri öğretmiş olması da O’nun kereminin bir tecellisidir. 4-5. Ayrıca O “kalemle öğretendir. O, insana bilmediklerini öğretmiştir.” Yüce Allah, insanı annesinin karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkarmıştır. Ona işitecek kulak, görecek göz, akledecek kalp vermiş, ona ilmi elde etme yollarını kolaylaştırmıştır. Ona Kur’ân’ı ve hikmeti öğrettiği gibi kendisi vasıtası ile ilimlerin korunabildiği, hakların tespit edilebildiği, insanların konuşmalarının yerini tutan ve başkalarına mesaj iletme aracı olan kalemle yazı yazmayı da öğretmiştir. Hamd Allah’adır. O, kulların şükretmekten ve karşılıklarını vermekten âciz kaldıkları bunca nimetleri ihsan edendir. 6-8. Yüce Allah, insana bol rızık lütfetmiş ve ayrıca onu ihtiyaçtan kurtararak varlık sahibi kılmıştır. Fakat insan bilgisizliği ve zalimliği dolayısıyla kendisini müstağnî (muhtaç olmayan) bir konumda gördüğü vakit haddi aşar, azgınlaşır, hidâyete karşı büyüklenir ve Rabbine döneceğini unutur. Amellerinin karşılığının verileceğinden korkmaz. Hatta hidâyeti terk etmenin yanı sıra başkalarını da hidâyeti terk etmeye çağırma noktasına kadar ulaştığı da olur: 9-12. Başkasını hidâyeti terk etmeye çağıran kişi bununla da kalmaz imanın öngördüğü amellerin en faziletlisi olan namazdan alıkoymaya da kalkışır. İşte Yüce Allah, böyle azgın ve batıl üzerinde direnen kimseye şunları söylemektedir: Ey namaz kılan kuluma engel olan kişi! “Ya o” namaz kılan kulum “doğru yol üzerindeyse?” Hakkı biliyor ve gereğince amel ediyor ise? “Yahut” başkasına “takvâyı emrediyorsa?” Bu nitelikte olan bir kimsenin bu işten alıkonulması uygun bir şey midir? Böyle birisini bu ibadetten alıkoymak, Allah’a karşı savaşın, hakka karşı mücadelenin en büyük şekli değil midir? Çünkü böyle bir alıkoyma, ancak bizzat hidâyet üzere olmayan yahut da başkasına takvânın aksini emreden kimseye yapılabilir. 13. “Ya” namazdan alıkoyan kimse hakkı “yalanlayıp” ilâhî emirlerden “yüz çeviriyor ise?” Allah’tan korkmaz ve O’nun azabından çekinmez mi? 14. “O, Allah’ın” yapıp ettiklerini “gördüğünü bilmiyor mu?” Daha sonra halini sürdürmeye devam ettiği takdirde onu tehdit etmek üzere şöyle buyurmaktadır: 15-16. “Asla! Eğer buna bir son vermezse” söylediklerinden ve yaptıklarından vazgeçmez ise “andolsun onu alnından yakalayıp (ateşe atarız).” Çok güçlü ve zorlu bir şekilde alnından yakalayıp çekeriz. Ona gerçekten bu yakışır. Çünkü onun alnı, söylediği sözlerinde “yalancı ve” yaptıklarında “günahkâr” bir alındır. 17. “O da” azaba uğratılması hak olan bu kişi, “çağırsın bakalım meclisindekileri.” Başına gelen bu musibete karşı yardım etsinler diye meclisinde olanları, arkadaşlarını ve çevresindekileri çağırsın. 18. “Biz de” onu yakalamak ve ona azap etmek üzere cehennem bekçileri olan “Zebânileri çağırırız.” O da baksın ve düşünsün bakalım! Bu iki tarafın hangisi daha güçlü, daha muktedirdir? Bu da namaz kılanı alıkoymak isteyen kişinin durumunu ve onun kendisi ile tehdit olunduğu cezayı ortaya koymaktadır. 19. Namaz kılması engellenene gelince; Yüce Allah ona da bu engellemeye kulak asmamasını, onun bu yasaklamasına itaat etmemesini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Asla! Ona itaat etme!” Çünkü o, ancak hüsran ihtiva eden bir emir verir. Rabbine “secde et” ve gerek secde halinde gerekse diğer itaatlerle Allah’a yakınlaştırıcı amellerle O’na “yaklaş!” Çünkü bütün bu ameller, kişiyi Allah’ın rızasına ve O’na yakınlaştırır. Bu buyruklar, her ne kadar Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i namazdan alıkoymak isteyen, bundan dolayı da ona işkence eden Ebû Cehil hakkında nâzil olmuş ise de hayırdan alıkoymaya çalışan ve hayırdan alıkonulmak istenen herkes hakkında geçerlidir. Alak Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirlerin çoğunluğu 6. âyette eleştirilen “insan” ile bilhassa İslâm’ın en azılı düşmanlarından olan Ebû Cehil’in kastedildiğini belirtirler. Rivayete göre Ebû Cehil, “Lât ve Uzzâ’ya yemin olsun, Muhammed’i namaz kılarken görürsem mutlaka ensesine binip yüzünü toprağa sürteceğim!” diyerek onun namaz kılmasını engellemeye karar vermişti. Hz. Peygamber’i namaz kılarken gördüğünde yeminini yerine getirmek isteyince hemen geri döndüğü ve garip bir şekilde elleriyle kendini korumaya çalıştığı görülmüş; niçin böyle tuhaf hareketler yaptığı sorulunca, “Benimle onun arasında ateşten bir hendek, korkunç bir varlık ve bazı kanatlı şeyler meydana geldi” demiştir. Hz. Peygamber, “Eğer bana yaklaşsaydı melekler onu kapıp parça parça edeceklerdi!” buyurmuş, bu olay üzerine 6-19. âyetler inmiştir (bk. Müslim, “Münâfıkīn”, 38; İbn Kesîr, VIII, 461). Bu âyetlerin nüzûlüne böyle bir olay sebep olsa da, burada ifade edilen evrensel gerçek, hangi devirde olursa olsun insanın hayat mücadelesinde Allah’ı unutup yalnız kendine güvenmesi, her durumda kendisini yeterli görüp Allah’ın yardım ve tevfikinden kendisini müstağni saymasıdır. Kur’an, Câhiliye putperestleri örneğinde, Allah’a karşı bu küstah tavrı çeşitli vesilelerle eleştirmektedir. “Gerçek şu ki” diye çevirdiğimiz kellâ kelimesi olumsuzluk edatı olup devamında kendisinden sonra anlatılanların aslında olmaması gerektiğini ifade eder. Bu bağlamda, zenginliğine güvenerek şımaran ve kendini kendine yeterli görerek nankörlük eden, azgınlaşıp hakka sırt çeviren insanın böyle yapmaması gerektiğini vurgular. Zira gerçekte insan zayıf ve muhtaç bir varlıktır; sağlık, huzur, sükûn ve emniyet içerisinde hayatını devam ettirebilmesi için öncelikle Allah’a ve kendisinin de üyesi bulunduğu toplumun diğer fertlerine ihtiyacı vardır. İnsanların ellerinde bulunan bütün imkânların gerçek sahibi ise kendileri değil, onu yaratan ve istediği anda ellerinden alma gücüne sahip olan Allah Teâlâ’dır. Buna rağmen insanın sahip olduklarına aldanıp şımararak Allah’a itaatten uzaklaşması, kendini kendine yeterli ve başkalarından üstün görmesi, kaderinin kendi elinde olduğunu iddia etmesi vb. küstahça tutumları bilgi, iman ve basiret eksikliğinden kaynaklandığı için Allah tarafından kınanmıştır.
Alak Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İnsan sahip olduğu makam ve maldan ötürü kendisini yeterli gördüğü için azgınlık eder.