Münafıklar, onların meclislerinde gizledikleri hile ve tuzaklarını Allah’ın bildiğini ve Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın gaybı bildiğini bilmiyorlar mı? Yapmış oldukları hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna karşılık olarak onları cezalandıracaktır.
75- Onlardan bazısı da: Eğer bize lütfundan ihsan ederse, andolsun ki sadaka vereceğiz ve kesinlikle salihlerden olacağız, diyerek Allah’a söz vermişti. 76- Ama Allah kendilerine lütfundan ihsan edince cimrilik ettiler ve yüz çevirerek gerisin geriye döndüler. 77- Allah’a verdikleri sözlerini tutmadıkları ve yalan söyleyegeldikleri için sonunda Allah, kalplerine huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek) bir nifak soktu. 78- Onlar bilmezler mi ki Allah, sırlarını da gizli konuşmalarını da kesinlikle bilmektedir ve Allah, gaybı çok iyi bilendir?
75. “Onlardan bazısı da” yani bu münafıklar arasından: “Eğer bize lütfundan ihsan ederse” dünyalıklardan bize bol bol verirse “andolsun ki sadaka vereceğiz ve kesinlikle salihlerden olacağız” akrabalık bağlarını gözeteceğiz, misâfire ikramda bulunacağız, hak yoluna yardımcı olacağız, güzel ve salih işlerde bulunacağız, “diyerek Allah’a söz vermiş” kimseler vardır.
76. “Ama Allah kendilerine lütfundan ihsan edince ” sözlerini yerine getirmediler, aksine “cimrilik ettiler ve” Allah’a ve Peygamberine itaatten, emirlerine boyun eğmekten “yüz çevirerek” hayra iltifat etmeksizin “gerisin geriye döndüler.”
77. Onlar, Allah’a vermiş oldukları sözlerini yerine getirmeyince Yüce Allah da onları şöyle cezalandırmıştır:“Allah’a verdikleri sözlerini tutmadıkları ve yalan söyleyegeldikleri için sonunda Allah, kalplerine huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek)” kesintisiz olarak sürekli devam edecek “bir nifak soktu.” Öyleyse mü’minlerin oldukça çirkin olan bu nitelikten sakınmaları gerekir. Şu maksadım gerçekleşecek olursa mutlaka şunları şunları yapacağım, diyerek Rabbine söz verdikten sonra bu maksadı gerçekleştiği halde sözünü yerine getirmemekten kaçınmalıdır. Çünkü Yüce Allah, bu kimseleri cezalandırdığı gibi onu da münafıklıkla cezalandırabilir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Buhari ile Müslim’de sabit olan sahih bir hadisinde şöyle buyurmuştur:“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, ahitleştiği zaman ahdini bozar, söz verdiği zaman da yerine getirmez.”[23] İşte eğer lütfundan kendisine ihsanda bulunacak olursa, mutlaka sadaka vereceğine ve salihlerden olacağına dair Yüce Allah’a ahit ve söz veren bu münafığın durumu da aynıdır: O konuşmuş, ama yalan söylemiştir, ahitte bulunmuş ama onu bozmuştur ve söz vermiş ama sözünü tutmamıştır.
78. Bundan dolayı da Yüce Allah, bu şekilde davrananları şöyle tehdit etmiştir:“Onlar bilmezler mi ki Allah, sırlarını da gizli konuşmalarını da kesinlikle bilmektedir ve Allah, gaybı çok iyi bilendir?” Yüce Allah, bildiği o amellerine karşılık onları cezalandıracaktır. Bu âyet-i kerimeler münafıklardan Sa’lebe diye bilinen bir kişi hakkında inmiştir. Bu kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek Yüce Allah’a, kendisine lütfundan bir şeyler vermesi için dua etmesini istedi ve eğer Allah ona bir şeyler verecek olursa mutlaka sadaka vereceğini, akrabalık bağını gözeteceğini, hak yolda karşı karşıya kalınan sıkıntılara destek vereceğini söyledi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onun için dua etti. Bu adamın koyunları vardı, koyunları sürekli olarak arttı ve nihâyet onları alıp Medine’nin dışına çıktı. Beş vakit namazdan ancak bir ikisinde cemaate katılabiliyordu. Sonra daha da uzaklara gitti ve sadece Cuma namazına gelebilir oldu. Koyunları arttıkça daha da uzaklaştı. Bu sefer Cuma namazlarına da katılamaz oldu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onun görünmediğini fark edince halini sordu, ona durumu haber verildi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zekât vereceklerden zekât almak üzere görevliler gönderdiğinde bunlar Sa’lebe’ye de uğradılar. O da:“Bu (zekat değil) ancak cizye olabilir. Bu cizyeye eşdeğer bir şeydir” dedi. Zekâtı tahsil etmekle görevli memurlara zekâtını vermeyince onlar da gelip Peygamber’e durumu haber verdiler. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem üç kere:“Yazıklar olsun Salebe’ye!” buyurdu. Onun ve benzerlerinin hakkında bu âyet-i kerimeler nazil olunca da yakınlarından birisi gidip ona bu âyeti ona tebliğ etti. Bu sefer Sa’lebe zekâtını getirdi ise de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onu kabul etmedi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in vefatından sonra zekâtını getirip Ebu Bekir’e vermek istedi, o da kabul etmedi. Ebu Bekir’den sonra Ömer’e getirip vermek istedi, o da kabul etmedi. Onun Osman döneminde öldüğü söylenir.[24]
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerden ilk ikisinin nüzûl sebebi olarak tefsirlerde genellikle yer alan olayların tarihî verilerle bağdaşmadığı görülmektedir (meselâ bk. Taberî, X, 188-191; Şevkânî, II, 439-440). Burada, kendisini ruhen eğitememiş, davranışlarını yönlendirmeye muktedir bir iman düzeyine erişememiş insanların sürekli yaşadıkları çelişkilere bir örnek verilmekte, âyetlerin bağlamı ve iniş zamanı bakımından bu örneklemeye en uygun düşen nifak zihniyetine ve münafıkların tutumlarına gönderme yapılmaktadır. Esasen geniş imkânlara kavuşunca bunları hayır yollarında kullanma ve başkalarına yardımcı olma özlemi taşımak dinen yerilen bir tutum değildir. Aksine Hz. Peygamber’in hadislerinde amellerin niyetlere bağlı olduğu (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1), bir iyiliği gönlünden geçirdiği halde güç yetiremediği için bunu gerçekleştiremeyen kişinin bundan ötürü sevap kazanacağı bildirilmiştir (bk. Müslim, “Îmân”, 203-204, 206; Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir fî kavâ‘idi ve furû‘ı fıkhi’ş-Şâfi‘iyye, s. 38-40). Fakat bu âyetlerde belirtildiği üzere bir kısım münafıkların yaptığı gibi, sırf kendi çıkarının söz konusu olduğu durumda Allah’a yönelen, üstelik –beklentisine kavuşursa bunları– hayır yolunda kullanacağına dair Allah’a söz veren, kendilerine ilâhî bir lutufta bulunulduğunda ise hemen cimrileşen ve yüz çeviren kimseler sorumluluk bilincini ve kendilerine olan saygıyı yitirmiş insanlardır; onların ne Allah’a ne kendilerine ne de başka insanlara karşı verdikleri söze güvenilir.
75. âyette bu karakterdeki insanların iyi kimselerden olma hedefi ve vaadini de kendilerine geniş imkânlar verilmesi şartına bağladıklarına değinilmesi insan psikolojisine ışık tutma açısından ilginçtir. Bulunduğu şartlar içinde sınava tâbi tutulduğunu göz ardı eden insanoğlu, zaman zaman kendi sınav ortamını kendisi düzenlemek istercesine iyi olmayı kendisine belirli imkânların sağlanması şartına bağlamaya çalışmakta, mevcut durumda olabileceğin en iyisini yapma irade ve çabasını ortaya koyamamış olmanın bahanelerini üretmekle vakit kaybetmektedir.
77. âyette bu tip kişilerin yüreklerine nifakın yerleştirilmiş olduğu belirtilmekle beraber, yine âyetin açıklamasına göre bu tamamen onların kendi kusurları yani Allah’a verdikleri sözden caymaları ve yaptıkları yemini bozma bahanesi uydura uydura yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmeleri sebebiyledir. Bundan dolayı müfessirler bu âyetin tefsiri sırasında genellikle şu hadise yer verirler: Münafığın üç alâmeti vardır; konuştuğunda yalan söyler, vaad ettiğinde vaadinden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet eder (Buhârî, “Şehâdât”, 28; Müslim, “Îmân”, 107). Âyetin “kendi huzuruna çıkacakları güne kadar” diye mâna verilen kısmından maksadın kıyamet günü olduğu anlaşılmaktadır.
Münafıklar, onların meclislerinde gizledikleri hile ve tuzaklarını Allah’ın bildiğini ve Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'nın gaybı bildiğini bilmiyorlar mı? Yapmış oldukları hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna karşılık olarak onları cezalandıracaktır.