Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Sadakalar hakkında sana dil uzatanlar vardır. Onlara verilirse hoşnut olurlar, verilmezse, hemen öfkeleniverirler
Elmalılı Hamdi Yazır
İçlerinde (topladığın) sadakalar hakkında sana tariz eden (dil uzatan) ler de var. Eğer o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen kızarlar.
Yaşar Nuri Öztürk
İçlerinden bir kısmı da sadakalar konusunda sana laf dokundurur. Ondan kendilerine verilmişse memnun olurlar. Verilmemişse hemen öfkelenirler.
Süleyman Ateş
Onlardan kimi de sadakalar(ın bölüştürülmesi hususun)da sana dil uzatır. Eğer o sadakalardan kendilerine pay verilse hoşlanırlar, onlardan kendilerine pay verilmezse hemen kızarlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.7%
İngilizce
And among them are some who criticize you concerning the [distribution of] charities. If they are given from them, they approve; but if they are not given from them, at once they become angry
Fransızca
Il en est parmi eux qui te critiquent au sujet des Sadaqats: s'il leur en est donné, les voilà contents; mais s'il ne leur en est pas donné, les voilà pleins de rancœur
İspanyolca
De entre ellos hay quienes te critican por cómo repartes las caridades [¡oh, Mujámmad!]. Si les das de ellas [todo lo que pretenden] quedan satisfechos, pero si no lo haces se molestan
Rusça
Среди них есть такие, которые обвиняют тебя из-за милостыни. Если им достается что-либо из милостыни, то они остаются довольными, если же им ничего не достается, то они приходят в ярость
Endonezce
Dan di antara mereka ada yang mencelamu tentang (pembagian) sedekah (zakat); jika mereka diberi bagian, mereka bersenang hati, dan jika mereka tidak diberi bagian, tiba-tiba mereka marah
Bengalce
তাদের মধ্যে এমন লোকও রয়েছে যারা সদকা বন্টনে আপনাকে দোষারূপ করে। এর থেকে কিছু পেলে সন্তুষ্ট হয় এবং না পেলে বিক্ষুব্ধ হয়।
-Ey Resul!- Sadakalardan umduklarına ulaşamadıkları için münafıklardan, sadakaların taksimi hususunda seni eleştirenler vardır. Eğer istedikleri şey kendilerine verilirse senden hoşnut olurlar. Yok eğer istedikleri verilmezse kızıp homurdanırlar.
58- Onlardan bazıları da sadakalar hususunda sana dil uzatırlar. Zira eğer kendilerine onlardan verilirse hoşnut olurlar. Kendilerine onlardan bir şey verilmezse de hemen kızarlar. 59- Keşke onlar, Allah’ın ve Rasûlünün kendilerine verdiğine razı olsalardı da:“Bize Allah yeter. Elbet Allah bize lütfundan verecektir, Rasûlü de. Şüphesiz biz ancak Allah’tan umarız” deselerdi.
58. Yani münafıklar arasından senin sadakaları pay etmeni ayıplayan ve bu konuda seni tenkit eden kimseler de vardır. Ancak onların bu hususta seni tenkit edip ayıplamalarının sebebi, doğru bir maksad olmadığı gibi sağlıklı bir görüşe de dayanmıyordu. Onların asıl maksadı bu sadakalardan da kendilerine bir şeyler verilmesidir. O nedenle de “eğer kendilerine onlardan verilirse hoşnut olurlar. Kendilerine onlardan bir şey verilmezse de hemen kızarlar.” Halbuki gerçek bir kulun hoşnutluğunun da gazabının da nefsinin dünyevî isteklerine ve kötü maksatlarına tâbi olmaması gerekir. Aksine iyi bir kulun tutum ve davranışlarında Rabbinin rızasını gözetmesi gerekir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“Sizden herhangi bir kimsenin hevâsı getirdiklerime tâbi olmadıkça o kimse iman etmiş olmaz.”[22] Yüce Allah daha sonra da şöyle buyurmaktadır:
59. “Keşke onlar Allah’ın ve Rasûlünün kendilerine” az ya da çok olsun “verdiğine razı olsalardı da: Bize Allah yeter” O’nun bize ayırdığına razıyız, hoşnutuz “Elbet Allah bize lütfundan verecektir, Rasûlü de Şüphesiz biz ancak Allah’tan umarız” Allah’ın lütuf ve ihsanını umarak: Menfaatlerimizi elde etmek ve bize gelecek zararları önlemek hususunda O’na niyaz ederiz, “deselerdi.” Eğer böyle yapsalardı elbette nifaktan kurtulur, imana ve yüce makamlara ulaştırılırlardı.
Daha sonra Yüce Allah farz sadakaların (yani zekâtın) pay ediliş şeklini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyetin iniş sebebi olarak tefsirlerde münferit olaylar zikredilmekle beraber, bunların sıhhati ve vâkıaya uygunluğu ile ilgili tereddüt ve eleştiriler bulunmaktadır (Taberî, X, 155-157; Reşîd Rızâ, X, 486-488; Elmalılı, IV, 2571; Ateş, IV, 94-98). Bir bakışa göre, bu sûrenin değişik yerlerinde ve özellikle 56. âyetinde artık münafıkların eski tavırlarını değiştirme ihtiyacı duyduklarına işaret edildiği dikkate alınırsa, bu aşamada Resûlullah’a ve onun verdiği bir karara dil uzatma küstahlığında bulunabilmeleri uzak ihtimaldir. Dolayısıyla, âyetin belirli bir kişinin sözleri üzerine inmiş olmadığı ve sözün akışı içinde onların daha önceleri sergiledikleri tavırların hatırlatılması ve kınanmasının hedeflendiği söylenebilir (Derveze, XII, 162). Başka bir yaklaşıma göre ise, bazı rivayetler ışığında âyetin şöyle açıklanması da mümkündür: Zekât mallarına göz dikmiş bazı kimseler Hz. Peygamber’den bunların kendilerine verilmesini istemişler, Resûlullah onların bu haksız taleplerini hoş karşılamamış, onlar da serzenişte bulunmaya başlamışlardı; işte âyet bu tutumu kınamakta, ardından gelen 59. âyet de kanaatkâr olmaya ve Hz. Peygamber’in takdirine saygılı davranmaya çağırmaktadır.
Âyette geçen sadaka kelimesi, “doğru söylemek, sözünü tutmak” gibi anlamlara gelen sıdk kökünden türetilmiş olup, müminin hem bir başkasına merhamet sâikiyle sunduğu şeyleri ve yaptığı yardımları hem karşılığında dünyevî hiçbir şey beklemeden ahlâkî yahut hukukî gerekçelerle yapmakla yükümlü olduğu yardımları hem de zekât adı verilen ve ibadet mahiyeti taşıyan zorunlu ödemeyi kapsar. Daha sonraki dönemlerde gönüllü ödemeleri ifade için kullanılır hâle gelen bu kelimenin 60. âyette terim anlamıyla yani zekât mânasında kullanıldığı hemen bütün İslâm âlimlerince kabul edilir.
-Ey Resul!- Sadakalardan umduklarına ulaşamadıkları için münafıklardan, sadakaların taksimi hususunda seni eleştirenler vardır. Eğer istedikleri şey kendilerine verilirse senden hoşnut olurlar. Yok eğer istedikleri verilmezse kızıp homurdanırlar.